Orta doğuya halifelik gelir mi? | Prof.Dr. Levent Seçer Yazdı

Orta doğuya halifelik gelir mi? | Prof.Dr. Levent Seçer Yazdı
Yayınlama: 19.10.2023 23:00
A+
A-

” Halkını cehalet ve sefalete teslim eden yöneticiler yok olmaya, cehalet ve sefalete sürükleyen yöneticileri seçen halk ise köle olmaya mahkumdur” Atatürk. Şu anda yaşananlara bakınca bunun başka bir açıklaması var mı? Açlık, yoksulluk, sefalet, yaşananların adı toplumsal travma. Sessiz, korkan, mutsuz, geleceğinden endişe duyan bir halk. Yarınını göremeyecek adını yazamayacak ama gözleri kapalı kör bir toplum. Asıl önemlisi de zamanı sanal yalanlarla idare etmeye çalışanlar gelecekteki acı gerçeğin farkında bile değiller. Yaşanan savaşın adını bile yazamayacak bir toplumdan söz etmeliyiz. Korkunun teslim aldığı bir hayatın içinde gerçekleri görebilecek bir şansımız var mı?

Rusya Ukrayna savaşı ardından İsrail- Gazze savaşı. Çağrışımlar içine sürüklenen bir dünya gerçeği var önümüzde. Bugün Gazze de yaşananlara bakınca, acı gerçeğin 80 yıl öncesinden yazılmasına sebep olanların ölen masum insanların vebalinden nasıl sorumlu olacaklar acaba? Kendi topraklarını sınırsızca birilerine satanların şimdi yaşadıkları acı gerçek ortada. İşte bir örnek.1878 de ikinci Abdülhamid Kıbrıs’ı İngilizlere 98 bin altına satınca sonuç ortada. Bugünün Türkiye’sinde Gazze’de yaşananlar yaşanmaz umarım. Öyle sanıyorum ki ülkeyi yönetenler bunun farkındalar. Savaşta masum insanlar ölüyor ama kazananlar her zaman olduğu gibi silah baronları değil mi? Dünya da tüm dengeler değişerek korkunç bir sona doğru sürüklenmekte. Türkiye bu yaşanacakların neresinde kalacak acaba? Uluslararası etkin siyaset anlayışından çok uzakta kalmanın bedelini nasıl yaşar merak ediyorum. Aklın tüketilip adını bile koyamadığımız bir din anlayışına teslim edilmişken, şimdi bu sarmaldan tıkanmışlıktan nasıl uzakta kalınır bunu da birilerine sormak gerek sanırım. İsrail Gazze savaşına bakınca demokrasi getirmek isteyenlerin sorgulanmaları gerekmez mi? Ortadoğu da tüm dengelerin değişmesini isteyenlerin sorgulanmaları gerekmez mi? Ama bunu kim yapacak merak ediyorum. Bugün savaşın sonrasında Orta doğu da çok şeyin değişeceğini görür gibiyim. Cemal Abdülnasır rejiminden bu yana barışın hakim olmadığı bir coğrafya Orta doğu. Çağdaşlık değil kabile demokrasisi bunun adı., içinde akıl, mantık, bilim, çağdaşlık olmayan bir demokrasi nasıl yaşanır burada. Bugün binlerce masum insanları ölüme sürüklemek hangi demokrasi de yazılı acaba? En büyük endişem de cumhuriyetin yüzüncü yılında kendi ülkemde demokrasinin nasıl yazılacak olması.  Şimdi yaşanan savaşa bakınca masum insanların ölüme sürüklenmeleri aç susuz bırakılmaları özgür demokrasi buna izin verebilir mi? Küresel güç olma savaşı, toprak savaşı, mezhepler savaşı. Sebep ne olursa olsun hiçbir ülkenin bir başka ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alması kabul edilemez.  Türkiye başından beri barış adına ılımlı mesajlar veriyor. Batının bu savaşa seyirci kalması dünya barışının tıkanması anlamına gelmiyor mu? Şimdi insanın aklına BOP içinde Orta doğuya tümüyle hükmetmek,  adına kabile demokrasisi dediğimiz projenin içinde halifelik olacak mı? Buna sanırım kaybettiği gücünün ardından savaşın en sıcak bir anında şov yapan ABD ne diyecek? Ama onun tek yapmak istediği. Dünya barışı için sürdürdüğü siyaset anlayışı sadece kendi güç dengesini göstermek. Dilerim savaş daha fazla masum insanları öldürmeden barışa dönüşür. Yoksa insanlık adına yaşanacak korkunç felaketin adı yazılamaz. Bugün İsrail- Filistin savaşına duyarsız kalanlar, yarın bu felakete ortak olduklarını acı gerçekle yüz yüze kaldıklarında anlayacaklardır.

Adana da dünyaya geldi babası dönemin tanınmış müzisyenlerinden gazelhan Ömer'dir. Küçük yaşlarda babasının teşvikiyle musikiyle tanıştı. Ankara Devlet Konservatuarına girdi. Ancak konservatuar eğitimini, daha sonra Yüksek eğitim için geldiği İstanbul da Güzel sanatlar Akademisine bağlı belediye Konservatuarında sürdürdü. Bir süre Emin Ongan idaresinde Üsküdar Musiki cemiyetine devam etti. Tıp eğitimi için gittiği İtalya'da fotoromanlarda oynadı. İtalyanlar ona Levent Seçer değil Laurent Seger demişlerdi. 1977 yılında dünyaca ünlü San Remo şarkı festivalinde kendi bestesi olan ( L'ultima Parola Di Una Donna) Bir Kadının Son Sözü adlı şarkıyı söyledi. 160 eser arasından 16 olarak başarı kazandı. Bir sinema filminde Ömer Şharif ve Liza Minneli ile oynadı. 2008 yılında Kültür Sanat Edebiyat evrensel değerler konulu çalışmasıyla Prof unvanı aldı. Bugüne kadar 16 kitap yayınladı, kitaplarından dördü çeşitli dillere çevrildi. Birçok uluslararası festival ve sanat etkinliklerine katıldı davet edildi ödüller aldı. Çalışmaları yurt içi ve yurt dışında çok sayıda dergi ve gazetelerde haber oldu. Uluslararası dahil çok sayıda haber kanallarında çeşitli makaleleri yayınlanmaktadır. Dünya sanat ve bilim akademisi üyesidir. UNESCO ve UNICEF'in uluslararası çalışmalarında görev almaktadır.