Nato – Suay Karaman Yazdı

Nato – Suay Karaman Yazdı
Yayınlama: 13.04.2026 20:46
A+
A-

NATO ’nun Türkiye’de kurmayı planladığı yeni karargâhlar, sadece askeri bir hamle mi yoksa daha büyük bir jeopolitik kuşatmanın parçası mı? Suay Karaman, Türkiye’nin güvenliği açısından kritik uyarılarda bulunuyor.

4 Nisan 1949 tarihinde 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması’na dayanarak kurulan NATO’nun (North Atlantic Treaty Organization – Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), temel amacı, üye ülkelerin herhangi bir dış saldırıya karşı ortak savunma yapmasını sağlamak ve Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki güvenliği güçlendirmektir. Merkezi Brüksel’de bulunan NATO’nun kurucu ülkeleri Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz’dir.

Türkiye, 19 Eylül 1950 tarihinde TBMM’nin onayı olmadan Amerikan emperyalizmine hizmet için Kore’ye asker göndermiş ve bunun sonucunda 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’ya katılmıştır. Bugün NATO’nun üye sayısı 32 olmuştur. NATO, soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği tehdidine karşı bir denge unsuru olarak kurulmuş ve günümüzde de üye ülkelerin güvenliğini korumaya devam eden uluslararası askeri ittifaktır. Ancak bugün Sovyetler Birliği dağılmış, Rusya’nın ise tehdit durumu söz konusu değildir. Günümüzde NATO, ABD’nin çıkarları için çalışan bir örgüt konumuna getirilmiştir.

28 Şubat tarihinde emperyalist ABD ve haydut devlet İsrail’in, İran’ı vurmasıyla başlayan yeni süreç NATO ile ABD’yi karşı karşıya getirdi. NATO’yu, ABD olmadan kâğıttan kaplan olarak niteleyen ABD Başkanı Donald Trump; İran’da yardımına gelmedikleri için NATO üyelerine “bizim yanımızda değilse biz neden onların yanında olalım ki?” diyerek, kızgınlığını ifade etti. Türkiye’yi ise diğer NATO üyelerinden ayırarak; “Türkiye bizi son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar. Bence Erdoğan harika bir lider” diyerek, İran’a karşı Türkiye’nin de tutum alması için algı operasyonuna başladı.

Bunun yanında 4, 9, 13 ve 30 Mart günlerinde İran’dan ateşlendiği belirtilen füzelerin Türk hava sahasına yöneldiği ve Doğu Akdeniz’de bulunan NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından düşürüldüğü bildirilmişti. Ancak ortada yanıt bekleyen kritik sorular bulunmaktadır: atıldığı iddia edilen füzelerin radar izi nerede, hangi rota ile geldi, ne kadar yüksekte düşürüldü? Bu soruların yanıtı bulunmayınca, akıllara başka olasılıklar gelmektedir. Ayrıca Milli Savunma Bakanlığı’nın, görüntüsü belli olmayan füzeleri İran’dan bizim topraklarımıza doğru atılmış füzeler olarak nitelendirmesi ise tuhaftır.

Bu füzelerle ilgili yapılan yorumların amacı, Türkiye’yi İran’a karşı bir savaşa sürükleme çabasıdır ve zaten ABD’nin de isteği budur. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran’dan Türkiye’ye füze fırlatıldığı yönündeki iddiaların tamamen asılsız olduğunu bildirerek “İran iyi komşuluk ilkesine bağlıdır. Türkiye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı duyuyoruz. Muhtemel iddiaların incelenmesi için ortak teknik iş birliğine hazırız” dedi.

Emperyalist ABD ve haydut devlet İsrail, İran’daki savaşa başından beri NATO’nun dahil olmasını istemektedir. Bunu sağlayabilmek için NATO anlaşmasının 5. maddesine sığınmaktadır. Bu maddeye göre; “Avrupa veya Kuzey Amerika’daki bir müttefike yönelik silahlı saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır. Bu madde, ‘birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ prensibiyle, saldırıya uğrayan üyeye askeri kuvvet kullanımı dahil gerekli yardımın yapılmasını taahhüt eder.” İşte ABD, bu maddeyi uygulamak için İran’dan atıldığı söylenen füzelere sığınmaktadır. Ancak İran’ın bu zorlu savaşta kendisine yeni bir cephe açarak NATO’yu da devreye sokması akıl ve mantık ile açıklanamaz.

2004 yılından beri Yunanistan Ege Adalarımızı işgal etti ama NATO’dan hiç ses çıkmadı. Bizim siyasi iktidarımızdan da tepki verilmedi; üstelik işgal hala her boyutuyla sürmektedir. Ayrıca ABD, Yunanistan’da bizim sınırımıza yakın yerlerde üs kurmaktadır. Biz de el yükseltelim, bölücü ve dinci terör örgütlerinin arkasında başta ABD olmak üzere bazı NATO ülkelerinin olduğu gerçeğini unutmamalıyız; ülkemizin parçalanması, emperyalizmin en büyük arzularından biridir. Bu durumda NATO’ya üye olmanın ne işe yaradığı sorgulanmalıdır.

26 Mart 2026 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan basın açıklamasında, NATO’nun Adana’da Çok Uluslu Kolordu Karargâhı kurma sürecinde olduğu bildirildi ve ardından da İstanbul Boğazı Anadolu Kavağı’nda Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı bilgisi paylaşıldı. Böyle bir ortamda NATO’nun Türkiye’de iki yeni karargâh kuracağının açıklanması, ülkemizin güvenliği açısından son derece tehlikeli bir girişimdir. Zaten Adana İncirlik ve Malatya Kürecik üsleri ülkemiz adına tehdit oluşturmaktadır.

Adana’da kurulacak NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhı, İran ve Ortadoğu içindir. Bu karargâh Türkiye için değil NATO adına, bir başka deyişle ABD ile İsrail’in bölge planlarına hizmet edecektir. Açıkça İsrail’in güvenliğine ve bölgede kurmaya çalıştığı baskının hizmetine yöneliktir. Dolayısıyla bölgemizde devam eden savaş sürecinde kurulması planlanan bu karargâhın Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika olmak üzere bölgeden kaynaklanacak tehditlere odaklanacağı yönündeki yorumlar tamamen gerçek dışıdır.

İstanbul’da Anadolu Kavağı’nda kurulacak NATO Deniz Unsur Komutanlığı’nın ise komşumuz Rusya için kurulacağı bellidir. Bu, ülkemiz için yaşamsal derecede önemli olan Montrö Sözleşmesi’nin ortadan kaldırılmasına yönelik bir girişimdir. Böylece ülkemizin güvenliğinin temel taşlarından biri olan önemli bir uluslararası sözleşmeyi kendi elimizle yok etmiş olacağız. Planlanan NATO makyajlı bu girişim ile zaman içinde Montrö Sözleşmesi’ni ortadan kaldırarak, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin, özellikle ABD savaş gemilerinin Karadeniz’e serbestçe girişi sağlanacaktır. Kısaca bu girişim Türkiye’nin kendi eliyle Karadeniz’i NATO’ya açması anlamına gelmektedir.

Türkiye, NATO maskesi altında kuşatılmak istenmektedir. Adana ve İstanbul Boğazı’ndaki iki NATO yapısı, birbirini bütünlemektedir. Bu girişimler, Türkiye’nin güvenliği ve çıkarları için büyük tehdittir. Bu arada Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ikinci kez NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak; bu zirvede ülkemizin güvenliğini olumsuz yönde etkileyecek nasıl kararlar çıkacağını da hep birlikte göreceğiz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

13 Temmuz 1959 tarihinde İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. Jeoloji Mühendisliği Bölümü (1983) ve İşletme Bölümü (1998) mezunu. Lisans üstü çalışmalarını Trafik Planlaması ve Uygulaması anabilim dalında (2002) ve Hayvancılık İşletme Ekonomisi anabilim dalında (2003) tamamladı.1983-1985 yıllarında ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1986-1987 yılları arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda yedek subay olarak askerlik görevini tamamladı. 1988-2006 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 2006-2018 yılları arasında Gazi Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. Gazi Üniversitesi’nin bölünmesiyle 2018 tarihinden beri Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaktadır.1993 yılında “Bilgisayara Giriş ve Basic” ile “Fotogrametri” kitaplarını yayınladı. Mart 2019 tarihinde “İnadına Cumhuriyet” adlı kitabını yayınladı. Kasım 2021 tarihinde “Türkiye Uçuyor” adlı kitabını yayınladı. Bir süre Cumhuriyet ve Ulus Gazeteleri ile Türkiye Sorunları Dergisi’nde yazı yazmıştır. Kasım 2005-Haziran 2020 tarihleri arasında İlk Kurşun Gazetesi’nde her hafta yazıları yayınlanmıştır. Halen Azim ve Karar Sitesinde yazı yazmaktadır.“Parçalanma Dil İle Başlar” makalesiyle, Dil Derneği tarafından 26 Eylül 2016 tarihinde 84. Dil Bayramı Onur Ödülü’ne layık görülmüştür. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin eski Genel Sekreteri’dir. 1961 Anayasası ve Çağdaş Demokrasi Vakfı’nın Başkanı’dır. Halen Tüm Öğretim Elemanları Derneği’nin (TÜMÖD) Genel Sekreteri’dir. Evli ve iki çocuk babasıdır.