24 Ocak 46 Yaşında – Yusuf İpekli Yazdı

24 Ocak 46 Yaşında – Yusuf İpekli Yazdı
Yayınlama: 25.01.2026 19:07
A+
A-

Başlığı açmadan önce işe bir soruyla başlayalım.

24 ocak ülkemiz için takvimin sıradan bir yaprağı mıdır, değil midir?

Tabi, 24 ocak düşündüğünü, araştırdığını korkusuzca yazan kalemlerin susturulduğu, yurtsever aydınların faili meçhul (!) cinayetlere kurban edildiği kara(nlık) bir gündür.

Bu anlamda 33 yıl önce bir 24 ocak sabahı katledilen Gazeteci Uğur Mumcu ile 25yıl önce yine bir 24ocakta katledilen Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan‘ı rahmet ve minnetle anıyorum.

Peki, 24 Ocak sadece faili meçhul cinayetlerle mi anılmalı yoksa içinde bulunduğumuz perişan hayatın temeli olan başka başka gelişmelerle mi…?

Tarih, 24 Ocak 1980. Başbakan Süleyman Demirel, Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal.

Emperyalist güçlerin oluşturduğu uluslararası sermayenin ülkeyi kan gölüne çevirdiği kapkaranlık yıllar.

12 eylül faşist askeri darbesinden sekiz ay kadar önce…

46 yıl evvel, işte o 24 Ocak 1980 günü ülkede bir dizi ekonomik kararlar alındı.

Bu kararlar Türkiye ekonomisi için sadece bir paket değil, tam anlamıyla ve her alanda bir “genetik değişim“di. Değişimi  Başbakanlık Müsteşarı sıfatıyla Turgut Özal hazırladı. Açıklayan ise tüm sırlarıyla geçip giden Süleyman Demirel.

Kararlar esas olarak Türkiye’yi “içe kapalı, devletçi” bir modelden “dışa açık, serbest piyasacı” bir modele taşımak için IMF ve Dünya Bankası tarafından hazırlatıldı.

Tamam da adına liberal ekonomi denilen köklü değişim ne getirdi ne götürdü?

​1. Kararlar Ne Getirdi?

  1. a) Türkiye’nin dünya ekonomisine entegre olmasını sağlayan yapının taşları döşendi.

​b) İhracata dayalı büyüme kavramı icat edildi. Sadece tarım ürünleri değil, sanayi ürünleri de satan bir ülke haline gelme hedeflendi ama ortada imal edilen mamul yoktu. Artık kendi kendine yeten üç beş ülke olmaktan çıkıp saman ithal eder duruma geldik.

  1. c) ​Döviz taşımak serbest hale getirildi. Cebinde dolar taşımak suç olmaktan çıkarıldı.
  2. d) Türk Lirası’nın değeri piyasa koşullarına bırakıldı. Artık her şey dövizle alınır satılır oldu, paramız pul. Döviz kredisiyle ev alanlar canına kıydı, dolar zenginin cebine dolmaya devam ediyor.
  3. e) ​Piyasa ekonomisine geçildi, arz-talep dengesi ön plana çıktı. Arzı da takan yok talebi de…
  4. f) ​Yabancı sermayenin gelmesi için düzenlemeler yapıldı. Ülke kaynakları hala hortumlanıyor. Memleket bizim için açlık altında inlemekken yabancılar için cennet haline geldi.
  5. g) Bankacılık sistemine el atıldı ama devlete ait bankalar battı, özel bankaların içi boşaltıldı.

​2. Kararlar Ne Götürdü?

Faturası çok ağır olan bu götülerini sıralayalım.

​a) Talep kısıldı. Bu da işçi ve memur maaşlarının enflasyon karşısında erimesine yol açtı. Sıka sıka kemerlerde delik filan kalmadı, ekonomi yamalı bohça.

  1. b) Sendikal haklar ve sosyal devlet anlayışı zayıfladı. Basın suskun, üniversiteler suskun, sendikalar suskun. Yoksul halka para yok, baba yesin üç beş mütahitin karnı yok.

​c) Yüksek enflasyon kronikleşti. Rekabet oluşmadı, fiyatlar olabildiğince yükseldi. Rüşvet aldı başını gitti. Denetimden vazgeçildi, özelleştirme yoluyla devletin varlıkları elden çıkarıldı.

  1. d) Paramız değer kaybetti. Naylon fatura soygunu başladı. Karaborsa ile mücadele denildi, insanlık karaborsaya düştü. Banker skandalı patladı, yoksul halk soyulup soğana çevrildi. Kentler işgal altında.
  2. e) Tarıma destek minimize edildi. Köyden kente göç hızlandı. Sosyolojik sorunlar içinden çıkılmaz hal aldı. İşsizlik korkunç boyutlara ulaştı, günümüzde ise diplomalı işsizden geçilmiyor.

​f) Zengin ile fakir arasındaki uçurum derinleşti. Sistem kendi zenginini üretti. Ülke kaynaklarının yüzde sekseni nüfusun yüzde beşine akarken nüfusun yüzde sekseni bu kaynakların ancak yüzde yirmisiyle yetiniyor.

  1. g) Değerler zayıfladı, “Köşeyi dönme” felsefesi toplumsal değerlerin önüne geçti. Her alanda dışa bağımlı yaşıyoruz.

h)Ulus devlet anlayışı gevşetildi, ılımlı islamın önü açıldı. Cumhuriyete saldırılar arttı. Kemalizm baş düşman ilan edildi. Şeriatın ayak sesleri ensemizde.

Ülke “kuyruklar ve yokluklar” döneminden çıkıp “bolluk ama pahalılık” dönemine girdi. Alım gücü düştü, dar gelirli kesimler ağır faturalar ödemeye devam ediyor. Kaymak tabaka dışında herkes aç.

Nasıl?

İyi de muhalefet!

Kimi kemerini çözmekle meşgul oldu kimi dilindeki kılıcın keskin ağzını parti(li)sine yöneltip genel boş-kanlık yaptı durdu.

Peki son soru: “Onlarca yıl önce kurgulanan BOP’un el birliği ile ülkeyi nereden nereye getirdiğini anladık da, nereye götüreceğini anladık mı?

O zaman 46 yıl önceki 24 ocağa da ülkeyi pışpışlaya pışpışlaya oyalayan kucağa da lanet olsun olur mu?

Hem de bin kere…

YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN 

1964 yılında Ankara İli Kalecik İlçesinde doğdu. Çiftçi bir ailenin çocuğu. 1985 yılında mesleğe ilkokul öğretmeni olarak başladı. Türkçe öğretmeni oldu. 20 yıl okul müdürlüğü yaptı. 35 yıl emek verdikten sonra emekli oldu. Özel eğitim alanında 3 yıl müdür olarak özel sektörde çalıştı. Halen özel eğitim öğretmeni olarak görev yapıyor. Makale, inceleme ve araştırmaları Öğretmen Dünyası, ABECE, Eğitim Yaşam, Çağdaş Eğitim dergilerinde yayımlandı. Kalecik Gazetesinde 10 yıl köşe yazarlığı yaptı. Halen HANHANA isimli kültür ve sanat dergisinin editörüdür. Şiirlerini, 1. Çığlığa çağrı 2. Sensiz akşamların yorgun geceleri 3. Gökyüzüne kafa tutan sağanak; AB projesiyle gittiği Avrupa izlenimlerini, "Okulumuz Avrupa" da isimiyle kitaplaştırdı. Basıma hazır kitap taslakları mevcut. Evli, 2 çocuğu, 3 torunu var.