Sen olsan istifa eder misin? | Mine Bay yazdı

Sen olsan istifa eder misin? | Mine Bay yazdı
Yayınlama: 31.01.2024 17:25
A+
A-

İçimi rahatça döktüğüm Sevgili Canım Günlüğüm,

Bugün biraz uzun yazabilirim. Günlerden çarşamba, 2024 yılının ocak ayındayız. İçim çok dolu, her şeyi en başından alıp anlatacağım ki dönüp bu sayfaları okuduğumda işe yarasın, bir değeri olsun.

Önceleri parti denetiminde ön seçime gidilirdi. Pek umudum olmasa da her seçimde şansımı denemek isterdim. Her seferinde de hüsrana uğrardım.

Şehrin hatırı sayılır müteahhitlerinden biriyim. Onlarca villa yapıp sattım. Kapalı Çarşı’da kuyumcu dükkanım, koca bir işhanım var. Malımı mülkümü sayıp görgüsüzlük edecek değilim. Gün gelip ebediyete kucak açarsam ve bu defter birilerinin eline geçerse, ne kadar varlıklı olduğum bilinsin diye zenginliğimi kıyısından köşesinden anlatıverdim, şimdi derhâl konuyu kapatacağım.

Yalan dünya bana bir faninin isteyeceği her şeyi verdi. Güzel bir karım, işveli bir metresim, büyük şehirde devremülk sistemiyle yani sırayla kapısına gittiğimiz son derece eksantrik bir eskortum var. Rabbim bana iki oğul, iki kız, üç de gayrimeşru velet verdi. Allah’a şükür her biri büyüdü, bugünlere erişti. En küçüğü on dört yaşında.

İlkokul mezunuyum fakat hiçbir zaman niçin okumadım diye üzülüp kendimi küçük görmedim. Zenginlik şatafat en yüksek okuldan da yüksektir. İnsanlar size saygı duyar, zengin olduğunuz için hayranlık besler, en önemlisi akıllı biri olduğunuzu düşünür vezenginliğe akıldan ötürü ulaştığınızı sanırlar. Aslına bakarsanız herkesin aklı üç aşağı beş yukarı aynı derecededir fakat o aklı kullanmak, fırsatları değerlendirmek, açıkgöz olup türlü oyunlar kurmak her ademoğluna nasip olmaz. En önemlisi nedir biliyor musunuz, hep isteyecek, aldıkça, elde ettikçe daha da isteyecek, hiç yetinmeyeceksiniz. Biz zenginler adeta ayrı bir türüz ve türümüzün en önemli en karakteristik özelliği de budur.

Dediğim gibi şu hayatta istediğim her şeyi elde etmiştim, üç kişi birleşip bir eskorta dahaortak mı olacaktık, ne yapacaktım, pek tabii gözümü siyasete dikecektim. Bu işler kademe kademedir. Önce zengin olursun, şehrin ileri geleni hatta kanaat önderi olursun,ardından belli bir doyuma ulaştıktan sonrameclise girmek istersin. Ben ilkokul mezunu bir iş adamıyım, kafam sadece kazanmaya çalışır.

İnsan, günlüğüne de açık açık yazamayacak haykıramayacaksa bu işi başka nerede yapacak? Doğruya doğru, yok memlekete hizmet etmekmiş de yok davaymış, yok hak hukuk adaletmiş de bunlar beni zerre kadar ilgilendirmiyordu. Bulunduğum mekâna, muhatap olduğum insana göre bazen Atatürkçü olurum, bazen Atatürk düşmanı. Bazen milliyetçi olurum, bazen enternasyonal. Zaten şu memlekette kim sağcı, kim solcu, kim milliyetçi bilen var mı?

Babası, dedesi beş vakit namaz kılıyorsa sağcıdır. Öyle görmüş, o kültürle büyümüş. Dini peygamberi bildiğinden, Allah korkusu olduğundan mı?Günah dedikleri bunlara çerez. Üçkağıtçılık, hırsızlık, içki, harama uçkur çözme her türlü rezillik bunlarda. Ötekiler de aynı hesap. Arabasının arka camına Atatürk’ün imzasını yapıştırır, gider,“Ben başkaldıracağım, Güneydoğu’da ayrı bir ülke kuracağım fakat kendimi toparlayana kadar özerklik istiyorum hem senin etinden sütünden faydalanayım hem de palazlanınca kıçına tekmeyi basayım.” diyen teröristlere kucak açar, bunlara hürmet eder. Fedai kılıklılar desen ayrı âlem. Hani şu racon keserek kılla tüyle siyaset yapan tayfa. Her türlü illegal iş bunlarda. Mafya desen var, cinayet desen var.

