Oscar Wilde ‘Dorian Gray’in Portresi’ – Mine Bay Yazdı

Oscar Wilde ‘Dorian Gray’in Portresi’ – Mine Bay Yazdı
Yayınlama: 03.07.2024 21:30
A+
A-

İrlandalı Oscar Wilde 1854’te doğmuş,1900 yılında hayatını kaybetmiş. Pek çok alanda eser vermiş; oyun yazmış, öykü yazmış, roman yazmış, şiir yazmış, oldukça başarılı ve sivri dilli bir yazardır.

Fakat cinsel yönelimi eserlerinin önüne geçmiş, daha çok hayatı ve hazin sonu konuşulmuş. Yazar eğitimli, zengin bir ailenin çocuğu.

O dönemde,1850’li yılların ortalarında varlık içinde yaşayanlarla yokluk içinde yaşayanlar arasında müthiş bir uçurum vardı. Zenginler genellikle asil ailelerdi. Varlık demek hizmetçileriniz olması demek, öğle ve akşam yemeklerinde davet düzenlemeniz, bunun için de sadece menüyü hazırlayıp uşağınızın eline tutuşturmanız yeterli demekti.

Davetlerde, partilerde ve kulüplerde vakit geçirir çalışmazdınız. Bunları yazdıktan sonra, yokluk içinde yaşamanın nasıl olduğunu tahmin edersiniz. Zenginlere hizmet ederek, onların çamaşırlarını yıkayıp yemeklerini yaparak. O yıllarda elektrikli ev aletleri yok. Bunların yerine evinizde bu işleri yapan kanlı canlı insanlar var.

Yazar çok iyi okullarda okuyor, başarı ödülü alıyor, burs kazanıyor. Şiirleri ve yazıları ödül alıyor, oldukça zeki ve çalışkan bir öğrenci. Okurken de estetizm akımından etkileniyor.

Estetizm adından da anlaşılacağı gibi saf güzelliği amaçlayan, 19. Yüzyıl ortalarında Viktorya dönemi muhafazakârlarına karşı çıkan, özgürlükçü, entelektüel bir sanat akımı. Bu akıma göre sanat sanat içindir.Oscar Wilde zengin bir kadınla evleniyor ki kendisinin de statüsü yüksek, iki çocuğu oluyor.

Gelelim çok konuşulan tartışılan yönüne. Erkek sevgilileri var ve pek çok jigolo ile ilişkiye giriyor. Onun cinsel kimliğini sakladığını pek söyleyemeyiz. Yaklaşık yüz yetmiş yıl öncesi için büyük bir cesaret.

Bana göre estetizm yazarın cinsel yönelimine uygun bir akım. Çünkü estetizm ve eşcinselliği görünce aklıma direkt “Modern Family” isimli dizideki “Cam” karakteri geldi. İzleyenler bilir, oldukça iyi resmedilmiş homoseksüel bir çift vardır, evlat edinmişlerdir.

Cam her şeyde ama aklınıza gelebilecek her şeyde estetiğe, görünüşe önem verir. Güzel giysiler, iyi planlanmış partiler, makyaj hatta tabakların vazoların bile iyi görüneni hoş olanını sever, estetik duygusu oldukça gelişmiştir.

Nerden nereye geldin derseniz bu özelliği romanımızın baş karakterinde de göreceğiz. Oscar Wilde da yine görünüşe önem veren biri.

Tekrar yazarın hayatına dönelim. Wilde’ın erkeklerle ilişkisi polislerce açığa çıkarılıp dava ediliyor. O dönem eşcinsellik suç ve cezalandırılıyor. Ağır yaptırımlara rağmen Wilde’ın fütursuz yaşamı şaşırtıyor fakat böyle insanlar olmasa, bugün eşcinsellikle ilgili, bu insanların toplumda var olup kabul edilmesiyle ilgili yol katedilemezdi. Wilde’ın davası toplumda büyük yankı yaratıyor. Kaynaklarda ahlaksızlık suçundan iki yıl hapis cezası aldığı ve hapisten çıktıktan üç yıl sonra yokluk içinde öldüğü yazıyor.

Gelelim romana, iki yüz elli sekiz sayfa olan“Dorian Gray’inPortresi” ilk kez 1890 yılında yayımlanıyor. Yazarın tek romanı. Elbette sansürlenmiş, biz de sansürlü hâlini okuduk. Hikâye saf güzellikten saf kötülüğe geçişi anlatıyor.

Romanda üç ana karakter mevcut.Yan karakterlerden bahsetmek istemiyorum çünkü onlar hikâyenin ilerlemesi için elverişli aparatlar o kadar. İlk karakterimiz Lord HenryWotton, onunla giriş yapılıyor. İkinci karakter BasilHallward, yetenekli bir ressam. Üçüncü ve ana karakter ise Dorian Gray.

Bu üç karakteri tek tek ele alıp irdelemek istiyorum. İlk olarak Henry Wotton, Lord olması hasebiyle hiçbir işle meşgul olmayan bir asil. Ve en önemli özelliği hedonist olması. Hedonizm kelime anlamı olarak hazcılıktır.

Bunu insanın yaşam şekli ve felsefesine uyarladığınızda ortaya kişinin hayattan zevk alması, mutlu olmak için hiçbir ahlaki sınır tanımaması, en ilkel güdülerine dahi kulak vermesi eğer yolun sonunda memnuniyet, zevk ve tatmin varsa bencillikten kaçınmaması, bu amaçla ilerlerken özgür düşünüp özgür davranmasıdır.

Lord Henry çok zeki, çok kültürlü, hemen hemen her konuyla ilgili fikri olan fakat buraya dikkat edelim “klişe değil de ilginç fikirlere sahip” biri. Konuşmaya başladığında susmuyor, herkes onu dinliyor, ilginç buluyor vesaire. Bana göre ise İngilizlerin tipik sıkıcılığına sahip.

Satırlar dolusulakırdı etse de dönüp dolaşıp insanın içgüdüleriyle arzularının peşinde koşması, günah işlemekten korkmaması gerektiğini söyleyip duruyor. Bu karakterle ilgili benim hoşuma gitmeyen şey şu oldu: Çok fazla konuşturulmuş. Misal biri elma dese elma hakkında yarım saat vaaz veriyor. Bu, okuma zevkini sekteye uğratıyor. Pek tabii karakteri verirken önemli ama kararında tutmak lazım.

Gelelim ikinci karakterimize,ressam Basil Halward’a. Tipik bir sanatçı,insanlardan pek hoşlanmayan, kapanıp çalışmayı seven, işine, resim yapmaya tutkun, daha doğrusu sanata aşık bir adam.

Ve ana karakterDorian Gray, “fildişi ve gül yaprağından yaratılmışa benzeyen” olağanüstü yakışıklı genç bir adam.

Ressam Basil ve Lord Henry, Dorian Gray’e, bu inanılmayacak kadar yakışıklı, ruhani varlıklara benzeyen genç adama âşık oluyorlar. Dorian Gray ise daha çok Lord Henry’ye ilgi duyuyor. Lord Henry genç ve toy delikanlıyı tıpkı kendi gibi hedonist eğilimleri olacak şekilde eğitiyor.

Üçlü aşk çıkmazında ressam Basil, Dorian Gray’in resmini yapıyor ve ona öylesine büyük bir sevgi besliyor ki “Senin gençliğin ve güzelliğin solmasın, zamanın kahrını bu portre çeksin.” Dileğinde bulunuyor. Dileği gerçekleşiyor. Gray hiç yaşlanmıyor, onun yerine portresi yaşlanıyor. Yıllar sonra yaşlanmayan genç Gray ressam Basil’dan öç almak için onu öldürüyor.

Şimdi, hikâyeyi böyle anlatınca çok saçma hatta çocuk masalı gibi geliyor fakat elbette bunu nasıl yazdığınız ve ne biçimde sunduğunuz önemli.

Tablonun iki işlevi var.Birincisi Dorian Gray yerine ihtiyarlamak;ikincisi, onun işlediği her günahta değişip çirkinleşmek.

