Site icon Medya Siyaset

Bir Daha Gel,Gel Samsun’dan – Nafiz Şahin Yazdı

19 Mayıs 1919

Çanakkale’den geçemeyen emperyalistler etrafından dolaşmış, İstanbul’u işgal etmişti.

Koca Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan son dilim Anadolu’nun ortasına sıkışmıştı.

Ya bu durum kabullenilecek, emperyalistlerin himayesinde zevk u sefa içinde yaşanılacak ya da onur mücadelesi verilecekti.

Onur mücadelesini tercih edenler, insan olmanın gereğini yaptılar.

Kırık dökük bir gemiyle İstanbul’dan Anadolu’ya doğru yola çıktılar.

Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun’da, ulusal mücadelenin ilk adımlarını attılar.

İstanbul’da kalsalar el üstünde tutulacak olanlar, daha yolun başında yoksulluk çekmeye başladılar.

Ceplerindeki son kuruşları birleştirip, ancak karınlarını doyurdular.

Davasına inananlar için bu durumlarda söylenecek tek şey;

‘’Vız gelir biz vız’’

19 Mayıs 1919

Bir halkın emperyalizmden kurtuluş mücadelesinin başlangıç tarihi…

O mücadeleyi başlatan Mustafa Kemal’in, ‘’Atatürk’’ lüğe doğru gidişinin de başlangıcı…

O mücadeleyi kazanacağının ilk müjdesini Çanakkale’de vermişti.

İşte o Çanakkale kahramanı, İstanbul’daki işgalci gemilerine bakarak ‘’Geldikleri gibi giderler’’ diyebilecek bir kararlılıkla mücadele başlattı.

Emperyalizmle mücadele tarihin gördüğü sayılı savaşlardan, Kurtuluş Savaşı’yla…

Yokluk ve yoksulluk içinde…

Osmanlı’nın yok farz ettiği insanların var olma kavgası…

Kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, yaşlısıyla, genciyle…

Onlar, böyle yaşamaktansa onuruyla ölümü göze aldılar…

30 Ağustos 1923 tarihinde, zaferle sonuçlanan mücadelesinin ilk günüdür Samsun’a çıkış…

19 Mayıs 1919’daki o ilk günde atılan tohumlar, dört yıl sonra ülkenin dağlarında çiçekler açtı.

Atatürk, Samsun’a ayak bastığı o günkü ‘’vaziyet ve manzara-i umumiye’’ yi Nutuk’ta anlatıyor.

107 yıl geçti.

Geldik bu güne…

Tarih: 19 Mayıs 2026

Vaziyet ve manzara-i umumiye:

Ya da Kurtuluş savaşı vermiş o ülkedeki genel durum ve görünüm:

Ekonomi batmış, gençler işsiz; esnaf, çiftçi, emekli, işçi kan ağlıyor.

Yalanlarla, vaatlerle halk oyalanıyor.

Medya, iktidarın gölgesinde; kimi kemik yalıyor, kimi kıçından korkuyor.

Onuruyla mesleğini sürdürmeye çalışanlar, canları uğruna mücadele ediyor.

Mafya siyasetin önüne geçmiş, kirli ilişkilerin döküldüğü çöplüğü karıştırıyor.

Genç Cumhuriyet’in kıt olanaklarıyla kurduğu limanlar, tersaneler, fabrikalar satılmış, savılmış;

bu talandan bin yıllık zeytin ağaçları bile canını kurtaramamış;

havaalanları, köprüler, yollar; yer altı ve yer üstü zenginlikler yabancı sermaye ile çetelere peşkeş çekilmiş;

halk, geçmediği yolun, kullanmadığı havaalanının, köprülerin parasını ödüyor.

Eğitim bitmiş, cehalet pirim yapıyor.

Merkez Bankası’nın içi boşaltılmış, sorumlular hesap vermiyor.

Sorumlu konumundaki insanlar, namuslarına emanet edilen kurumları ticarethane gibi kullanıyor.

Çalan çaldığıyla kalıyor.

Dünyada itibar kaybolmuş; üst perdeden konuşarak saygınlık kazanılacağı sanılıyor.

İşte bu hal ve şeraitte; halk Samsun’da ufku gözlüyor.

Kırık dökük bir gemiyle iskeleye yanaşacak umudu bekliyor.

”Bir daha gel, gel Samsun’dan…”

Ve fırtınalı denizde, dalgaların arasından umut yüklü o geminin bacası görünüyor.

Hakim güçler, o umut yüklü gemiyi batırmak için olanca güçleriyle saldırıyor.

Ne yaparlarsa yapsınlar, o gemi limana yanaşacak!

Gemiden Atatürk inecek!

Exit mobile version