Son Kale – Hatice Topçu Yazdı

CHP Son Kale Olmalı, Gidiş Karanlık…
Bu kadar çürümüşlüğün içinde ne yazsam diye düşünmek tuhaf biliyorum. Çünkü adeta Büyük Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde belirttiklerini yaşanıyoruz. O kadar ki; “…iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret (mecur olmak/zorunda olmak/mecbur bırakılmak) içinde harap ve bitap düşmüş olabilir…”
Ne yazık ki sadece iktidar sahipleri değil, iktidara gelmek isteyenlerin de siyasi çıkarlarını ülke çıkarlarının üstünde gördükleri bir noktadayız. İçinde bulunulan koşulları değerlendirip koşulların gerektirdiği adımları atmak yerine, uluslararası güçleri küstürmeme politikaları izleniyor.
Şimdi bu yazıyı okuyanlardan bazıları diyor ki; mitinglerde ana muhalefet lideri çok cesur konuşuyor. İyi de bütün kaleleri zaptedilmiş bir ülkede neredeyse seçilmiş başkanlarının yarısına yakınının eften püften bahanelerle görevden uzaklaştırılmış, içeri atılmış bir partinin lideri her meydana çıkıp konuşabiliyorsa bunun bir açıklaması olmalı değil mi?
Bakın e-imza denilen ve en çağcıl gelişme olarak allanıp, pullanıp tanıtımı yapılan dijital sistemler iflas etti. Çünkü hepsi ele geçirildi ve artık isteyen istediği belgeye ulaşabiliyor. Üniversite diploması, lisans üstü, dil sınavı ve benzeri…
Ama ulaşanlar kimler?
Hamili kart yakını olanlar!
Emekli açlık sınırının altında sürünüyor. Asgari ücretli ev kirasını ödeyemiyor. Yoksul pazardan sebze topluyor… Eğitim sistemi, sağlık sistemi SOS veriyor!
Yok öyle değil diyenler olabilir ama öyle… Keşke öyle olmasaydı.
2024 Kasım 14’de ağabeyimi akciğer kanserinden kaybettim. Ankara’da bir üniversite hastanesinde tedavi ettirmeye çabaladık. Kendisi o hastaneyi istedi çünkü. Geçmişin o dillere destan üniversite hastanesi ne hale gelmiş anlatamam. Ayakta duramayan hastalar, tek başlarında idrar torbaları ellerinde hastane koridorlarında sıra bekleyenler… Tekerlekli sandalyelerinin üzerinde uyuklayan bir deri bir kemik kalmış hastalar… Adeta çile çekiyor/çektiriliyorlar. Öyle bir sistem ki sistemin içindekiler de bıkmış vaziyette.
Prof. Hocalar dışarda özel muayenehanelerinde gördükleri hastalarının tetkiklerini hastanede yaptırıyorlar, bunu da bir lütuf olarak hastalarına sunuyorlar. Dahası akıllı ilaç tetkiklerini de özel firmalara yaptırıyorlar. Sürecin uzunluğu kısalığı umurlarında değil, eğer hasta o tarihe kadar dayanırsa ne ala… Eğer hasta dayanamaz ve ölürse firma da firmaya yönlendiren de parasını alıyor.
Bildiğiniz ticarethane!..
Yatması gereken hastalar yer olmadığı için sıraya alınıyor. Acilden giriş yapanlar acilde sedyelerin üzerinde günlerce bekletiliyor. Vakti gelince hepsini açıklayacağım.
Şimdi bu kanayan yaramı neden açtım. Yaşamak için çırpınan, hayata tutunmaya çalışan hastaların yaşadıkları içler acısı. Yakınlarının durumu daha beter. Çünkü çaresizliğin tahribatını yaşayanların dışında bilenler yok. Özetle görünüşte her şeyin var olduğu, aslında hiçbir şeyin olmadığı çürümüş bir sistem.
Böyle bir tabloda olmayan mecliste, olmayan terörün olmayan barışı komisyonu oluşturuluyor. Bu komisyona devleti kuran parti CHP’de katılma kararı alıyor. Aynı zamanda aynı parti haftada iki miting yapıyor. Hiçbir engellemeye tabi tutulmadan, her türlü izinleri alabiliyor, gerekli güvenlik önlemleri alınıyor. Yine aynı partinin sandık konularak halk tarafından Cumhurbaşkanı seçilen diplomaları iptal edilen büyükşehir belediye başkanı Kürtçe öğrenmeye çalıştığını söylüyor. Dahası eşit yurttaşlık istiyorum diyor.
Kendisine sözümüz var:
- Üniter ulus devletlerde, laik Cumhuriyetlerde ‘eşit yurttaşlık’ olmaz, ‘yurttaşlıkta eşitlik’ olur. O da mevcut Anayasamızın 10. Maddesinde tanımlanmıştır.
- Emperyalizme ve onun dayattıklarına boyun eğenler, Köy Enstitülerinin kapatılma sürecine baksınlar -Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün kapatılmasından başlayarak baksınlar ama ve sonrasında neler yaşandığında…
- Toprak reformunun mecliste onaylanmasına rağmen neden uygulanamadığına baksınlar… Halen var olan feodal sisteme baksınlar… Eğer toprak reformu uygulanabilseydi feodal sistem olmayacaktı ve bugün yeniden dünün ‘Sevr’ i, bugünün ‘BOP’unu önümüze koyamayacaklardı.
- Dil bütünlüğünden vazgeçmek ulus devletten vaz geçmektir. Tarihteki örneklerine baksınlar.
- Ve hepsinden önemlisi çürütülmüş bir ülkenin sistemine baksınlar. Yarın üzerinizde tapulu mal varlıklarınızın elinizden alındığını gördüklerinde de şaşırmasınlar.
- Ne acıdır ki Cumhurbaşkanı adayı için halka başvuran CHP komisyona katılma kararını halkı dışarda tutarak alıyor.
Gidiş karanlık, bir adım ötesi parçalanma!
Eğer devlet kuran parti CHP devleti yıkma projesinin ve olmayan meclisin, hiçbir yasak konulmadan izin verilen mitinglerin sarhoşluğundan, emperyalizmin istememesi halinde iktidar olamam kaygısından kurtulup kurucu önderimiz gibi milletin gücüne inanırsa ‘SON KALE’ olarak görevini yapmış olacaktır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:
“…Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Sözlerinin gereği yapılacaktır.
Yeniden Atatürk Cumhuriyeti!…








