Sayın Vekil’in Günlüğü (İki) – Mine Bay Yazdı

Sayın Vekil’in Günlüğü (İki)  – Mine Bay Yazdı
Yayınlama: 30.03.2024 15:50
Düzenleme: 01.04.2024 13:24
A+
A-

Sevgili Günlük, uzun zamandır seninle dertleşemiyor içimi dökemiyordum. İnanır mısın, daha yeni fırsat buldum. Bu arada da köprünün altından çok su geçti. Neler oldu neler. Adım hak hukuk adalet diyenlerle anıldığı için beni kabul etmeyen, kendilerine biz dava adamıyız diyen iktidar partisi şahsımı bağrına basmak durumunda kaldı. Bu işler böyle, vekil seçilip meclise girene kadar çile doldurur, sonra sefasını sürersin.

Hazır vekil, meclis oylamalarında fazladan bir el, milletin iradesini temsil eden koca bir sandalye. Daha üstü, üstünü var mı? Altın değerindeyim. Partimi değiştirip size geçmek istiyorum deyince, o önceden bana burun kıvıranlar sevinçten ne yapacağını şaşırdı. Hemen bir tören düzenledi, yakama parti rozeti taktılar. Biraz kısa sürdü ama olsun. Zaten bu rozet takma, partiye geçiş seremonileri hep tatsız tuzsuz, renksiz ve tek düzedir. Bana has yapılmış bir şey değil. Bu sebeple alınganlık yapmayacağım. Sayın Beyefendi’nin eline rozet verdiler. Malum sağlığı pek iyi değil, dikkatle yakama odaklanıp zorlanarak rozeti iliştirdi, iğnesini kilitledi. İfadesiz yüzündeki donuk bakışlarıyla elimi sıktıktan sonra, bitti, git dercesine kolunu ileriye doğru savurup haydi, dedi.

Şu yazdıklarıma bakıp biraz durup düşündüm, galiba incinmiş olabilirim. Psikolog kadın, lütfen günlüğünüze karşı dürüst olun, demişti. Daha sıcak bir karşılama, minnet dolu bakışlar, hiç değilse küçük bir tebessüm bekliyordum. O törende kendimi canlı bir insan değil de can sıkıcı bir mevzuat gibi hissettim.

Sevgili Günlük, sana karşı dürüst olduktan sonra neler yaşadığımı yazmaya devam edebilirim. Yerel seçimlere on beş gün kala partimi değiştirdim, malum ortalık toz dumandı. Sonra şunu da söylemeliyim ki eşim dostum yakın çevrem, sakın partini terk etme, iktidar düşüşe geçti, aptallık ediyorsun, dedi ama ben hislerime göre hareket etmeyi tercih ettim.

Nerede kalmıştım, ortalık toz duman yazmıştım. Seçim çalışmaları son hızla devam ediyordu. Allah sizi inandırsın seçime değil de Yunanistan’la savaşa giriyormuşuz gibi partiye panik, dehşet ve karmaşa hâkimdi. Sayın Beyefendi İstanbul’u istiyorum diyor başka şey demiyor. Hani o gözlerini kırpmadan insanı rahatsız eden soğuk tuhaf bakışları var ya… İstanbul’u istiyorum diye haykırıp yeri göğü inletirken eline yüzüne renk geliyor, bakışları canlanıyor hatta gözlerini bile kırpıyordu.

İstanbul’u istiyordu istemesine de satranç tahtasına sürdüğü taş ucuz bir piyondan, etkisiz,niteliksiz bir adamdan başka şey değildi. Hepimizi seferber etti. Canla başla İstanbul için çalışacak, parmağımla işaret edip aday budur dediğim kişi için canınızı dişinize takacaksınız, dedi.

Bakanları, vekilleri, müsteşarları ve devletin tüm imkanlarını seferber etti. Aslına bakarsanız onun bu şekilde dengesini yitirip istiyorum Allah istiyorum diye tutturmasının tek nedeni elinden kaçırdığı İstanbul’u artık kazanamayacağı korkusu. İstanbul demek güç demek, İstanbul demek Türkiye demek, İstanbul demek neredeyse küçük bir ülke demek.

Sayın Beyefendi’nin geçmişte pişip yetiştiği bir parti vardı. Sonradan bu partiye çok ihanet etmişti. Parti başkanı vefat edince oğlu “Ya Allah Bismillah, haydi yeniden” deyip parti kurdu. Genel seçimlerde de Beyefendi’yle ittifak yapmışlardı. Etkinlikleri güçleri yoktu. Bir lokmada yutulacak küçücük partiydi. Fakat öylesine hızla büyüdüler ki. Yerel seçimlerde tuttu,ittifak falan yapmayacağız, deyip ayrıldılar. Bu da yetmiyormuş gibi dalga geçercesine “İsrail’le ticareti durdurun, Malatya’daki üstü kapatın, emekliye yirmi bin lira zam yapın biz de adayımızı çekelim.” dediler. Halihazırdaki Belediye Başkanı zaten güçlü, seviliyor, anketlerde birinci çıkıyor. Üstüne bu açıklama tüy dikti.

Sevgili Günlük, yarın seçim var. İstanbul’u alır mıyız, almaz mıyız beni ilgilendirmiyor. Şu cehennemden beter kargaşa bitsin, sular durulsun yeter. İşime gücüme bakıp ihale kovalamak, yeni partimin sefasını sürmek varken, bu kadar ihtiras bu kadar hırs bu kör yarış benim neyime. Bitsin artık bitsin yeter! Sonuca dahi bakmayacağım, dediğim gibi işime gücüme bakacağım. Canım Günlüğüm, yine yazarım, sevgilerimle…

Not: Sayın Vekil kurgu karakterdir, onu tanımak, hikayesini en baştan itibaren öğrenmek istiyorsanız günlüğün birinci yazısı aşağıdaki linktedir.

1976 Sivas doğumludur. Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi veİdari Bilimler Fakültesi İşletme mezunudur. Yazmak dışında herhangi bir işle meşgul olmamıştır. İlk romanı “Kasaba” 2017 yılında yayımlanmıştır. Roman 1980 ihtilalinden bugünün Türkiye’sine değin geçen süreyi hikâye eder. Yer yer büyülü gerçeklik unsurları ile yer yer distopik bir evren gözlenir. İkinci romanı “Eşikte” 2019 yılında yayımlanmıştır. Tipik bir post modern romandır. Konusu sosyal medyada çocuk tacizidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğini almış, yüz kütüphaneye dağıtılmıştır. Üçüncü romanı “Kesit” 2020 yılında yayımlanmıştır. Tarikat yaşamını hikâye eder. İlk ve tek öykü kitabı “Kestane’nin Düşü” 2022 yılında yayımlanmıştır. Toplamda yedi öyküden oluşur. Öykülerin konusu; yaşlılık, yalnızlık, yozlaşmış gelenekler, siyasi iktidarın toplumsal baskısı, işsiz öğretmenler, cemaate teslim edilmiş fakir öğrenciler, ölüm ve kabul ediliş biçimidir. Son kitabı, siyaset araştırma ve inceleme konulu “Ulak” 2023 yılında yayımlanmıştır. Kitapta ülke siyasetinin yanı sıra kitap analizleri, gezi, anı ve denemeler de yer almaktadır. Çeşitli gazetelerde gündem ve siyasete dair köşe yazısı yazmaya devam etmektedir.
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.