Devletin Pavyonu Olur mu? Oldu – Melih Demirel Yazdı

Devletin Pavyonu Olur mu? Oldu – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 24.04.2026 19:46
A+
A-

Melih Demirel, CHP içindeki tartışmalı süreçleri ve skandallara karşı gösterilen tutumu eleştirerek parti yönetimine sert sorular yöneltiyor.

Siyaset bazen tiyatrodur derler…

Ama bizde sahne çoktan gazinoya döndü, kulisler otel odasına, figüranlar da belediye kadrosuna karıştı.

Şimdi soralım:

Bir siyasi parti, kendi içindeki eleştiriye karşı refleks gösterirken hız rekoru kırıp, aynı refleksi “skandal” karşısında neden göstermez?

Hatta daha açık soralım:

Özkan Yalım’ı neden hala ihraç edemediler?

Bir otel odası…

Yanında kendisinden yaşça oldukça küçük bir belediye çalışanı…

Muhteşem başkan saçını tarıyor… Altında havlu…

Ama mesele bütünüyle bu görüntü değil.

Mesele, o görüntüye rağmen sergilenen  ‘’ kem – küm ‘’ tavrı.

Cumhuriyet Halk Partisi bugün ilginç bir sınav veriyor. Daha doğrusu bugün ve sınav lafın gelişi, doğrusu; üç yıla yakın süredir ciddi bir savrulma yaşıyor.

Kendi içinden yükselen en makul eleştiriye bile tahammül edemeyen,

“Ben ne dersem doğrudur” çizgisini neredeyse anayasa maddesi haline getiren bir anlayış…

Eleştireni ne yapıyor?

Fişliyor.

Dışlıyor.

İhraç ediyor.

Hem de yıldırım hızıyla.

Ama aynı mekanizma…

Aynı hız…

Aynı refleks…

Nedense konu Özkan Yalım olunca “ağır çekim.”

İnsan ister istemez soruyor:

Parti içi muhalefete Kuzey Kore disiplini…

Skandala karşı Budist sabrı mı?

Bugün CHP yönetimi kendisini öyle bir noktaya koymuş durumda ki;

Eleştirilemez…

Sorgulanamaz…

Dokunulamaz…

Adeta siyasi bir “dokunulmazlık zırhı.”

Ama o zırhın içinde ne var?

Sessizlik.

Çelişki.

Ve seçici ahlak.

Kendi öz evlatları, partinin emekçileri, yıllarını vermiş insanlar çıkıp makul eleştiri yaptığında…

“Disiplin süreci” jet hızıyla çalışıyor.

Ama bir belediye başkanı, yani Muhteşem Özkan…

Hakkında yolsuzluk iddiası var.

Gözaltı görüntüleri ortada.

Kamu vicdanı rahatsız.

Ve hâlâ…

“Bekle-gör” politikası.

Neyi bekliyorsunuz?

Her gün yeni bir görüntü…

Her gün “yok artık” dedirten bir detay…

Ve siz hâlâ meseleyi dışarıda arıyorsunuz.

Bu suskunluk neyin göstergesi?

Strateji mi?

Yoksa çaresizlik mi?

Yoksa daha kötüsü…

Alışkanlık mı?

Daha daha kötüsü : biliyorduk zaten mi yoksa?

Sormak gerekiyor:

Bu tabloya rağmen hâlâ sanki herhangi bir şey gibi olaya yaklaşıp, o kamu vicdanına oralı olmadan süreç yürüten bir yönetim, neyi bekler?

Söğütözü’nün önünde bataklık falan oluşmasını mı?

İşin bir de ironik tarafı var…

Kemal Kılıçdaroğlu söz konusu olduğunda,

“Vurun abalıya” mantığıyla mangalda köz bırakmayanlar…

Bugün bu meselelerde adeta “kulak üstüne yatmış.”

Ne oldu?

Cesaret mi bitti?

Yoksa hesap mı değişti?

Yada gocunma durumları mı hasıl oldu?

Bu sessizlik…

Siyasi bir tercih değil.

Bu, karakter meselesidir.

Bir gerçek var ki…

Ahlaksızlığın üzerine siyaset inşa edilmez.

Saibenin üzerine “temiz hikâye” yazılmaz.

Muamma ile yönetilen yapıdan, güven çıkmaz.

Bir kısa hikâye düşünün:

Temeli çürük bir binaya, ne kadar boya yaparsanız yapın…

İlk sarsıntıda yıkılır.

Siyaset de böyledir.

Görüntü kurtarmaz.

Gerçek belirler.

Ve şimdi yazının başına dönelim…

Malumunuz, Özkan Yalım’a ait şirketlere el konuldu.

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyum olarak atandı.

E haliyle…

O şirketlerin içinde ne varsa, artık devletin.

E ne var?

Pavyon da var.

Eee…Devletin pavyonu olur mu? Oldu.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı