“Mutlak Butlan” Krizinin Baş Faili Özel, Mecburi Sonucu Kılıçdaroğlu’dur! – Murat Selamoğlu Yazdı

Bugün siyaset sahnesinde karşımıza çıkan “mutlak butlan” garabeti, gökten zembille inmiş bir tesadüf değildir. Aksine, göz göre göre gelen, bağıra çağıra “ben geliyorum” diyen derin bir siyasi savrulmanın ve kurumsal çöküşün en net fotoğrafıdır.
Asırlık bir siyasi çınarın ağırlığını taşımak yerine; parti tüzüğünde dahi zerrece yeri bulunmayan fiili bir ‘eş genel başkanlık’ illüzyonuna teslim olursanız, günün sonunda karşılaşacağınız kriz tablosu tam olarak budur. Bir gemide iki kaptan olmaz. Türkiye’nin ve partisinin rotasını tek bir ismin kariyer planlamasına ve “kurtarıcı” dayatmasına endeksleyen bu sakat anlayış, partinin iç disiplinini laçkalaştırmış, kurumsal ciddiyeti yerle yeksan etmiştir. Yaşanan bu kaosun baş faili, cümlenin asıl öznesi ve mevcut kurgunun yürütücüsü açıkça Özgür Özel’in ta kendisidir.
Ancak madalyonun diğer yüzüne, yani Kemal Kılıçdaroğlu cephesine baktığımızda da kimse bu tablodan geçmişin temize çekildiği gibi bir anlam çıkarmamalıdır. Kılıçdaroğlu’nun geçmişte yaptığı ağır siyasi hatalar, kurduğu yanlış ittifak denklemleri ve sandıkta aldığı sonuçlar ortadadır ve bu faturanın ağırlığı hala CHP tabanının omuzlarındadır.
Şunu çok net görmek gerekiyor: Mevcut yönetimin yarattığı bu sistem krizinin Kılıçdaroğlu’nu yeniden denklemin ortasına atması ve mecburi bir “yüklem” haline getirmesi, ona koltuğa yeniden kurulma hakkı vermez. Bu hukuki ve siyasi kaos, Kılıçdaroğlu için bir “ikinci bahar” fırsatı değil; tam aksine, siyasi tarihine onurlu bir nokta koyabilmesi için önüne gelmiş son sınavdır.
Kılıçdaroğlu’nun bu saatten sonra yapması gereken tek bir tarihi görev vardır: Partiyi en kısa sürede, tartışmasız bir şekilde olağanüstü kurultaya götürmek ve bu kurultayda kesinlikle aday olmamaktır.
Ayrıca bu süreçte hem Özgür Özel hem de Kemal Kılıçdaroğlu şahsi hırslarını, hizip kavgalarını ve “senin adamın-benim adamım” savaşlarını bir kenara bırakmak zorundadır. Türkiye’nin enerjisini daha fazla iç çekişmelerle tüketmeye hakkı yoktur. Her iki ismin de boynunun borcu; yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri için dayatmalardan uzak durarak, tabanın sesini dinlemek ve sandıkta karşılığı olan, halkın gerçekten mutabık kalacağı bir ismi ortak cumhurbaşkanı adayı olarak belirlemektir.
Siyasette asıl yüzleşilmesi gereken hakikat de, memlekete karşı boyun borcu da tam olarak budur.








