Kestane’nin Düşü – Mine Bay Yazdı

Kestane’nin Düşü – Mine Bay Yazdı
Yayınlama: 13.03.2024 19:20
A+
A-

Kediye köpeğe eziyet eden öldüren İbrahimgiller. Bugünkü duruşmada insanların isyanını nefretini gördünüz mü? Başınıza neler geleceğini, toplumdan nasıl dışlanacağınızı iyice anladınız mı? Dürtülerinize söz geçiremiyor musunuz? Olmadı kendinizi eve kapatın.

İlk ve tek öykü kitabım ismini bir kediden alır. Kestane, sahibinin göğsüne yatıp uyuduğunda, zaman zaman onunla aynı rüyayı gören kedinin ismidir. İki yaşına basan öykü kitabım “Kestane’nin Düşü”, üç romandan sonra güle oynaya çıkardığım kitap. Roman yazmak kahırmış, öykü yazmak çok tatlıymış. Bugünün anısına “Kestane’nin Düşün” de de yer alan yazdığım ilk öyküyü, “Nefes”i paylaşacağım.

NEFES

Nefes, yaşlı kadına: “Artık beni içine hevesle çekmiyorsun, üzerinde hep bir ağırlık var. Yorgunluk mu hastalık mı bilemedim? Beni iyi karşılamıyor, gönülsüz misafir ediyorsun.” dedi.

Yaşlı kadın derin bir nefes aldıktan sonra gülümseyerek: “Hem hastayım, hem yorgunum. Hepsinden önemlisi çok ama çok yaşlıyım. Dile kolay seksen beş yaşındayım. Ellerim ayaklarım eskisi gibi tutmaz. Yediğim yemekten bile tat alamam. Yaşamaktan öyle yorgun, öyle bitkinim ki… Bir de bana sitem edip niye beni hoş karşılayıp misafir etmiyorsun diyorsun. Artık bana eziyet etme!”

Nefes: “Ben yaşlanmam, yaşlanan bedeni de sevmem. Bana eziyet etme, ellerim ayaklarım tutmuyor diyorsun ama olmaz, kabul edemem. Gayret et biraz. Kalk bahçeye çık. Otuz sene önce kendi elinle diktiğin dut ağacının altında bir çay iç. Canlanacak, beni reddetmekten vazgeçeceksin.”

Yaşlı kadın yattığı yerden binbir zahmetle kalkıp tıpkı yeni yürümeyi öğrenen bir bebek gibi adımlarını yavaş ve temkinli atarak, duvarlara tutuna tutuna, bahçeye otuz adımda ulaştı, her zaman oturduğu eski tahta sandalyesini buldu. Titreyen eliyle sandalyeyi ağacın dibine koyup oturduktan sonra yorgunlukla derin bir nefes aldı.

Nefes: “Bak! Kıpırdamadan yattığın yerde beni pek gönülsüz karşılıyordun ama biraz hareket edip söylediklerimi yaptığında nasıl da beni hevesle içine çekiyorsun.” dedi.

Yaşlı kadın: “Bilirim hiç yaşlanmazsın, sen sonsuz gençliğin coşkusuyla bir ırmak gibi akıp gitmek, bir tarla gibi sürülmek, bir ağaç gibi yaprak açıp toprağa kök salmak istersin. Ama dedim ya! Artık bu beden ne bir ırmak gibi coşabilir, ne bir ağaç gibi yaprak açabilir, ne de toprak gibi hayat saçabilir. Bırak da git artık beni, eziyet etme bana!”

Yaşlı kadının kulağına: “Bak, bu hem toprağın, hem çimenin, hem de dut ağacının kökünün kokusu. Nasıl canlılık verdi sana değil mi? İnat etme, gönülsüz karşılama beni, hevesle içine çek.” diye fısıldadı.

Yaşlı kadın oturduğu tahta sandalyede başını geriye atıp az önceki güzel kokuların etkisiyle derin bir nefes aldı. Gözlerini ağacın koca yapraklarına dikerek, yeni yeni çıkmaya başlayan dutlara baktı. “Ah! Rahmetli kocam hayatta olsaydı, benim hâlimden bir o anlardı. Sen istediğin kadar üstele, beni hevesle içine çekip güzel karşıla de. Olmaz olur mu, ölen dirilir mi, bu beden her nefeste gençleşir mi? Bırak artık yakamı.” dedi.

Yaşlı kadının bahçeye indiğini gören torunu, hemen çay getirip babaannesinin eline tutuşturuverdi. Asma ağacına, dut ağacına, fındık ağacına son kez bakıp yapraklarını gözüyle sevdi. Çayını yudumlarken yüzünü okşayan ılık rüzgârı olabildiğince çok hissetmeye çalışarak, isteksiz isteksiz nefes alıp verdi.

İçeri geçip uzandığında nefesi yanına çağırdı. Nefes şımarık bir edayla hızla eserek kadının başucuna geldi. “Haydi, söyle bakalım, beni hakkıyla karşılayıp içine çekeceğini söyle. Sürekli şikâyet etmeyeceğini söyle.” dedi.

Yaşlı kadın feri sönmüş gözlerini tavana dikip: “Altı çocuk doğurdum, on bir torunum var. Yedim, içtim, gezdim, gördüm, söyledim, dinledim artık yoruldum. De bana hele, artık benden ne istersin.”

Nefes bunları duyar duymaz arkasını dönüp usul usul esip uzaklaştı. Ve yaşlı kadın nefes gider gitmez, tüm ihtişamıyla karşısına dikilen ölümü, kollarını açarak mutlulukla kucakladı.

1976 Sivas doğumludur. Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi veİdari Bilimler Fakültesi İşletme mezunudur. Yazmak dışında herhangi bir işle meşgul olmamıştır. İlk romanı “Kasaba” 2017 yılında yayımlanmıştır. Roman 1980 ihtilalinden bugünün Türkiye’sine değin geçen süreyi hikâye eder. Yer yer büyülü gerçeklik unsurları ile yer yer distopik bir evren gözlenir. İkinci romanı “Eşikte” 2019 yılında yayımlanmıştır. Tipik bir post modern romandır. Konusu sosyal medyada çocuk tacizidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğini almış, yüz kütüphaneye dağıtılmıştır. Üçüncü romanı “Kesit” 2020 yılında yayımlanmıştır. Tarikat yaşamını hikâye eder. İlk ve tek öykü kitabı “Kestane’nin Düşü” 2022 yılında yayımlanmıştır. Toplamda yedi öyküden oluşur. Öykülerin konusu; yaşlılık, yalnızlık, yozlaşmış gelenekler, siyasi iktidarın toplumsal baskısı, işsiz öğretmenler, cemaate teslim edilmiş fakir öğrenciler, ölüm ve kabul ediliş biçimidir. Son kitabı, siyaset araştırma ve inceleme konulu “Ulak” 2023 yılında yayımlanmıştır. Kitapta ülke siyasetinin yanı sıra kitap analizleri, gezi, anı ve denemeler de yer almaktadır. Çeşitli gazetelerde gündem ve siyasete dair köşe yazısı yazmaya devam etmektedir.