Halkın Dediği Olacak! – Hatice Topçu Yazdı

Hatice Topçu, Türkiye’de kurulması planlanan NATO Çok Uluslu Kolordu yapılanmasını tarihsel bir kırılma noktası olarak değerlendiriyor ve çarpıcı bir uyarıda bulunuyor.
Karanlık derinleşiyor. Siyaset kurumu iç çekişmelerle halkı oyalıyor. Emperyalizmin projeleri doğrultusunda arkada planlananların görülmesi böylelikle engelleniyor.
Yaşananlar bana Mustafa Kemal Paşa’nın 13 Kasım 1918 tarihinde Adana -İstanbul’a gelişinde Haydarpaşa Garı’nda trenden indiğinde boğazda galip devletlerin 55 parçadan oluşan karma donanmasıyla İstanbul Limanına ilerleyişini, yani işgali anımsattı.
İşgal güçlerinin ortak donanmasının geçişi sebebiyle deniz ulaşımı durdurulmuştu. Mustafa Kemal Paşa, yanında onu garda karşılayan arkadaşı Dr. Rasim Ferit Bey ve yaveri Cevat Abbas ile işgal donanmasının geçişinin sona ermesini Haydarpaşa Garı’nın köşesindeki küçük bir çay ocağında bekledi. Öğlenden sonra Saat 15.00’e doğru deniz trafiğe açıldı Kartal İstimbotuyla Sirkeci’ye geçmek üzere hareket ettiler.
Yaveri Cevat Abbas bu olayı şöyle anlatır: “İstanbul’a geldiğimiz günü hiç unutmak, şehrin çok hazin bir hali vardı. İstanbul düşman donanmalarının limana girmeleri felaketinin yasını tutuyor, bu büyük yasa Atatürk’ü de ortak ediyordu. Atatürk’le ben askeri ulaşımın köhne motoru ile deniz ortasında yaslanan bir çelik ormanın içinden geçiyorduk.”
Cevat Abbas’ın ifadesiyle, deniz ortasında yaslanan bir çelik orman ve İstanbul’un yası…
Günümüzde de siyasetin iç çekişmelerle halkı oyalaması ile görmeye kapatılan gözler, anlamaya kapatılan zihinler ve olandan bitenden uzak kendi çaresizliği içerisinde yokluk içinde kıvrandırılan bir halk…
Tıpkı Osmanlı’nın son döneminde savaşlardan yorulmuş, sevdiklerini kaybetmiş, yoklukların ve hastalıkların pençesinde kıvranan halk gibi…
13 Kasım gününe geri dönecek olursak, Çanakkale’de emperyalizmi yenerek düşmanın İstanbul’a geçişini durdurmuş çelik bakışlı o komutanın İstanbul’a dönüş tarihi o kara güne denk geliyor ve: “Geldikleri gibi giderler!” diyor.
Yaveri Cevat Abbas: “Bu sözü işittiğinde Mondros Mütarekesinin doğurduğu derin ve elemli umutsuzluğu derhal unutmuştum, “der ve Paşa’ya verdiği yanıtını aktarır: “Size nasip olacak, siz bunları kovacaksınız Paşam!”
Evet, düşman somuttu, ete kemiğe bürünmüştü, 55 parça donanmasıyla zafer havasında, gösteriş niteliğinde ağır ağır Dolmabahçe’ye doğru ilerliyordu…
Gelelim bugüne…
ÇOK ULUSLU KOLORDU (MNC-TÜR)
Türkiye’de çok uluslu NATO karargâhı kurulması çalışmalarının yürütüldüğü Milli Savunma Bakanı (MSB) tarafından doğrulandı. Yapılan açıklamaya göre 2023 yılında karargâhın kurulma emrinin verildiği, 2024 yılında da NATO’ya beyan verildiği açıklandı. Özetle MSB, Çokuluslu Kolordu Türkiye (MNC-TÜR) çalışmalarının 2023’ten beri yürütüldüğünü açıkladı.
Bakın siyasi çekişmelerin oluşturduğu ortamın göz ardı ettirdiklerine!
Bakın üniter ulus devletimiz için “İkinci Teskere” niteliği taşıyan bu yapılanmamın nasıl oldu bittiye getirildiğine…
Dün Ana muhalefet partisinin Çanakkale Mitinginde isterdik ki bu konular konuşulsun. Öyle ya ulusumuzun bağımsızlığı, güvenliği için bundan daha önemli ne olabilirdi?
Ancak öyle olmadı. Ana muhalefet partisi liderinin konuşması ağırlıklı olarak iktidarın partisi belediyelerine karşı yaptığı operasyonları halka şikâyet etmek niteliği taşıyordu.
Yine tarihimizde dönelim ve mazlum ülkelere model olmuş, emperyalizmi yenmiş o inanılmaz mücadelenin adımlarına bakalım.
Amasya Genelgesi ilk maddesi ülkenin genel durumuna yönelik bir tespit ile başlar, “Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir.”
Peki bugün neredeyiz? Ne yazık ki oradayız yine, bu sefer topla tüfekle değil, işbirlikçilerle yapılan kapı arkası görüşmelerle…
Bu tabloda siyaset kurumunun ülke sorunlarını çözmesi beklenebilir mi?
“Ekmek için Ekmeleddin” den tutunda 6 masa görüşmelerine; “Millet İttifakı” çatısı altında CHP listelerinden Meclise giren 39 milletvekiline ve bunların neredeyse üçte birinin partilerinden ayrılmış olmasına. Dolayısıyla genel ve yerel seçimlerinde seçilenlerden başka partilere geçenlere…
Bütün bu örnekler siyasetin millet derdinde değil, ikbal peşinde olduğunu göstermiyor mu?
Öyleyse gelelim Amasya Genelgesi ikinci tespit maddesine:
“İstanbul Hükümeti üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmemektedir.”
Ve gelelim yöntem ve amacı içeren üçüncü maddesine:
“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Bu genelgenin 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul’da “Geldikleri gibi giderler!” diyen liderinin Anadolu’nun ortasına giderek halk ile bütünleşerek başlattığı ve 3 yıl 3 ay 20 gün süren ulusal bağımsızlık mücadelesi sonrası kazanılan bağımsızlık savaşı…
Tespitler açık ve net, yöntem ve amaç da belli. Öyleyse, aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek niye?
“Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir” ve “Vatanın bütünlüğünü milletin bağımsızlığını milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Nasıl mı?
Ulusal Mücadelede olduğu gibi milletin azim ve kararının örgütlenmesiyle.
İhtiyaç “Geldikleri gibi, giderler!” diyebilecek bir önderin eksikliğinde!
Peki yok mu bunun bir çaresi?
Mustafa Kemal Paşa’nın Namık Kemal’in “Vatan Mersiyesi” şiirini umuda ve gerçekçiliğe eviren okuyuşunda:
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini/Bulunur elbet kurtaracak bahtı kara maderini”
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:








