Türk egemenliğine darbe girişimi ! | Hakan Paksoy Yazdı

Türk egemenliğine darbe girişimi ! | Hakan Paksoy Yazdı
Yayınlama: 13.06.2023 21:00
A+
A-

Geçen hafta “Parti ve tarikat vesayetindeki devlet!” başlıklı yazımda Seçimden hemen sonra yeni anayasa sözleri duyulmaya başlandı. Temposu da artıyor.”diyerek, ‘Yeni Anayasa’ sakızı(nın) tekrar çiğnenmeye başlamasına dikkat çekmiştik. Yeni anayasa sakızı hâlâ çiğnenmeye devam ediyor.

Bu sefer, Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum devreye girdi.

Yeni anayasa, AKP ve Cumhur İttifakı’nın seçim beyannamesi olan “Türkiye Yüzyılı”nda da var. “Ülkemizi darbe anayasası ayıbından kurtararak tamamen yeni, sivil, demokrat, özgürlükçü bir Anayasa’dan bahsediliyor. Arkasından da “yeni anayasayı ülkemizin … milletimizin refahını yükseltecek … şekilde hazırlayarak … hayata geçirmekte kararlıyız” iddiasıyla “milletimizin böyle bir anayasaya kavuşması en temel hakkıdır” deniyor.

Türk halkı,11 şiddetindeki ekonomik depremin enkazı altında kalmış vaziyette. Sebebi de bu “Darbe anayasası (!)” zaten. Doların bir gecede, önce 12 TL’den 18 TL’ye çıkıp, ertesi günlerde tekrar 12 TL’ye inmesine mâni olamayan da anayasa(!) Yetmedi, kısa sürede yeniden 18 TL’ye çıkmasına da anayasa sebep oldu(!) Beka problemi de anayasa yüzünden çıktı. Yeni anayasa ile hepsi hâllolacak(!)

Bunlar bir yana, yeni anayasa meselesi niçin tekrar ısıtılıyor diye bakmamız gerekiyor. Kânunî’ninmisâli; devlet de bizim, millet de!

Arşiv yine ışık tutacak

Üç yıl öncesine, 8 Mayıs 2020’ye döneceğiz. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu’nun kamuoyuna açıkladığı bir görüşü var. Açıklamanın başlığı “Cumhurbaşkanının yüzde elliden fazla oyla seçilmesinin bazı anlamları üzerine”. Seçkiler:

  • Türkiye Toplumu çok kimlikli toplumdur.
  • Toplumumuz farklı kimlik gruplarının bileşkesidir. Her kimlik grubu toplumun bütünlüğünün bir parçasıdır.
  • Bireyler tek kimlikli değildir.
  • Birey, başat aidiyetini tek kimlik üzerinden ifade etmek isterse hiçbir kimlik grubu tek başına toplumun çoğunluğunu oluşturmamaktadır.
  • Hiçbir kimlik grubu gerek halk kesimi gerek seçmen olarak tek başına yüzde elliden fazla bir sosyolojik güce sahip değildir.
  • Sosyolojik istikrar ancak ve ancak toplumu oluşturan tüm kimlik grupların siyasi desteğiyle sağlanır.
  • Seçimi %50’den aşağı indirmek veya tek turlu basit çoğunluğa çekmek dışlayıcı siyasete yol açar.
  • Siyasi istikrar … sayısal meşruiyetinin tartışmasız olmasıyla sağlanır.
  • %50’den fazla oy siyasi istikrarın güvencesidir.

Bu cumhurbaşkanı seçim sistemine karşı çıkmak ve bu oy oranını azaltmayı istemek:

  • Türkiye Toplumunun sosyolojik istikrarının bozulmasına ve millî birliğin sosyal temelinin zayıflamasına,
  • Siyasi istikrarın bozulmasına ve siyasi krizlerin doğmasına,
  • Halkın iradesinin çok parçalı tercihlere zorlanmasına ve gücünün zayıflatılmasına,
  • Halka rağmen siyasetin öne çıkmasına

Sebebiyet verir.

Ardından da sorular vardı.

  1. Cumhurbaşkanının %50 oydan fazlasıyla seçilmesine karşı çıkmakhalkın ve ülkenin yararına mıdır?
  2. Yoksa başka hesaplar mı vardır?

Bu zihniyeti ve dediklerini düzeltmek için gayret sarf etmeyeceğim. Türk Milletinin toplum ve Türkiye toplumu diye bir garabetin olmadığını, Türk Milleti’nin bir bütün ve egemenliğin sahibi olduğunu yazmayacağım. Zira bu açıklama yapıldığında da “Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu’nun ‘başka hesapları mı var?” diye yazmıştım. Bu hesaplar yeniden yapılmaya başladı. Bunlara bakacağız.

Ancak sadece bir soru soracağım. Bakalım bir cevap olacak mı?

12 Mayıs 2023 akşamı TV’lerde canlı yayında Cumhurbaşkanı’na,“Yüzde 50+1 şartı değişecek mi?” sorusu soruldu. Erdoğan: “Doğrusu ben de olmasından yanayım. Bu seçimden sonra böyle bir adım atılabilir. Anayasa değişikliği gerekiyor. Olmaması için neden yok.” diye cevap verdi.

Ey sayın kurul, ne olacak şimdi? Ayıkla pirincin taşını değil mi?

Devleti yapboz oyuncağı gibi görürseniz ve ideolojinizin dar kalıplarıyla şekillendirmeye kalkarsanız sonuç bu olur elbette.

