Yeniden Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti – Melih Demirel Yazdı

Bir ülkenin bağımsızlığı yalnızca sınırlarıyla, ordusuyla ve diplomasisiyle ölçülmez. Asıl bağımsızlık; üreten, biriktiren, yatırım yapan, kendi teknolojisini geliştiren ve ekonomik kararlarını kendi ihtiyaçları doğrultusunda alabilen bir milletin bağımsızlığıdır. Bu nedenle Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, geçmişi romantik biçimde tekrar etmek değil, milli iktisat fikrini çağın şartlarına göre yeniden kurmaktır.
1929 Büyük Buhranı’nın ardından Atatürk’ün himayesinde kurulan Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti, yalnızca “yerli malı kullanalım” anlayışından ibaret değildi. Cemiyet; tasarrufu artırmayı, yerli üretimi geliştirmeyi, sanayiyi güçlendirmeyi, tarım ve sanayi kongreleri düzenlemeyi, ekonomik bilinci toplumun bütün kesimlerine yaymayı hedefliyordu.
Bugün aradan yaklaşık bir asır geçti. Dünya değişti fakat temel mesele değişmedi: Türkiye kendi ekonomik geleceğini ne ölçüde kendi elleriyle belirleyebiliyor?
Bugünün milli iktisadı, geçmişteki gibi yalnızca ithal malın yerine yerli mal koymak değildir. Bugünün milli iktisadı, yüksek teknoloji üretmek, yazılım geliştirmek, yapay zekada söz sahibi olmak, enerji bağımlılığını azaltmak, tarımda verimliliği yükseltmek, yerli finansman kaynaklarını büyütmek, sermaye birikimini artırmak ve nitelikli insan gücünü ülkede tutmaktır.
Tam da bu noktada Prof. Dr. Duran Bülbül’ün ortaya koyduğu “Milli İktisat Okulu” fikrini ayrıca önemsemek gerekir. Bülbül’ün çalışmalarının merkezinde, ekonomik bağımsızlığın siyasi bağımsızlığın ayrılmaz parçası olduğu düşüncesi bulunmaktadır. “Kemalist Ekonomi Modeli” üzerine yaptığı çalışmalarında da Atatürk döneminin maliye ve ekonomi politikalarını, Türkiye’nin kendi koşullarına göre geliştirilmiş özgün bir kalkınma yaklaşımı olarak ele almaktadır.
Bülbül’ün yaklaşımının kıymeti tam da buradadır: Türkiye’ye dışarıdan hazır reçete aramak yerine, Türkiye’nin kendi tarihinden, üretim yapısından, insan kaynağından ve ekonomik gerçeklerinden hareket eden bir iktisat aklı kazandırmak.
Milli İktisat Okulu bu anlamda bir kapanma veya dünyadan kopma projesi değildir. Aksine dünyaya açık fakat dünyaya bağımlı olmayan; yabancı sermayeye karşı olmayan fakat milli çıkarları önceleyen; özel sektörü dışlamayan fakat stratejik alanlarda kamunun yönlendirici gücünü kullanan; tasarrufu teşvik eden, israfı azaltan ve üretimi merkeze alan çağdaş bir kalkınma anlayışıdır.
Çünkü bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri yalnızca kaynak yetersizliği değildir. Kaynakların nasıl kullanıldığıdır. Tasarruf etmeden yatırım yapılamaz. Yatırım olmadan üretim artmaz. Üretim artmadan istihdam ve refah kalıcı biçimde yükselmez. Üretim gücü olmadan da ekonomik bağımsızlıktan söz etmek güçleşir.
Bu nedenle artık yeni bir Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti ruhuna ihtiyaç vardır. Bunun kurumu belki geçmiştekiyle aynı isimde olmayacaktır; fakat amacı çağın ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlanabilir: Tasarruf eden vatandaş, yatırım yapan girişimci, üreten çiftçi, teknoloji geliştiren genç, sermayesini Türkiye’de değerlendiren yatırımcı ve bütün bunları stratejik bir kalkınma planında buluşturan bir devlet.
Atatürk’ün ekonomi anlayışının özü de burada yatmaktadır. Siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla tamamlanması… Nitekim Bülbül de Atatürk’ün ekonomi anlayışını değerlendirirken Türkiye’nin “ekonomi devleti” olması gerektiği fikrini öne çıkarmaktadır.
Bugün yeniden söylemek zorundayız:
Milli iktisat, geçmişe dönmek değildir. Geleceği başkasının ekonomisine emanet etmemektir.
Türkiye’nin yeni kalkınma hamlesi; tasarruf eden, üreten, teknoloji geliştiren, adil vergilendiren, israfı önleyen, sermaye birikimini güçlendiren ve ekonomik egemenliğini koruyan bir anlayış üzerine kurulmalıdır.
Belki de bugün ihtiyacımız olan, 1929’da yakılan o meşaleyi yeniden çağımıza taşımaktır.
Adı değişebilir.
Yöntemleri değişebilir.
Teknolojisi değişebilir.
Ama hedef değişmemelidir:
Kendi kaynaklarıyla güçlenen, kendi aklıyla üreten ve kendi geleceğine hükmeden bir Türkiye.
İşte Yeniden Milli İktisat budur.








