Savruluşun Notları – Prof.Dr.Duran Bülbül Yazdı
Ülkemiz uzun süredir hem siyasi hem de ekonomik olarak, ne kadar doğru bildiğimiz ne varsa reddi miras yaşıyor. Temel sorun, ülkemizin tam bağımsız olmaması ve ekonomik olarak güçsüz düşürülmesidir.
Oysa ülkemiz, yer altı ve yer üstü kaynaklar açısından dünyanın sayılı ülkeleri arasındadır. İlk onda olmamıza rağmen, tüm sıralamalarda 2025 yılında 180 ülke içinde genellikle yüzlerin üzerindeyiz.
Örneğin:
Ülkelere göre yolsuzluk sıralamasında, 180 ülke içinde 107. sıradayız.
2025 yılında hukuk üstünlüğü endeksinde, 143 ülke arasında 118. sıradayız.
2025 yılı Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’nda, 144 ülke arasında 131. sıradayız.
Gelir dağılımı eşitsizliğinde ise Türkiye, 130 ülke içinde gelir dağılımı eşitsizliğinin en kötü olduğu 28. ülke konumundadır.
Bu verileri daha da çoğaltabiliriz. Son yıllarda bu kötü durumun düzeltilmesi konusunda ne iktidarın ne de muhalefetin bir çaba ortaya koyduğunu, gerekli yasal düzenlemelerin de yapılmadığını görüyoruz. Ülkemizin iç ve dış siyasetinde önemli savrulmalar yaşanıyor. Ülkemiz, emperyal sömürü düzeninin bir parçası olması konusunda uluslararası süreçte ciddi baskılara maruz kalırken; muhalefet, ne ülke sorunları ne de dış sorunlar konusunda herhangi bir eylem ya da söylem ortaya koymaktadır. Aksine, kendi iç sorunlarıyla haşır neşir bir konumdadırlar.
Ülke elden gitse umurlarında değil; hatta sevindirik olmaları işten bile değildir.
Orta Doğu’da büyük oyunlar oynanıyor. İran’a her türlü ekonomik ambargo ve siyasi saldırı uygulanıyor. Emperyalizmin yanılgısı şudur: İran, Irak, Suriye ya da Afganistan değildir. Her ne kadar İran halkının ülkesinin yönetimiyle sorunları olsa da halk, ülkesini emperyalistlere teslim etmez.
Suriye ise daha çok sürece gebedir; kaçınılmaz bir bölünmeyi yaşayacak gibi görünmektedir. Emperyalistler, Suriye’de İsrail tipi bir yapıyı Türkiye–Suriye sınırına yerleştirmek istemektedir. Bunun adı; terör örgütü ya da terörden beslenen, devletçik benzeri otonom bir bölge oluşturmaktır. Böyle bir yapı, Orta Doğu’da bir daha barışın olmaması demektir.
Türkiye siyasetinin ve ekonomisinin, en az Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, millî birlik ve beraberliğe çok ihtiyacı vardır. Bu süreci ancak millî birlik ve beraberlikle aşabiliriz. Bu süreç, iktidarın tek başına yöneteceği bir durum değildir. Alınacak tüm kararlarda iktidar ve muhalefet, ülkemizin çıkarlarını en iyi şekilde gözetmek ve birlikte hareket etmek zorundadır. Aksi takdirde tarih önünde suçlu olurlar ve bunun hesabını veremezler.