Önce hak hukuk adalet diyenlere yanaştım. Bunlar geçmişte ön seçim yapıyorlardı. Bu yüzden son sıradan bile olsa aday gösterilmiyordum. Sonra ötekileri yokladım. Adım bir kere solcularla anıldığından pek yüz vermediler. Kesenin ağzını aç, düşünürüz, dediler. Ben de kahredip bu işten caydım. Ama ne yalan söyleyeyim, gözüm de o turuncu meclis koltuklarında kaldı hani. Dur dedim elbet bir fırsat çıkar,biraz daha bekle. Üç seçim geçti,ülke iyiden iyiye değişti, her şey daha da kötüye gitti. Ben ise paramın üstüne para koydum. Baştakinden Allah razı olsun, öyle bir politika güttü ki zengin daha da zenginleşti, fakir açlıktan öldü.Adaylık için başvuru yapmasam, meydana çıkıp ben vekil olacağım demesem de yıllar yılı içim içimi yedi. Yanıp yanıp söndüm, her gece rüyamda gördüm. Uzun seneler boyunca aynı rüya ruhumu yiyip bitirdi. Üşenmeyip yazacağım:

Genel seçimlerde hak hukuk adalet diyenlerin, yaşadığım şehirden birinci sıra milletvekili adayı olmuşum. Zaten bu partiden bir vekil çıkıyor. Her neyse,ilk sırada yer aldığım için kazanmam garanti. Kazanıyorum. Doru bir ata binip meclise doğru dört nala gidiyorum. Atım öyle hızlı koşuyor ki her şey ardımda küçücük kalıyor. Kendimi herkesten ve her nesneden daha büyük ve daha güçlü hissediyorum. Yüzüme sertçe vuran rüzgâr yüreğimi coşturuyor. Meclisbinası gözüküyor. Atım daha da hızlanıyor. Neredeyse kuş gibi kanatlanıp uçacağım. Uçup o turuncu koltuğa, o hakkettiğim mevkiye havada süzülen bir tüy gibi nazikçe konacağım. Şimşek gibi koşan atım aniden tökezliyor. Beni fırlatıp yerde yuvarlanıyor. Önceleri bağırarak kan ter içinde uyanıyordum. Aynı rüyayı düzenli şekilde görünce alıştım. Hafifçe inleyerek uyanıp işime gücüme bakıyordum.

Vekil seçilir seçilmez kâbusum bitip gitti. Fakat gerçekten vekil seçilip meclise girmem bu kâbustan kurtulmak kadar kolay gerçekleşmedi. Yıllar geçmiş, ilk başvurduğum parti ön seçim yapmaktan vazgeçmişti. Hemen dosyamı hazırladım, aday adayıyım, şehre ve şehir nezdinde partiye faydalı olacak biri varsa o da benim. Büyük Atatürk’ün yolundan şaşmayacağım, parti emreder, birtakım tavizler vermem gerekirseoyunu kuralına göre oynayıp demokrasinin ardına sığınacağım. Demokrasiyi ağzıma sakız edip hiç düşürmeyeceğim mesajı verdim. Bana ulaşıp seni ikinci sıradan vekil adayı yapabiliriz ne dersin, dediler. İkinci sıra lafını duyar duymaz başımdan kaynar sular indi. Şehir muhafazakâr, bu partiden bir vekil çıkarabiliyor. Bir de ortaya düşüp adayım diye ilan etmiş, parayı bastırıp şehrin her yanını takım elbiseli, kollarımı kavuşturup burnumu yukarı kaldırarak poz verdiğim fotoğraflarımla donatmışım. Kiralamadığım billboard kalmamış. Her şeyden önce ben gururlu bir adamın. Aday adaylığımı açıklarken yer yerinden oynamış. Bir kere ayağa kalkmışım, tekrar oturmak bana yakışır mı? Dünkü yeni yetme miyim? Bu işler oyun mu? Koca şehirde itibarı yere göğe sığmayan, parmakla gösterilen biriyim.

İkinci sıraya razıyım ya da olmaz efendim demedim. Kibarca,“Lütfen ziyaretimi kabul buyurun, yüz yüze görüşmek istiyorum, dört saate Ankara’dayım.” dedim. Sayın Başkanımız müsait değil, seçim çalışması yaptığı için sürekli yer değiştiriyor, dediler. Çok ısrar ettim, nuh dedi peygamber demediler. Randevu vermedikleri gibi sana iki gün mühlet, ikinci sıradan vekil adayı olmayı istiyor musun, istemiyor musun kararını bildir, dediler.

Hemen Parti İl Başkanı’na gittim. Makamına varır varmaz yakasını toplayıp:“Ulan! beni başkanla görüştürmezsen seni bitiririm!” diye tehditler savurdum. Gerçekten bitirecek kudretim var. Adam küçük esnaf. Bir yolunu bulur, ekmeğe muhtaç ederdim. O da içi boş tehditler savurmadığımı bildiğinden rengi uçtu gitti, tir tir titredi, yakasını bıraksam yere boş çuval gibi yığılacak. Aman abi, dur hele, deyip elime yapıştı.

