Okulların açıldığı gün döviz bürosunda… – Yusuf İpekli Yazdı
Eğitim yılının ikinci dönemi başladı. Ayakları geri geri giden öğrenciler şükürler olsun (!) okullarına döndü.
Umarım iyi olur diyeceğim de diyemiyorum.
Neden?
Nedeni belli. Okulda olması gereken çocuklar, gençler okul dışında her yerde. Sokakta, parkta, izbe evlerin buz gibi odalarında veya metruk yapıların karanlık dehlizinde başka başka işler peşinde. Ders kitapları arasında dolaşması gereken öğrenciler cep telefonu, tablet veya televizyon başında. Kimi tiktokta geziniyor, kimi sanal ortamlarda adam öldürüyor, kimi anlamadığı müziğin bilmediği ritmine kaptırmış kendini, vur patlasın çal oynasın.
Geçenlerde yüzü gülen bir çocuğa sordum: “Keyfin yerinde Sadık, hayırdır neye borçluyuz?”
Sadık yanıtladı: “Niye olacak hocam sabaha karşı dörtte, beş yüz düşman temizledim. Hesabıma 20 lira geldi. Kötü mü, Yarım paket sigara parası…”
“Nasıl öldürdün Sadık?” “Nasıl olacak hocam, bi oyun var, başlayınca bitmiyo.”
Kendime geldiğimde kendimi yediğimi hissettim. Ve dedim ki, Sadık gerçekten işine sadık…
Neyse biliyor musunuz, okulu terk eden çocukların oranı neredeyse okula devam edenlere yaklaştı. Öğrencilerde, “Okula gitsem ne olacak, okulu bitirsem diplomam ne işe yarayacak!” duygusu hakim. “Diplomam olsa da hurda toplayacağım olmasa da…” diyenler o kadar çok ki, rakam vermekten bile korkuyorum.
Sadece acı değil, çok acı!
İşte o acının sonucu çocuk çeteleri iş başında. O yüzden daltonlar harıl harıl cinayet işliyor. O yüzden kespırlar intikam peşinde. O yüzden “İtinayla adam öldürülür, çaktırmadan adam yaralanır, özenle adam dövülür…” ilanları aleni olarak dolaşıyor sanal ortamda.
Kindar ve dindar nesil arzusunun geldiği son nokta.
Kindar yerine patronunun yüzünügüldüren nesil, dindar yerine insanöldüren nesil iyi mi?
Bu sabah kafamda yukarda yer alan deli duygularla indim aracımdan. Çoktandır kapısını açmadığım bir döviz bürosuna girmek için hamle yapmaya çalışırken her gişenin önünde en az onar kişilik sıra olduğunu fark ettim. İçeri fıkır fıkır…
Döviz bürosuna uzuuun süredir ara verdiğim “gün” için girmiştim, girmez olayım.
On beş yaşlarında olduğunu sandığım biri on dolar istedi.
Yaşlı bir amca 350 liralık dolar dedi.
Sevgili olabileceğini tahmin ettiğim deli kanlı “25 dolar ama sevgilimden güzel olmasın!” demez mi?
Biri üç bin dolar bozdurup.yanındaki dedi ki, “Albayım yan tarafda sarraf var, düşmüş, hemen çeyrek alalım.“.
O değil de ilginç olan neydi biliyor musunuz?
Biri yüz dolara 4380, hemen arkasındaki 4390 lira ödedi. Kaşla göz arasında yüz dolarda on lira…
Orta yaşlı bir kadının aldığı 18 dolar mı?
O 18 dolar ekonominin bitik olduğunun en açık göstergesi.
Ben alana kadar dolar yeniden 43,80 TL oldu, yüz elli dolar alıp çıktım.
Eve geldiğimde gün arkadaşım telefon açtı, “Kaça aldın?”. Neyse ki zararım sadece otuz lira.
Gördünüz değil mi güzel ülkemin güzel insanları yerlerde sürünen hali pür mealimizi?
Bir de siz bakın okulların açıldığı gün döviz bürosundan memlekete. Bakın bakın da o içler acısı halimize ister göz yaşı dökün ister yenisi pahalı olduğu için yırtmadan üstünüzü balınızı sökün olur mu?
YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN