İktidarın muhalefeti | Hatice Topçu Yazdı

Siyasetin baş döndüren hızı; söylemler, olaylar, gündem değiştirmeler akla Süleyman Demirel’in “Siyasette 24 saat çok uzun bir süredir,”sözünü getiriyor. Kuşkusuz gündemi en çok bütün erkleri bünyesinde toplamış iktidar belirliyor.Kolay değil 22 yıllık iktidarını sürdürmesi gerekiyor. Elde ettiği gücü korumasıoluşturulmuş algıların sürdürülmesini gerektiriyor.
Görünürde hukuk var, meclis var, demokrasi var, insan hakları var, e… muhalefet de var.
Gerçekte öyle mi?
Örneğin muhalefet!
En iyi muhalefeti kim/kimler yapıyor?
Peki muhalefet kim/kimlere muhalefet yapıyor?
Ne yazık ki muhalefetin muhalefeti muhalefeteolunca iktidara muhalefet etmek de iktidara düşüyor. Bütün boş alanları doldurulmayı başarabilen iktidarın bu alanı da doldurması gerekiyor. DolayısıylaCumhurbaşkanı Erdoğan’ın: “Ülkenin en büyük açığı demokrasiyi içselleştirmiş yerli ve milli muhalefet açığıdır.”Yine,“Türkiye’nin yeni bir muhalefet anlayışına ihtiyacı var,”sözleriöylesine sarf edilmiş sözlerin çok ötesine geçiyor.
Yerli ve milli konusuna gelincesiyaset popülizmi sever ve ondan beslenir. İşine gelen bütün söylemleri amaçları doğrultusunda kullanır. Yani söylenenler başka yaşananlar başkadır.
Yaşananlar kurucu liderimiz büyük Atatürk’ün ölümü sonrasında sağlığında kamufle olmuş karşı devrim güçlerinin döşedikleri taşların bizitaşıdığı noktadır. Özetle planlı ve amaçlı süreçlerin bizi taşıdığı noktadayız.
İlk sorumuza dönecek olursak, bana göre en iyi muhalefeti iktidar ve bileşenleri yapıyor. Aslında 22 yıllık iktidarı sürecinde iktidar kendi muhalefetini yarattı. Kimi zaman ittifak ortakları aracılığıyla, kimi zaman da bizzat AKP olarak bunuyaptı ve yapmayı da sürdürüyor. Kilitlenmiş sistemin türettiği çok sayıda kadro partisi de demokrasi oyunu oynayarak iktidarı meşrulaştırıyor.
Birden çok şapkası olan bir iktidarla karşı karşıyayız.Son yıllarda neredeyse iktidarın uygulamalarını muhalefet yapmış gibi oluşturulan algıları ve iktidarın kendi uygulamalarını muhalefet partisi gibi eleştirmesi yok mu?
Pes doğrusu! Ama şaşırmıyoruz. Bütün bunlar muhalefet için bu derli olumlu bir iklimde muhalefeti de iktidarın başarabildiği gerçeğine taşıyor bizleri.
Peki bu ülkenin muhalefeti ne yapıyor?
Ne yaptıklarından çok ne yapmadıklarına bakmak gerekli bence. Bu nokta karşımıza çıkan büyük soru:Muhalefet neden yapması gerekenleri yapmıyor? Sorusudur.
Yoksa muhalefet de yukarıda bahsettiğimiz planlı ve amaçlı sürecin bir parçası mı?
Bu soru da aklımızın bir köşesinde bulunsun,bulunmalı ki sorgulayabilelim. Olanı olduğu gibi kabul etme ezberlerini bozup, nakli değil akli olabilelim.
14.08.2001 yılında AKP Türkiye’nin 17. Partisi olarak kurulmuştu. Şu an mevcut siyasi parti sayısı 141. Yani son yirmi iki yılda 124 siyasi parti kurulmuş. Bunların kaçı iktidar tarafından desteklendi? Ya da AKP’den ayrılan unsurların kurdukları siyasi partiler AKP’den bağımsız mı? Ayni soruyu muhalefet partilerinden ayrılıp parti kuranlar için de sorabiliriz.
Özetle parti çok ama muhalefet yok. Bir başka deyişle niceliksel olarak içinde bulunulan çokluk niteliksel olarak maalesef misyonunu gerçekleştiremiyor. Öyleyse yeni siyasi partilerinkurulması bu siyasetsizliği önleyebilir mi? Elbette ki önleyemez.
Peki ne yapılmalı?
2023 seçimleri ile iktidarın değiştirilmesine yönelik yapılan projeksiyonlar çöktü. Üstelik ben geliyorum diye diye çöktü. Çünkü süreçleri yönetemeyen muhalefetin bütün erkleri elinde bulunduran bir gücü sadece sandıkta yenmesi mümkün değildi.Sistem daha da tıkandı ve yerel seçimlere gidiş sürecinde iktidar kendi muhalefetini de yaparak yoluna hızla devam ediyor.
Ne acıdır ki iktidar kanadında oluşturulan koalisyon ile ülkemizin geriye çekilişi hızlandı.Eğitim bakanının anayasayı yok sayarak tarikatlar ile iş birliği itirafına sessiz kalınıyor. Açlık, yoksulluk, sefalet derinleşiyor. Bu tabloda ülkenin cumhurbaşkanı yerli ve milli muhalefet diyerek, iktidarın muhalefetinden söz ediyor. Muhalefet kendi içinde çekişmeyi sürdürüyor.
Bu tabloda iktidarı değiştirmek yetmez, muhalefeti de değiştirmek gerekiyor. Aksi gidiş yaşamı daha da zorlaştıracak…
Bu noktada kurtarıcı ve kurucu liderimizin söylem ve eylem bütünlüğüne ihtiyacımız var. Bölünmüş, parçalanmış yapılara değil bütünleşmeye, özetle örgütlü bir topluma ihtiyacımız var.








