Akıl ve bilime yenilen cehalet…

Akıl ve bilime yenilen cehalet…
Yayınlama: 15.02.2023 18:59
A+
A-

Keşke şimdi Piyanist filminin devamını benim ülkemde çekseler. Savaşta yerle bir olmuş bir Almanya ve felaket sonrasında tükenen umutlar, kaybolmuş hayatları yazmıştı senarist. Şimdi aynı senaryonun bir başka versiyonu, hatta daha da zoru yazılabilir bugün benim ülkemde. Konuşamıyor, düşünemiyor, yazamıyorum. Bunu da atlatacağız ama geride bırakılan umutlar, hayatlar gelecek acı ve korku asla kaybolmayacak.

Yaşanan felaketi anlatmaya gücüm yetmiyor. Konuşamıyorum, düşünemiyorum, ağlayamıyorum, nefes alamıyorum, duygularım buna izin vermiyor. İnsan hayatının tükendiği bir anda ellerim kilitlenmiş, yazamıyorum. Buna kader böyle istedi diyorlar, inanmak istemiyorum. Kaderi insanın kendisi yaratır. Allah sana düşünme görme yapma gücü veriyor bu da akıl ve bilimdir. Bir konferans nedeniyle bulunduğum Japonya’da yaşadığım, tanık olduğum bir deprem anını hâlâ unutamıyorum. 9,1 şiddetinde bir depremin 1,50 dakika süren zaman sonrasında hiçbir şey olmamış gibi hayatın devam ettiğini görmüştüm. Şimdi kendi ülkemde yaşananlara bakınca canım yanıyor. Biz dünyaya Mimar Sinan gibi bir dahiyi hediye etmişiz bir milletiz ama bundan kimsenin haberi yok. Mimar Sinan inşa etmek istediği caminin temelinin yapıma hazır hale gelmesi için kaç yıl beklermiş. Ama biz bir hafta içinde çimentodan, demirden, kalıptan, kumdan her şeyden çalarak bina yapıyoruz. 2018 yılında imar affına izin verenlerin vicdanları rahat mı acaba? Eş, dost, akraba, arkadaş aman üzülmesin diyerek inşaat izni verenlerin vicdanları sızlıyor mu? Plansız projesiz hazırlıkları yapılmadan deneyimsiz insanlara izin verildiğinde buna müsaade edenlerin vicdanları sızlıyor mu? İnsan ömrünü hayatını siyasi çıkarlara getirenlerin vicdanları sızlıyor mu? Piyanist filmi şimdi de benim ülkemde çekilsin ki tüm dünya benim halkımın neler yaşadığını görsün isterim. Bundan, bu felaketten kim ya da kimler sorumluluk hissedip, vicdanlarını sorgulayabilecek merak ediyorum doğrusu. Ama sonrasında çaresiz dökülen kelimelere bakınca kavganın sırası değil diyorum.  Şimdi evsiz barksız kalanlara, anasız babasız öksüz çocuklara, kim olursa olsun hangi dini taşırsa taşısın birlikte dertlere çare aramanın zamanı diyorum.

Türkiye bir deprem ülkesi ve bugüne kadar yaşananlara bakarak neden ders alınmaz? Ölenlere rahmet, kalanlara acil şifalar dilemekle unutulabilir mi bu yaşananlar? Böyle bir felaketin ortasında siyasi çıkar senaryoları yapılabilir mi? Ama biz yapıyoruz, bu nasıl bir ruh halidir bilmiyorum. İnsanlar ölüyor, onlarca demir, taş, beton, toprak altında kalmış; ama biz hala siyasi çıkar peşindeyiz. Siyasi anlayışın şimdi asıl kenetlenmesi gereken zamanı değil mi? Türk milleti en zor zamanda bile olmayanı yaratacak kenetlenecek bir ruha sahip, ama yeter ki birileri bu duyguları farklı biçimlere dönüştürmesin. Şimdi burada insan hayatı önemli, bunu unutmamalıyız. Biz hâlâ bilim adamına, akıl ve bilim değerlerine sahip çıkmamaya devam ediyoruz. Atatürk’ün ”Ben size akıl ve bilim değerlerini miras olarak bırakıyorum.” sözlerini ne çabuk unuttuk. Ama biz aksine bu sözleri bize miras olarak bırakan insanı her zaman ikinci defasında öldürüyoruz. Akıl, bilim nedir bilmeyenler bundan rahatsız olan din tacirleri tarafından, tüm çağdaş değerlerin yok edildiği gibi. Şimdi yıkılan binaları tekrar yerine yapabilirsiniz, ama insan hayatını tekrar nasıl geri getireceksiniz? Dilerim bu felaketten ders alır ve gelecek felaketlerin yaşanmaması için akıl ve bilim değerlerine inanmalıyız. Keşke artık cehaletin değil, akıl ve bilime inanmanın, özellikle inanç saygınlığının siyasete alet edilmemesini dilerim.

Adana da dünyaya geldi babası dönemin tanınmış müzisyenlerinden gazelhan Ömer'dir. Küçük yaşlarda babasının teşvikiyle musikiyle tanıştı. Ankara Devlet Konservatuarına girdi. Ancak konservatuar eğitimini, daha sonra Yüksek eğitim için geldiği İstanbul da Güzel sanatlar Akademisine bağlı belediye Konservatuarında sürdürdü. Bir süre Emin Ongan idaresinde Üsküdar Musiki cemiyetine devam etti. Tıp eğitimi için gittiği İtalya'da fotoromanlarda oynadı. İtalyanlar ona Levent Seçer değil Laurent Seger demişlerdi. 1977 yılında dünyaca ünlü San Remo şarkı festivalinde kendi bestesi olan ( L'ultima Parola Di Una Donna) Bir Kadının Son Sözü adlı şarkıyı söyledi. 160 eser arasından 16 olarak başarı kazandı. Bir sinema filminde Ömer Şharif ve Liza Minneli ile oynadı. 2008 yılında Kültür Sanat Edebiyat evrensel değerler konulu çalışmasıyla Prof unvanı aldı. Bugüne kadar 16 kitap yayınladı, kitaplarından dördü çeşitli dillere çevrildi. Birçok uluslararası festival ve sanat etkinliklerine katıldı davet edildi ödüller aldı. Çalışmaları yurt içi ve yurt dışında çok sayıda dergi ve gazetelerde haber oldu. Uluslararası dahil çok sayıda haber kanallarında çeşitli makaleleri yayınlanmaktadır. Dünya sanat ve bilim akademisi üyesidir. UNESCO ve UNICEF'in uluslararası çalışmalarında görev almaktadır.