Şam-piyon – Yusuf İpekli Yazdı

Şam-piyon – Yusuf İpekli Yazdı
Yayınlama: 20.05.2026 20:16
A+
A-

“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.” Kemal Atatürk

2025-2026 futbol sezonu bir yığın itiraz, şaibe (iddiası), suçlama, eleştiri, penaltı, kırmızı kart, var kaydı, bahis, korner, GOL tartışmaları içinde sona erdi.

Bu yılda Galatasaray‘ın şampiyon olduğu doğrudur.

Son sözü en başta söyleyeyim mi?

Peki!

Biz sevinmeyi de üzülmeyi de bilmiyoruz.

Şampiyonluğun matematiksel olarak kesinleştiği günlerde pencere kenarlarında  bile oturmadığım halde eşimle birlikte bir düğün töreni için mecburen dışarıda idik.

Maç bitmeden düğünden kalkalım derken laf lafı açtı ve biz maç bittikten yarım saat kadar sonra aracımızı ancak çalıştırdık.

Aman ya rabbi, başkentin dört bir yanı yangın yeri gibi… O arada gökyüzü ışıl ışıl. Hava da derin bir konfeti kokusu.

Sloganlar, korna sesi, tezahürat, yoğun olmamakla birlikte silah sesi…

Batıkent’e doğru caddeye ulaşınca gördük ki trafik kilit. Bu öyle böyle bir kilit değil. Anahtar yok, kayıp.

Arabalar sarı kırmızı bayraklarla özel olarak donatılmış. Bu arabaların içinde bebek, çocuk, kadın, genç…

Camlar sonuna kadar açık. Çocuklar vücutlarının yarısını camdan dışarı sarkıtmış bağıyor, “Oley oley oley… Şampiyon, cim bom bom!“.

Ha, kilit dedik ya, hakikaten bu kilit guduretten gelen emirle hazırlanmış olmalı. Çünkü normal koşullarda o kavşaklara o arabalara o kilidi oluşturmak merasimine tabi olmalı.

Pat önüne kıran arabalar, sağından solundan geçenler, “el salla el salla, kol salla kol salla” diye diye tempo tutanlar.

Ya yolun tam ortasına araçlarından inip halaya duranlar. Ya elinde bira şişesiyle “Allaana gurban gardaş!” diyenler veya “Ver bi cuvara, ataşına yanıyım babalık…” diye bağıranlar…

O değilde en ilginç anın ne olduğunu nereden bileceksiniz…

Söyleyeyim!

Kız yirmili yaşlarda. Camdan şöyle bağırıyor: “Öp beni öp beni; öpmezsen düverim seni…

Sanki karnı doydu, sanki iş buldu, sanki ev kurdu…

Normalde on dakikalık yolu iki buçuk saatte geldik iyi mi?

Tabi tabi, buna da şükür tabi!

Şimdi nüfusumuz 86 milyon değil mi? Evet. Bu nüfusun en az 75 milyonu herhangi bir futbol kulübünün taraftarı. Bu 75 milyonun 50 milyonu fanatik.

Fanatikler yenilse zaten memnun değil de yenince de mutlu / memnun değil.

Acayip bir durum.

Şampiyon olan takımın taraftarı da tenik direktörden muzdarip şampiyon olamayan takımın fanatiği de…

Takımı iki üç sezon şampiyon yapan teknik direktör de tukaka takımı üç beş yıl şampiyon yapamayan da…

Yahu bu ne yaman çelişki böyle…

Neden?

Bir) Biz iyi bir doktor, öğretmen, mühendis, avukat olduğumuz kadar futbolu da herkesten çok iyi bi-li-roz. Biz iyi bir şair, yazar, ressam aktör olduğumuz kadar çok iyi bir fut-bol-cu-yuz.

İki) Biz isteriz ki, teknik direktör benim istediğim taktiği uygulasın. İyi de örneğin son dört yılın şampiyonu Galatasaray’ın 20 milyon taraftarı var. O zaman teknik direktör 20 milyon taktik bilmeli, uygulamalı.

Üç) Biz amatör ruhla profesyonel oynamayı, takım tutmayı bilmiyoruz, öğrenemedik.

Dört) Biz nefret edince tam nefret ediyoruz, sevince tam seviyoruz. Bizim için her zaman bir günah keçisi var.

Beş) Biz de bir de var biliyor musunuz? Devlet, bürokrat veya siyasetçi des-tek-li takım var…

Buradan bakınca futbolun spor olduğunu söylemek mümkün değil.

Esasen biz de futbol bahis demek. Anlık mutluluk belki! Sorunlardan uzaklaş(tır)ma aracı.

Biz de futbol sarı kanarya, aslan veya kara kartal demek. Oysa, sarı kanarya kara kartalın pençesinde kaybolurken kara kartal aslanın kükreyişi içinde yok olup gidiyor.

Ne centilmenlik var ne de…

Olsun biz mutluyuz ve bizim her zaman bir günah keçimiz var.

Haklısınız yanıtlayayım: “Bu yazıyı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda yazdım, çünkü genelde spor, özelde futbol genç demek. Atatürk gibi benim de bütün ümidim gençlikte. Yazıyı başka bir günde yazamazdım, yazsam da gençlik bayramını kutlama imkanım olmazdı…

O halde spor diyorum, spor da centilmenlik diyorum, bu centilmenlik içinde Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN 

1964 yılında Ankara Kalecik doğdu. Sınıf öğretmeni, Türkçe bölümü mezunu, halen özel eğitim öğretmeni. Edebiyatla ilgileniyor. Eserleri 1.Çığlığa çağrı (Şiir) 2.Sensiz akşamların yorgun geceleri (Şiir) 3.Gökyüzüne kafa tutan sağanak (Şiir) 4.Okulumuz Avrupa'da (Gezi Yazıları) 5.Benekli Çocuk Şiirleri) 6.Bir Garip Gönül Hikayesi (Şiir) 7.Oba (Roman)