Yine bir açıklama

Bu sefer aynı kurulun başkanvekili Mehmet Uçum’un sosyal medya üzerinden bir açıklaması geldi (Tweeter, 8 Haz 2023). Başlığı “Gündemimiz yeni anayasa”. Bizim gündemimizde yok ama bir Türk olarak dikkatli olmak vazifemiz. Türk egemenliği, Anayasa’nın Başlangıç bölümünde, “TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi”ediliyor. Her Türk gibi bizim de emanetimizde ve bizler de emanet ehliyiz.

Hem bunu yazanların menzil’e yolculuğu da devam ediyor. Vazgeçmiş değiller. Dolayısıyla biraz daha dikkat gerekiyor.

Uçum, Yeni anayasanın yazılma sebebini de: “Hem darbe ürünü olan hem de birçok değişiklikle bütün iç tutarlılığını, dil ve terim uyumunu yitirmiş bir anayasayla yaşamak Cumhuriyetin 100. Yılında ülkemize yakışan bir hal değil.” diyerek ortaya koymuş. Ve “Türkiye Yüzyılında bu kez yapalım” diyor.

Anayasa’da yapılan değişikliklerle üslupta bozulmalar, dil kullanımında farklılıklarla anlaşılmakta güçlükler olabilir. Cumhurbaşkanının üçüncü defa adaylığı da, bilerek yapılmadıysa, bu karışıklıkla oldu. Veya geçici bir maddeyle duruma açıklık getirmemekten. Değişiklikler yapılırken sadece kendi bildikleriyle hareket ettiler. Devletin yapısının bozulması onlar için bir anlam taşımıyordu. Devleti şirket gibi yöneteceklerdi çünkü.

Mesele sadece bozulan dildeyse düzelebilir. Gelin yeni anayasa yapmayalım. Başlangıç, ilk dört, altıncı ve atmış altıncı maddeye dokunmayın. Gerisi yeniden yazılsın. Buna razı olur musunuz? Şimdiye kadar yaşananlar olunmayacağını gösteriyor.

Nasıl mı?

Şeytan ayrıntıda gizliymiş

Kurul Başkanvekili’nin paylaşımı öylesine okunduğunda çok güzel görünüyor. Ama dikkatli bakıldığında durum çok farklı.

Öncelikle beyefendinin kafasında toplum ve topluluk olduğumuz fikrinin devam ettiği görünüyor. Yazılan: “Kuşatıcı Anayasa: Türkiye’nin her ferdinin kendini asli unsuru olarak saydığı kapsayıcı Türk Milleti ve Türk Vatandaşlığı yaklaşımının esas olduğu anayasa.” bunu gösteriyor.

“Türkiye’nin her ferdinin kendini aslî unsur saydığı…” ifadesi ile Türk Milleti ve Türk vatandaşlığı önündeki ikisi için kullanıldığı görülen “kapsayıcı” sıfatı, hemen, 8 Mayıs 2020’deki açıklamayı hatırlatıyor. Türk Milleti’nin her ferdinin eşit olduğunu kabul etmiyor. Dolayısıyla milletin farklı kimlik gruplarından oluştuğu inancından vazgeçmediğini gösteriyor. Bireyleri eşit görmediğine göre gruplar (!) da öyle. İki kavram da bunlarla birlikte değerlendirilmek zorunda.

Peki, Türk Milleti ve Türk vatandaşı dediğine göre değişmiş olamaz mı, diye sorulabilir. Değişmediği görülüyor ama yine de bir sonraki paragrafa bakıyoruz. Özgürlükçü Anayasa: Kişinin her türlü hak ve özgürlüklerinin hem bireysel hem kolektif yönleriyle eksiksiz yer aldığı, yeni kuşak hak ve özgürlük alanlarının tanımlandığı…” ifadeleri var.

Kişi hak özgürlüklerinin “kolektif yönleri” ne olabilir diye bakıyoruz. Mesela ana dilinde eğitim bir insan (kişi) hakkıdır dediğinizde bunun kolektif yönü, ana dilinde eğitim hakkının tanınmasıdır. Bu, Türkiye’de Türkçe’den başka dillerle de eğitim yapılması anlamına gelir. Artık grup hakkı devreye girmiş demektir. Hâlbuki Türkiye’de yaşayan herkesin ana dili sadece ve sadece Türkçedir. Ana dil ve ana dilinin farklı olduğunu bilip, ayırımını özellikle yapmayarak dil birliğimizi, egemenliğimizi doğrudan hedef almaktadırlar.

Yeni anayasa kazanı yeniden kaynatılıyor. Yine bir huruç hareketiyle karşı karşıya olduğumuz görülüyor.13 milyonu aşan Suriyeli sığınmacılar ve kaçakların büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu düşünüldüğünde tehlike daha da yakınlaşıyor.

Ancak kazanılan yeni seçim, Türkiye’nin hem Türk olmayan hem de Türk’e göre olmayan bir ideolojinin hedeflerine göre yönetilebileceği anlamına gelmez. Bu aşamada, MHP’nin hazırlayıp AKP’ye verdiği anayasa taslağının kamuoyuna mutlaka açıklanması gerekir.Aksi takdirde gerginlik her geçen gün biraz daha artacaktır. Bu kadar ısıtılan kazan mutlaka patlar. Patlama da etrafındaki herkese zarar verir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.