Gelelim yazı diline. Estetizm akımına uygun, ayrıntılı tasvirler yapılmış. Bu tasvirler çok iyi, usta işi. İfade yeteneği elbette üst düzey fakat o kadar süslü ve ayrıntılı ki…Zevk meselesi, ben sevmiyorum, idealize edilmemiş çirkin gerçeklik ve yalın anlatım daha çok ilgimi çekiyor. Yine hikâye estetik ve güzellik üzerinden ilerliyor. Misal ana karakter Gray otuzlu yaşlarında, güzel olan her şeye ilgi duyup koleksiyon yapmaya başlıyor. Değerli taşlar, ilginç kıyafetler, nadir görülen dokumalar ve müzik aletleri…

İyi yazar olmak elbette üstün bir zekâ gerektirir fakat yazmak sonuçta yetenek işidir. Yetenek varsa ortalamanın üstünde bir zekâ ile gayet güzel eserler çıkabilir. Oscar Wilde ise çok ama çok zeki. Zekâsı yazma yeteneğini aşıyor. Yazar bedelini çok ağır ödemiş olsa da roman cinsel tercihlerin konuşulması konusunda o dönem insanlara cesaret vermiş. O yıllara bakıldığında akıl almaz bir cüret. Belli ki ben buyum deyip her şeyi göze almış. Takdir ediyorum.

Son olarak kitap sansüre uğrasa da şu satırların eşcinsel ilişkiyi ima ettiğini düşünüyorum.

“Gençliğimiz öyle kısa sürecek ki… Alelade kır çiçekleri solsa dahi yeniden açar. Şu sarı salkım seneye haziranda yine böyle sapsarı açacak. Şu asmanın üzerinde mor yıldızlar açacak. Her sene yapraklarının yeşil gecesini mor yıldızlar kuşatacak. Oysa giden nazlı gençliğimiz bir daha geri gelmeyecek. 20 yaşımızın o kıpır kıpır neşesi sönüp gidecek. Elimiz ayağımız tutmaz olacak, duyularımız körelecek. Çirkin, zavallı birer kuklaya dönüşeceğiz. O çok korktuğumuz arzuların ve işlemeye bir türlü cesaret edemediğimiz günahların düşüncesi, aklımızdan hiç çıkmayacak. Ah gençlik ah, şu dünyada gençlikten ötesi yalan. Dorian Grey gözlerini kocaman açmış, merakla dinliyordu. Elindeki leylak dalı yerdeki çakıl taşlarının üzerine düştü.

Tüylü bir arı, bir an yerdeki dağın üzerinde gezinerek vızıldadı. Sonra da minicik çiçekli yıldız kümesinin üzerine kondu. Dorian arıyı, bizi korkutan önemli bir şey olduğunda, adını koyamadığımız yepyeni bir duygu bizi ele geçirdiğinde ya da korkunç bir düşünce beynimizi kuşatıp bize teslim ol çağrısında bulunduğunda yaptığımız gibi sıradan bir şeye tuhaf bir ilgi göstererek izliyordu. Bir süre sonra arının gidip mor bir çit sarmaşığın alacalı borusuna sokulduğunu gördü. Çiçek bir an titrer gibi oldu, sonra usulca öne arkaya sallandı.” (Wilde, 2018, s.20) 

MİNE BAY’IN TÜM YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme mezunudur. Yazmak dışında herhangi bir işle meşgul olmamıştır. İlk romanı “Kasaba” 2017 yılında yayımlanmıştır.1980 ihtilalinden bugünün Türkiyesine değin geçen süreyi hikâye eder. Yer yer büyülü gerçeklik unsurları ile yer yer distopik bir evren gözlenir. İkinci romanı “Eşikte” 2019 yılında yayımlanmıştır. Tipik bir post modern romandır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğini almış, yüz kütüphaneye dağıtılmıştır. Üçüncü romanı “Kesit” 2020 yılında yayımlanmıştır. Tarikat yaşamını hikâye eder. Tek öykü kitabı “Kestane’nin Düşü” 2022 yılında yayımlanmıştır. Toplamda yedi öyküden oluşur. Siyaset araştırma ve inceleme konulu “Ulak” 2023 yılında yayımlanmıştır. Kitapta ülke siyasetinin yanı sıra kitap analizleri, gezi, anı ve denemeler de yer alır. Deprem konulu son romanı “Toz” 2024’te yayımlanmıştır. Medya Siyaset Kanalı’nda kitap analizi programı yapmaya, çeşitli gazetelerde gündem ve siyasete dair köşe yazısı yazmaya devam etmektedir.
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.