Uçurtmayı Vurmasınlar – Melih Demirel Yazdı

Uçurtmayı Vurmasınlar – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 12.08.2026 13:18
A+
A-

Bazı zamanlar vardır…

Takvimde sıradan bir gün gibi görünür.

İnsanlar sabah kalkar, ekmeğinin peşine düşer, çocuklarını okula gönderir, otobüse yetişir, dükkanını açar, ofisine koşar,  akşam eve döner, rutindir yani.Hayat normal akışında devam ediyordur.

Oysa tarih, bazen de en büyük değişikliklerini kimse fark etmeden yapar.

Bir şey yerinden oynar.

Bir taş.

Bir düşünce.

Bir korku.

Bir umut…

Sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Kim bilir, belki böyle bir dilimin içerisindeyizdir…

Henüz herkes adını koyamıyor belki ama, herkes bir şeylerin değiştiğini hissediyor. Çünkü milletlerin hayatında bazı dönemler vardır; eski sözlerin artık yeni günleri anlatmaya yetmediği…

Eski kavgaların anlamını yitirdiği…

Eski hesapların geleceğin önüne geçemediği…

İşte belki tam da böyle bir yerdeyiz.

Yıllardır birbirimize kızdık.

Birbirimizi dinlemek yerine birbirimizi sınıflandırdık.

Sen şusun dedik.

Sen busun dedik.

Sen bizdensin, sen değilsin dedik.

Oysa aynı yağmurda ıslandık.

Aynı depremde korktuk.

Aynı bayrak yükseldiğinde başımızı kaldırdık.

Aynı cenazelerde cız etti yüreklerimiz,

Aynı şeylere çokça ortak sevindik.

Aynı çocukların gözlerinde geleceği aradık.

Belki de unuttuğumuz şey buydu…

“Bizi birbirimizden ayıran şeyler, bizi birbirimize bağlayanlardan daha büyük değildi hiçbir zaman.”

Bu memleketin insanı aslında birbirine sandığımızdan çok daha fazla benzer.

Bir annenin duası, hangi ilde edildiğini sormaz.

Bir babanın evladına sarılışı, hangi siyasi görüşe ait olduğunu bilmez.

Bir çocuğun karnı acıktığında bunun bir ideolojisi olmaz.

Bir gencin geleceğini kaybetme korkusunun partisi yoktur.

Ve bir insan adalet istediğinde, kimliğini cebinden çıkarıp göstermesi gerekmez.

Belki Türkiye’nin yeni hikâyesi tam da buradan başlayacak.

İnsanların yeniden birbirine bakabildiği yerden. Kırgınlıkların yerine güvenin, öfkenin yerine aklın, umutsuzluğun yerine cesaretin konduğu yerden.Çünkü memleket dediğimiz şey, haritadaki sınır çizgilerinden çok daha fazlasıdır.

Memleket, insanın kendisini ait hissettiği yerdir.

“Ben burada yalnız değilim.” diyebildiği yerdir.

Çocuğunun yarınını düşünürken korkmadığı yerdir.

Haksızlığa uğradığında sesinin duyulacağına inandığı yerdir.

Ve insanın başını yastığa koyduğunda, yarına dair içinde küçücük de olsa bir ışık taşıdığı yerdir.

Bugün o ışığı yeniden yakmanın zamanı değil mi dostlar?

Belki de tarih bize bir kez daha aynı soruyu soruyor:

Biz nasıl bir Türkiye istiyoruz?

Korkularımızın, kavgalarımızın, geçmişin bitmeyen hesaplarının büyüdüğü bir Türkiye mi?

Yoksa çocuklarımızın umudunun büyüdüğü bir Türkiye mi?

Bir tarafsa bu şayet, ben kavgaya, korkuya, köhne hesaplara muhalifim. Çocukların umudunun ise kulu kölesi olmayı yeğlerim…

Evet, onlar bizim bugünümüzü değil, bizim bıraktığımız yarını yaşayacaklar. Bizim bugün kurduğumuz cümleleri değil, bugün yaptığımız tercihlerin sonuçlarını taşıyacaklar. Bu yüzden bazen susmak gerekir. Bazen bağırmaktan daha büyük bir iştir susup düşünmek. Bazen bir adım geri çekilip bütün fotoğrafa bakmak gerekir.

Çünkü bazı şeyler yakından bakıldığında anlaşılmaz.

Türkiye’nin bugün yaşadığı da belki bugün böyledir. Görünenin arkasında görünmeyen bir kudret vardır belki…

Sessiz.

Derinden.

Yavaş ama kararlı.

Bir çağ kapanırken başka bir çağın kapısı aralanıyordur belki…

Ve tarihin böyle zamanlarında, herkes kendi küçük hesabını bir kenara bırakıp büyük fotoğrafı görmek zorundadır. Çünkü mesele artık yalnızca bugünün meselesi değildir. Mesele, gelecek nesillere ne bırakacağımız meselesidir.

Birbirinden korkan bir ülke mi?

Birbirine güvenen bir ülke mi?

Umudunu kaybetmiş gençler mi?

Gökyüzüne bakabilen çocuklar mı?

İşte asıl tercih budur.

Gerisi ayrıntıdır.

Ve şimdi…

Gökyüzüne bakıyorum.

Bir çocuk uçurtmasını havalandırıyor.

Rüzgar var.

Uçurtma yükseliyor.

İpler geriliyor.

Çocuk gülümsüyor.

O küçücük uçurtmanın gökyüzünde kapladığı yer, aslında bize kocaman bir şey anlatıyor:

Bir milletin umudunu yere indirmek kolaydır.

Ama yeniden gökyüzüne çıkarmak…

İşte bunun için cesaret gerekir.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan da tam olarak budur.

Birbirimizin uçurtmasını vurmak değil.

Gökyüzünü büyütmek.

Çünkü gökyüzü hepimize yeter.

Ve belki yıllar sonra, bugünlere dönüp baktığımızda şunu söyleyeceğiz:

“İşte o günlerde bir şey değişti.”

Kimse tam olarak ne olduğunu anlatamayacak.

Ama herkes hissedecek.

Bir ülke yeniden kendine gelmişti.

Bir millet yeniden birbirini hatırlamıştı.

Ve çocukların uçurtmaları, ilk kez gerçekten korkmadan yükselmişti.

Uçurtmayı vurmasınlar.

Çünkü bazı uçurtmalar gökyüzünde değil…

Neyse, sonrası, sonra…

Kalın sağlıcakla.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı