Türk’ü yüceltme
Atatürk, Nutuk’ta ifade ettiği gibi tarihin acı ve kanlı olaylarından tüm dünya Türklerinin tek çatı altında toplanmasının mümkün olamayacağı gerçeğinin farkında olmakla birlikte[i] Türk’e, ırk olarak yapılan saldırıları kabul etmemişti. Esasen o, Türklük şuurunun, orduya katıldığı ilk günlerde karşılaştığı bir olayda belirdiğini ifade etmişti. Zira Osmanlı eğitiminde, Türk tarihine pek yer verilmemişti. Ya Müslümanlar ya da Osmanlılar vardı. Türkler, Osmanlı toplumunda adı bile geçmeyen değersiz ve kimsesiz bir topluluk olarak bir kenara bırakılmışlardı.[ii] Atatürk bu olayı şöyle anlatmıştı:
“Orduya ilk katıldığım günlerde, bir Arap binbaşısının “Kavm-i Necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın?’’ diye tokatladığı bir Anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında Türklük şuuruna erdim. Onda gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük benim derin kaynağım, en derin övünç membaım oldu. Benim hayatta yegâne fahrim, servetim, Türklükten başka bir şey değildir.”
Atatürk, 1928 yılına gelindiğinde, İstanbul’da Fransız Notre Dame de Sion okulunda işlenen bir derste, Türklere ırk olarak haksız eleştiriler öğretildiğini işitmişti. Afet İnan bu durumu şöyle aktarmıştı:
“1928 yılında İstanbul’da Fransız Notre Dame de Sion okulunda okuduğum derslerin arasında, bir coğrafya kitabında, resimlerle de gösterildikten sonra, Türk ırkının sarı ırka mensup olduğu ve “secondaire” yani ikinci derecede kabul edildiği yazılı idi. Bu resim ve bilgiye göre etrafıma bakıyor ve bunun gerçeğe uygun olmadığını görüyordum. Atatürk’e kitabı gösterdim. O, sırada Prof. E. Pittard’ın “Irklar ve Tarih” (Les Races et l’Histoire, Paris: 1924) adlı kitabını da almıştım. Ondaki bilgiler de bu coğrafya kitabına uymuyordu. Bir de ikinci konu, Türklerin uygarlık alanında vücuda getirmiş oldukları eserlerin incelenmesi ve tanıtılması idi. Çünkü Avrupa tarihleri, “barbar” lakabını verdikleri Türkleri sadece bir istilacı kavim olarak kaydediyorlardı. Atatürk, bu iki endişeli sorum karşısında, “Hayır, böyle olamaz. Bunların üzerinde meşgul olalım,” demekle kalmamış, derhal yeni kitaplar getirterek bizzat çalışmaya ve çalıştırmaya başlamıştı. Esas konu “Türklerin dünya tarihinde hakiki yeri ve medeniyet alemindeki rolleri ne olmuştur?” konusu idi. Bu çalışmaların yoğunluğu 1929 yılından sonradır. Atatürk, o sıralarda İstanbul Üniversitesi’nde verilen tarih notlarını da okumakta idi…”[iii]
Bunun üzerine Atatürk, Afet İnan’ın öğrencilere verdiği Yurt Bilgisi Notlarını incelemiş, yetersiz bularak onu bu alanda araştırma ve incelemelere yönlendirmişti. Afet İnan da 1930 yılında Atatürk’ün Yurt Bilgisi notlarından ve konuşmalarından derlediği “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler”[iv] kitabını yazmıştı. Bu kitapta Atatürk, ulus/millet tanımını şöyle yapmıştı: “Millet, dil, kültür ve mefkûre (ülkü) birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği, siyasi ve içtimai (sosyal) heyettir” Türk ulusunu/milletini de “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” şeklinde tanımlamıştı. Diğer yandan dilin, Türk milleti için önemi hakkında, “Türkiye Cumhuriyeti dahilinde Türk dili ile konuşan, Türk kültürü ile yetişen, Türk mefkuresini benimseyen her fert, hangi dinden olursa olsun Türk’tür” diyordu.[v] Atatürk, ortak bir milli benlik oluşturmak için eğitim işini ele almış, vatandaşların hak ve görevlerine vurgu yaparak vatandaşlık eğitimi üzerinde durmuştu. Türk milletinin eğitim ve kültür alanındaki hedeflerine ulaşması, büyük ölçüde onun bireysel olarak yoğun bir çalışma içerisine girmesiyle gerçekleşebilmişti.[vi]
Türk milletinin bir an evvel kendini değerli hissetmesi ve kendine güven duyması için çalışılacak, geçmişte yapılan ve gelecekte de yapılması muhtemel olan saldırı ve eleştirilere bilimsel olarak cevap verilecekti. Bu amaca yönelik olarak 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti, 1932’de de Türk Dilini Tetkik Cemiyeti kuruldu. Atatürk, oluşturduğu Türk Tarih Tez’inde her şeyden önce Türk milleti ve Türk vatanı hakkında Avrupalı bilginlerin kaleminden çıkan haksız ve asılsız iddialardan kurtulmak için yine Avrupalı bilginlerin kalemini kullanacaktı. Türklerin sarı ırktan, uygarlık yeteneği olmayan barbarlar olduğu ve Orta Asya’ya sürülmeleri gerektiği kanısının aksine uygarlığa katkıları olduğu, Anadolu ve Trakya’nın eski bir Türk yurdu olduğu ortaya koyulacaktı.[vii] Nitekim altı yedi yıllık arkeolojik, filolojik ve antropolojik araştırmalar, Türklerin bazı Avrupalı tarihçilerin iddia ettikleri gibi olmadığını, aksine örgütçü, kurucu ve uygarlaştırıcı olduklarını göstermişti.[viii] Bu çerçevede eski kitapların yerini alacak tarih ders kitapları (Türk Tarihinin Ana Hatları, Tarih I-IIIII-IV) yazılıp 1931-1932 yılından itibaren liselerde okutulmaya başlandı.[ix] Diğer yandan bu çalışmalarda, ırkçı ve emperyalist düşüncelerin izlerini arayanlar yok değildi. Ancak yaşamı boyunca milliyet ve insanlık duyguları birbiriyle örtüşen Atatürk, kuşkusuz dünyada en son ırkçılık ve emperyalistlik yakıştırılacak bir liderdi.[x] “O sadece ülkesinde değil, bütün dünyada ve bütün insanlar için barış isteyen bir anlayışa sahipti. Bu derece insan sevgisiyle dolu ve böyle bir barış anlayışına sahip olan bir kişinin, ülkesindeki Türk ve Müslüman olmayan topluluklara karşı olumsuz bir tutum ve davranış içinde bulunması elbette düşünülemezdi.”[xi] Atatürk bu konuda şöyle demişti: “Bugün içimizde bulunan Hıristiyan, Musevi vatandaşlar, mukadderat ve talihlerini Türk milletine vicdani arzularıyla bağladıktan sonra kendilerine yan gözle, yabancı gözüyle bakılmak, medeni Türk milletinin asil ahlakından beklenebilir mi?”[xii] Kurtuluş Savaşı döneminde bile kendi halinde yaşayan Türk ve Müslüman olmayan topluluklara karşı olumsuz bir tutumu olmamış, onların güvenliğini sağlamayı da görev kabul etmişti.[xiii] Onun bu alandaki çabaları bilimsel gerçeğe ulaşma ve aynı zamanda milli bilinç ve gurur duygusuyla Türk Milleti’nin özgüvenini güçlendirme idealiydi.[xiv] Emre Kongar Hocamız, Atatürk’ün bu tutumu hakkında şu yorumu yapmıştı: O yıllarda Almanya, İtalya ve İspanya’da çok etkin olan faşist akıma rağmen Atatürk, “Türk” imajı yaratmaya çalışmıştı. “Faşist cereyanlara kapılması fevkalade mümkün, beklenir. “Hayır!” diyor “Türk olmak diye bir şey yoktur”, “Türküm demek vardır” “yani iradi bir kavramdır” diyor. “Öyle kafatası ölçmekle olmaz bu iş” anlayışında.”[xv]
DEVAM EDECEK…
[i] Mustafa Kemal Atatürk, Günümüz Türkçesiyle Nutuk, Hazırlayan: Yücel Demir, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2020, s. 145.
[ii] Erdal Aslan, a.g.e., s. 335.
[iii] Afet İnan, Arı İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009, s. 256-257.
[iv] Hülya Çelik, “Cumhuriyet Dönemi Vatandaşlık Eğitiminde Önemli Adımlar”, Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2008, 10(1), 359-369. (s. 365)
[v] Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti, “Tarih IV, Türkiye Cumhuriyeti”, İstanbul, Millî Eğitim Bakanlığı Yayını, s.182, 1931.
[vi] Erdal Aslan, a.g.e., s. 335.
[vii] Sabahattin Özel, Büyük Milletin Evladı ve Hizmetkarı, Atatürk ve Atatürkçülük, a.g.e., s. 186.
[viii] Sabahattin Özel, Büyük Milletin Evladı ve Hizmetkarı, Atatürk ve Atatürkçülük, a.g.e., s. 196.
[ix] Mesut Çapa, “Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarih öğretimi”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, 2002, 29(30), 39-55.
[x] Sabahattin Özel, Büyük Milletin Evladı ve Hizmetkarı, Atatürk ve Atatürkçülük, a.g.e., s. 196.
[xi] Yavuz Ercan, “Türkiye’de Azınlık Sorununun Kökeni (Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Gayrimüslimler”, a.g.e., s. 9.
[xii] Afet İnan, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler I, İstanbul, Devlet Matbaası, 1933.
[xiii] Yavuz Ercan, “Türkiye’de Azınlık Sorununun Kökeni (Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Gayrimüslimler”, a.g.e., s. 12.
[xiv] Sabahattin Özel, Büyük Milletin Evladı ve Hizmetkarı, Atatürk ve Atatürkçülük, a.g.e., s. 196-197.
[xv] Feridun Andaç, Herkesten Bir Şey Öğrendim, Emre Kongar Kitabı, VII. Baskı, İstanbul, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2009, s. 200-201.

