1 Mayıs: Kime Bayram ? – Melih Demirel Yazdı

1 Mayıs: Kime Bayram ? – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 01.05.2026 20:30
A+
A-

1 Mayıs bir bayram mı, yoksa unutulan emeğin hatırlatıldığı bir gün mü? Melih Demirel, işçinin görünmeyen gerçeğini sert bir dille ortaya koyuyor.

Bazı günler vardır, takvimde yeri bellidir ama hayattaki karşılığı tartışmalıdır.

1 Mayıs da onlardan biri…

Adı “bayram.”

Peki gerçekten kim için?

Bugün meydanlar kurulacak, sloganlar atılacak, mesajlar yayınlanacak. Herkes emekten yana olacak, herkes işçinin yanında duracak. Kelimeler yine cömert olacak… Ama mesele zaten hiçbir zaman kelime meselesi olmadı. Temel sorun;  emeğin, en çok konuşulan ama en az karşılığı verilen üzerine hor görülen şey haline gelmesi.

Şimdi bir işçi düşün…

Adını bilmediğimiz, yüzünü hatırlamadığımız, ama her gün yanından geçtiğimiz biri. Sabahın ilk ışığında yola düşen, akşamın karanlığında eve dönen… Gününü değil, ömrünü satan biri.

O işçi için 1 Mayıs ne ifade ediyor?

Bir günlüğüne hatırlanmak mı?

Yoksa yılın geri kalan 364 gününde unutulacağını bilerek alkışlanmak mı?

İşte asıl mesele burada başlıyor. Çünkü bu düzende emek, görünür olduğu kadar değersiz.

Ne zaman bir felaket olsa, ne zaman bir kriz çıksa ilk fedakârlık ondan beklenir. Ama refah konuşulurken, büyüme anlatılırken o sofraya davet edilmez.

Garip bir denge bu…

Yük paylaşılırken işçi akla gelir,

Kazanç paylaşılırken unutulur.

Ve sonra bir gün çıkar, “1 Mayıs kutlu olsun” denir.

Kime?

Hakkını almak için kapı kapı dolaşana mı?

Aylarca maaşını bekleyene mi?

İtiraz ettiği için işsiz kalana mı?

Yoksa emeğin üzerinden kazanç sağlayıp, o emeğin sahibine sus payı verenlere mi?

Şunu açıkça söylemek gerekiyor:

Ülkemizde emek sömürüsü artık gizlenen bir şey değil, normalleştirilen bir şey haline geldi.

Ve en tehlikelisi de bu zaten…

Haksızlığın yapılması değil, alışılması.

Bir işçi hakkını alamadığında “idare et” denilmesi…

Bir emekçi ses çıkardığında “zamanı değil” denilmesi…

Birileri alın terini gasp ettiğinde ise “şartlar böyle” denerek üstünün süslenip, bir de günün sonunda ‘’ biz bir aileyiz’’ denilip paketlenmesi…

Hayır…

Şartlar böyle değil.

Şartlar böyle kabul edildiği için böyle.

Ve bu kabulleniş, en büyük emek hırsızlığıdır.

Çünkü emek hırsızlığı sadece cebinden çalmak değildir bir insanın…

Umut çalmaktır.

Gelecek çalmaktır.

İnsanın kendi emeğine olan inancını çalmaktır.

Bugün bir işçi, ne kadar çalışırsa çalışsın yerinde sayıyorsa…

Bugün bir emekçi, hakkını ararken yalnız bırakılıyorsa…

Bugün alın teri, bir maliyet kalemi olarak görülüyorsa…

Yahu ömrünü heba eden nasırlı ellerin gördüklerinde gözleri kalıp, fabrika karavanasından çıkan tatlıyı çocuklarına götürüyorsa…

Kimse kusura bakmasın;

Orada ne bayram vardır ne kutlama.

Orada sadece ertelenmiş bir öfke vardır.

1 Mayıs, işte tam da bu yüzden rahatsız edici bir gündür.

Çünkü bize görmek istemediğimiz şeyi gösterir:

Bu düzenin kimin sırtında yükseldiğini…

Ve daha da önemlisi, kimin sırtından geçindiğini.

Bugün mesele sadece işçinin hakkı değildir.

Mesele, bir toplumun neye razı olduğudur.

Eğer bir toplum, emeğin değersizleşmesine ses çıkarmıyor ve normalleştiriyorsa…

Eğer alın teri, sessizce görmezden geliniyorsa…

Orada herkes kaybeder.

1 Mayıs bu yüzden bir bayram değil, bir aynadır.

Herkese kendini gösterir.

Kimi o aynada emeğini görür,

Kimi o aynada sömürdüğünü…

Ve herkes bilir aslında nerede durduğunu.

Bugün süslü cümlelere gerek yok.

Bugün hamasete hiç gerek yok.

Sadece şu soruya dürüst cevap vermek yeterli:

Bu ülkede emek gerçekten hak ettiği değeri görüyor mu?

Eğer cevap “hayır” ise…

O zaman 1 Mayıs kutlanacak bir gün değil, hesap sorulacak bir gündür.

Ve unutulmasın:

Emeğin sustuğu yerde düzen konuşur.

Ama bir gün o emek konuşursa…

Hiçbir düzen yerinde kalmaz.

Şimdi soruyorum 1 Mayıs kime bayram?

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı