Sürüden Ayrılma Süreci – Mine Bay Yazdı

Sürüden Ayrılma Süreci – Mine Bay Yazdı
Yayınlama: 29.02.2024 15:14
A+
A-

Mağazadan, alışveriş merkezinden ufak, önemsiz bir şey alsanız bile Allah’ın emriymiş gibi yapılması zorunluymuş gibi telefon numaranızı isteyip sizi sisteme dahil ediyor, kayıt altına alıyorlar. İndirimi haber vereceklermiş de fırsat ürünleriymiş de…İstemiyorum deyip itiraz edecek olsanız o suratları yere kadar iniyor, sanki aileni katledeceğim demişsiniz gibisavunmaya geçip tuhaf tavırlar takınıyorlar. Modern dünyanın şeysi, sonuçta her şey bizim iyiliğimiz için değil mi?Olur ya spor ayakkabı fiyatı düşerse bana haber verecekler. İki şapka alana üçüncüsü bedava diyecekler. Üç şapkayı ne yapacaksam ve önce fiyatı artırılmış sonra az bir şey indirilmiş spor ayakkabı almak neden umurumda olacaksa. Tüm bunları niçin kovalamak zorundaysam. Pek tabii firmanın kârı, var olma mücadelesi, kurulu sömürü düzeninin sürekliliği…

Cep telefonlarına atılan indirim, tanıtım mesajları günümüz insanının sürekli bir şeylerle oyalanıp bir şeylerle kontak halinde olması konusunda ufak bir yer kaplıyor. Biz nereye gidiyoruz, neye dönüştürülüyoruz?

Sosyal medyada mesaj bombardımanına tutuluyor, saatlerce tanımadığımız insanlarla yazışıyoruz. Cep telefonu operatöründen satın aldığımız pakette ayda bin dakika konuşma hakkımız olduğu için bir arkadaşı arıyor, boş beleş en az yarım saat konuşuyoruz. Sonra biraz da Instagram’da kayıp giden fotoğraflara bakıyoruz. Tıpkı okuma yazma bilmeyen çocuklar gibi rengarenk fotoğraflara, kısa komik videolara bayılıyoruz. Sonra biraz X platformuna girip nefret ettiğimiz gazeteciye verip veriştiriyor, tuttuğumuz siyasiye methiyeler düzüyoruz. Sonra biraz Facebook’a girip eş dost akraba ne yapmış onlara bakıyoruz.Sonra biraz WhatsApp’taki guruplarda yazışıyoruz. Çocuğun gittiği okulun bile WhatsApp grubu var. Sınıfın ayrı, Müdür Bey’in ayrı grupları mevcut. Sonra biraz da on beş sezon çekilmiş, tüm dünyanın ekran başına kitlenip izlediği popüler diziyi izliyoruz.

Telefonda indirim mesajlarını okumasak,ilişkimizi kıskançlık ve menfaat üzerine inşa ettiğimiz eş dostla saatlerce konuşmasak, sosyal medyada tanımadığımız insanlarla yazışmasak, fotoğraf ve videolara bakmasak, on beş sezonluk diziler izlemesek,sadece oturup bir müddet tavana ve sonra bir müddet halının desenlerine baksak ne olur biliyor musunuz? Ödümüz kopar, başbaşa kaldığımız kendimiz katlanılmaz derecede rahatsızlık verir.

Tanımadığımız, daha önce karşılaşmadığımız birine dönüşür. Avuçlarımız terler, yüreğimiz sıkışır. Çünkü yalnız kalınca kendimizi hesaba çekeriz.Çünkü yalnız kalınca birtakım uyarıcılar olmadan düşünme zahmetinde bulunuruz. Zorlanırız, yaptığımız çıkarımlar canımızı sıkar ya da aptalca gelir. Çünkü yüzleşiriz, vicdanımız devreye girer.

Hayatımızı, hatalarımızı, keşkelerimizi düşünürüz. En dürüst en samimi olduğumuz zamanlar yalnız kaldığımız zamanlardır. Etrafımızda para pul ve mevkimizle caka satacak insanlar, sürekli ne kadar muhteşem bir insan olduğumuzu anlattığımız arkadaşlar yoktur. Kendimizi olmadığımız bir şey şeklinde pazarladığımız sosyal medya da yoktur.

Yalnız kalınca gerçek benliğiniz çırılçıplak karşınıza dikilir. Onun bazı yanlarından memnun kalırken bazı yanlarını eksik bulursunuz.

İşte tüm mesele o eksikler üzerinde düşünüp karar alabilmekte. Envanter çıkarıp ne var ne yok kontrol edebilmekte.

Üç gün, beş gün, on gün; günün belli bir saati yalnız kalıp biraz tavana, biraz halıya bakıp o çok korktuğumuz kendimizle başbaşa kalınca, insan kendini tanıyınca, bu kez başka şeyleri akıl edecek.

İki şapka fiyatına üç şapka şeklinde uyarılmayı, sürekli bir şeylerle bağlantı halinde olmayı reddedip kendiyle bağ kurunca düşünmeyi öğrenecek.

Ama hızlı ama emekleyerek, doğanın bahşettiği o müthiş organ, beyin devreye girecek, alaca karanlıkta kalmış zihin aydınlanacak. Alacak, verecek belki o gün dünyadaki yerini düşünecek. Ve yarın evreni. Ağacı, kuşu, bulutu… Belki bir gün kapitalist ekonomik düzenle online sisteme bağlı koyun sürüsünün bir üyesi olmayı reddedip gerçek bir insana dönüşecek.

1976 Sivas doğumludur. Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi veİdari Bilimler Fakültesi İşletme mezunudur. Yazmak dışında herhangi bir işle meşgul olmamıştır. İlk romanı “Kasaba” 2017 yılında yayımlanmıştır. Roman 1980 ihtilalinden bugünün Türkiye’sine değin geçen süreyi hikâye eder. Yer yer büyülü gerçeklik unsurları ile yer yer distopik bir evren gözlenir. İkinci romanı “Eşikte” 2019 yılında yayımlanmıştır. Tipik bir post modern romandır. Konusu sosyal medyada çocuk tacizidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğini almış, yüz kütüphaneye dağıtılmıştır. Üçüncü romanı “Kesit” 2020 yılında yayımlanmıştır. Tarikat yaşamını hikâye eder. İlk ve tek öykü kitabı “Kestane’nin Düşü” 2022 yılında yayımlanmıştır. Toplamda yedi öyküden oluşur. Öykülerin konusu; yaşlılık, yalnızlık, yozlaşmış gelenekler, siyasi iktidarın toplumsal baskısı, işsiz öğretmenler, cemaate teslim edilmiş fakir öğrenciler, ölüm ve kabul ediliş biçimidir. Son kitabı, siyaset araştırma ve inceleme konulu “Ulak” 2023 yılında yayımlanmıştır. Kitapta ülke siyasetinin yanı sıra kitap analizleri, gezi, anı ve denemeler de yer almaktadır. Çeşitli gazetelerde gündem ve siyasete dair köşe yazısı yazmaya devam etmektedir.