Günlüğün dört sayfasını doldurmuşum. Rahatlamam için yazmam lazım. Bir zamanlar sürekli rüyamda ata binip meclise giderken yere çakıldığımı gördüğüm için psikoloğa gitmiştim. Kadın bana günlük tutmamı tavsiye etmişti. Hâlâ yazıyorum, yazdıkça rahatlıyorum. İnsan neler yaşadığını unutmayacak ki her zaman tetikte olsun.

İl Başkanı’nı tehdit etmem işe yaradı. Bir gün sonra Genel Başkan’la görüşebilmek için randevu alabildim. Fakat o bir gün içinde bin kez ölüp bin kez dirildim. Üstelik sadece randevu alabilmiştim, bu, vekillik sıram ile ilgili bir gelişme sayılmazdı. Küçük de olsa bir ihtimali yakalayıp cebime atmıştım o kadar. İlk sıra karşılığında neler vadedebilirim, diye düşünüp taşındım, güzelce hazırlandım.

Gün gelip çattı, kendimi Genel Başkan’ın karşısında bulunca önce kendimi tanıttım. Hem de uzun uzadıya, inceden inceye. Malımı mülkümü, paramı zenginliğimi, şehirde ne kadar sözü geçen hatırı sayılan biri olduğumu bir bir anlattım. Genel Başkan variyetimden, gücümden kudretimden etkilenmiş olacak ki sözümü kesip eliyle dur işareti yaptı.

Siz şimdi gidin, liste kesinleşince haber vereceğiz, dedi. Üç gün sonra büyük bir şehirden iyi bir sıradan vekil adayı olduğumu öğrendim. O günden sonra çocuklarıma hep,“Karşınızdaki insanla sağlıklı iletişim kurmak çok önemlidir, kendini anlatmak, tanıtmak çok önemlidir.” derim.

Seçim çalışmaları için tonla para saçtım. Miktarı yazıp moralimi bozmaya gerek yok. Parayı her zaman kazanırım, ben bu işin uzmanıyım. Önemli olan itibarıma zarar gelmemesi. Önemli olan o kör olasıca kâbustan kurtulmam, önemli olan hayalimi gerçekleştirmem.

Şimdi turuncu koltuklardan biri bana ait. Meclise yere çakılan doru atla değil, siyah kurşun geçirmez pahalı aracımla gidiyorum.

Ne kadar uğraştım ne kadar bekledim ne kadar acı çektim, sonunda rüyam gerçek oldu. Artık vekilim. Dün hapisteki bir vekilin vekilliğini düşürdüler. Neymiş efendim o vekil Soma Faciası, Ermenek maden kazası, Adana öğrenci yurdu yangını, Çorlu tren kazası, Gezi Parkı’na AVM yapılması girişimi ve Taksim Dayanışmasına avukatlık yapmış da garibanın hakkını hukukunu savunmuş da… Halkın iradesiymiş de…Vay efendim niçin gerektiği gibi tepki göstermiyormuşuz hatta partice istifa etmiyormuşuz.

Karar okunurken görevimizi yerine getirip bağırıp çağırmak suretiyle itiraz ettik. Ettik bitti. Ulan!O vekilliği elde edene kadar ne çektim sizin haberiniz var mı! Bekara karı boşamak kolay.Göze batayım ki benim de vekilliğimi düşürsünler değil mi? Sonra koltuğumda sen otursan istifa edecek misin? Ben senin, yani halkın bağrından kopup gelmedim mi? Ha sen ha ben, hepimiz aynı mayadan değil miyiz?

Sevgili Günlük, bekle, yarın yine yazacağım.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme mezunudur. Yazmak dışında herhangi bir işle meşgul olmamıştır. İlk romanı “Kasaba” 2017 yılında yayımlanmıştır.1980 ihtilalinden bugünün Türkiyesine değin geçen süreyi hikâye eder. Yer yer büyülü gerçeklik unsurları ile yer yer distopik bir evren gözlenir. İkinci romanı “Eşikte” 2019 yılında yayımlanmıştır. Tipik bir post modern romandır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğini almış, yüz kütüphaneye dağıtılmıştır. Üçüncü romanı “Kesit” 2020 yılında yayımlanmıştır. Tarikat yaşamını hikâye eder. Tek öykü kitabı “Kestane’nin Düşü” 2022 yılında yayımlanmıştır. Toplamda yedi öyküden oluşur. Siyaset araştırma ve inceleme konulu “Ulak” 2023 yılında yayımlanmıştır. Kitapta ülke siyasetinin yanı sıra kitap analizleri, gezi, anı ve denemeler de yer alır. Deprem konulu son romanı “Toz” 2024’te yayımlanmıştır. Medya Siyaset Kanalı’nda kitap analizi programı yapmaya, çeşitli gazetelerde gündem ve siyasete dair köşe yazısı yazmaya devam etmektedir.