Demokrasi Kılığında ‘’Erdemsizlik’’ – Prof.Dr. Duran Bülbül Yazdı

Demokrasi Kılığında ‘’Erdemsizlik’’ – Prof.Dr. Duran Bülbül Yazdı
Yayınlama: 15.06.2026 21:00
A+
A-

Ülkemiz son yıllarda ilginç bir süreçten geçiyor. Bu süreç, tarafların nerede, nasıl, neyi, ne zaman ve ne şekilde savunduklarının paradoksal bir sürecidir. Bu süreçte kimin hain, kimin vatanperver, kimin demokrat, kimin milliyetçi olduğuna dair bir kargaşa yaşanmaktadır. Tuhaftır; bir partiyi usulsüz ve yolsuz bir şekilde ele geçirdiğinizde ve kazandığınızı sandığınız kamu kurumlarında var gücünüzle yolsuzluklara devam ederseniz bunun adı demokrasi ve adalet oluyor. Eğer yolsuzluğun hesabı hukuki olarak sorulduğunda bunun adı monarşi, adaletsizlik ve anti demokrasi oluyor. Ama yerseniz  siz yolsuzluklarınıza ve adaletsizliklerinize devam ermek için çığırtkanlık yaptığınızda bunun adı; Adalet kavgası oluyor!  Bu nasıl bir gaflet, nasıl bir anlayış?

En üstün erdem adalettir. Erdemsizliği arsız bir şekilde adalet olarak sunuyor ve savunuyorlar. Adalet devleti de partiyi de ayakta tutar. Adaletsizlik ise en büyük ihanet ve hak ihlalidir. Bu ihlali yapanlar ayakta değil, ayaklar altında kalırlar ve kaldılar. Daima iyi ve hakkaniyete uygun olana “hukuk” denir. Daima hakkaniyete uygun olmayana ise hukuksuzluk denir. Hukukun prensipleri şunlardır: dürüst yaşamak, başkasına zarar vermemek, herkese hakkını vermektir.

Bugün tartışılan, “niçin hakkını verdiniz?” tartışmasıdır. Tabii ki iyi, hak ve dürüstlük kavramı çığırtkanlık yapanların kitabında yok. Eğer demokrasiyi yalnızca kelimenin anlamını vermek olarak tanımlasaydık sorun kolayca çözülürdü; çünkü gereken tek şey biraz Yunanca bilgisi olurdu. Kelime olarak demokrasi, halkın iktidarı, iktidarın halkta olması demektir. Fakat burada yalnızca bir terminoloji sorununu çözmüş oluruz. Demokrasinin tanımlanması sorunu bundan çok daha karmaşıktır. Terimi kullandığımız zaman açıkça bir şeyi karşılamaktadır. Soru sadece “Demokrasi kelimesi ne demektir?” değildir; aynı zamanda “o şey nedir?” sorusudur. Bu sonuncu soruyu cevaplamaya çalışırsak, o şeyin her zaman kelimeye tam olarak uymadığını görürüz. Görürüz ki olgularla yafta arasında, bulgularımızla isim arasında ciddi farklılıklar vardır. Bu da demek oluyor ki demokrasinin kesin bir anlamı olduğu hâlde, bunun gerçekte demokrasinin ne olduğunu anlamamıza fazla bir yardımı yoktur.

Demokrasinin ne olduğu, demokrasinin ne olması gerektiğinden ayrılmaz. Demokrasi idealleri ve değerleri ona bir varlık kazandırdığı sürece vardır. Şüphe yok ki her siyasal sistem, değer, amaç ve imperatifleri ile ayakta durur. Fakat demokrasi, belki de bütün diğerlerinden daha fazla bunlara muhtaçtır. Çünkü başta ideallerin hiçbirisinin içinde yer almadığı bir realiteden bu kadar uzak olmadığı için, demokraside olgu ile değer arasındaki gerginlik en yüksek noktaya ulaşır. İşte demokrasinin adına ihtiyaç duyuşumuzun nedeni budur.

Demek oluyor ki demokrasi tanımının sadece bir tanıtıcı veya açıklayıcı görevi değil, aynı zamanda normatif ve inandırıcı bir görevi de vardır. Demokratik bir sistemin yaşamasının bir şartı da demokrasi fikrinin anlaşılabilirliğidir. Demokrasi, diğer siyasal sistemlerden daha karmaşık ve hassas olmakla birlikte garip bir tezattır ki, eğer prensipleri ve mekanizmaları ortalama insanın entelektüel ulaşım alanı dışında kalırsa yaşayamaz. Demokrasi, karmaşık olan şeyin basitleştirilmesini ve dolaşık olanların çözülmesini gerektirir. Çünkü son çözümlemede siyasal davranışımız, demokrasinin ne olabileceği ve ne olması gerektiği hakkındaki fikrimize dayanır.

Örneğin bir siyasal sistemin “daha” demokratik veya “daha az” demokratik olduğunu söylediğimizde değerlendirmemiz açıkça gerçek demokrasinin ne olduğu hakkındaki düşüncemize dayanır. Aynı şekilde “Bu demokratik değildir” veya “Burada demokrasi yoktur” denildiğinde hem davranışımız hem de yargılamamız bir tanımla ilişkilidir. Eğer demokrasiyi gerçekliği dikkate almadan tanımlarsak kendimizi bütün gerçek demokrasileri reddeder durumda buluruz.

Böylece eğer demokrasiyi yanlış tanımlarsak, yeterli bir şekilde belirtemediğimiz bir şeyi reddetme ve karşılığında hiç istemediğimiz bir şeyi elde etme tehlikesi ile karşılaşırız. Şüphesiz tanımlar her derde çare değildir. Demokrasi hakkındaki yanlış fikirler demokrasinin yanlış işlemesine yol açar.

Ülkemizde demokrasinin bilimsel bir tanımını yapmak güçtür. Ancak siz kalkar da ekonomik demokrasiye sahip çıkarken “siyasal demokrasi ve sosyal demokrasi olmasın” derseniz o ülkede demokrasi olmaz. Ekonomik demokrasinin ve siyasal demokrasinin eşit şartlarda gelişip büyüdüğü sürece o ülkede demokrasiden bahsedilir. Aksi halde Y. R. Simon’un dediği gibi: “Teknolojik toplum, kitle olayının bireysel yalnızlığını yaratarak totaliter devleti davet eder ve demokrasi çağını sona erdiririz.”

Bugün iktidarı kaybedenler, toplumu bireysel yalnızlığa ve devleti ise totaliter yapıya evrilmesi için erdemsiz bir şekilde savruluyorlar.

Partilisini ve seçmenini mülkiyet olarak görmenin adı demokrasi değildir.

Öğretim Üyesi - Maliyeci - Kamu Ekonomisti - Yazar