İki kere iki dört mü, dert mi öğretmenim? – Yusuf İpekli Yazdı

İki kere iki dört mü, dert mi öğretmenim? – Yusuf İpekli Yazdı
Yayınlama: 27.07.2024 22:21
A+
A-

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde (!) iki kere iki dört (y)etmez.

Doğru…

Neden?

Bakın bakın ne diyor Demirel:  “MİT, Afrika’daki Lulu kabilesi ile Zulu kabilesi arasındaki savaşı bildirir ama ihtilal olacağını bağlı olduğu başbakana bildirmez.

Gördünüz mü iki kere iki bazen sıfır, bazen  beş, altı; nadiren dört, genellikle dert ediyor(muş).

Yüce tanrı canımı alsın ki, hem siyasi, hem felsefi, hem matematiksel, hem psikolojik hem de mantık açısından beylik bir söz.

Hay Allah!

Okulda bana da iki kere ikinin dört ettiğini öğrettiler ama anladım ki, yanlış öğretmişler.

Ben de sahip olduğum bütün değerleri sokakta hayattan öğrendim.

Neden?

Ha, bir de yok saydığınız kitaplar…

Anılar, mektuplar, öyküler, çoğunda kendimi bulduğum romanlar.

Sevdiğim her dizesine göz yaşı döktüğüm, etkilendiğim her dizesinde coştuğum şiirler…

Ne alaka mı?

Siz de bana hayatın gerçeğini açıklasaydınız o zaman.

Din(le) dediniz, uy(u) ve/veya eğil…

Sonra düşünme, kabullen, şükret…

İnanmadım.

Çünkü balığın uçup, uçurtmanın yüzeceğine kafam bir türlü basmadı.

Durmadım.

Öğretmedin, öğrendim…

Öyle mi?

Varsa öğrettiğiniz beri gelin öpeyim elinizi, yoksa kırk adım öteye…

Bir ara sordunuz: “Atatürk’ü seviyor musun?”

Cevap verdim: “Evet!”

“Neden?”

“Yurdumuzu düşmanlardan kurtardığı içiiin…”

Dediniz ki, “Aferin, beş!”

Mutlu oldum, mutlu oldunuz da…

Atatürk’ü bile öğret(e)mediniz!

Derken bir ara büyüdüm.

Büyüdükçe dertlenip düşenin dostu oldum.

İyi de, düşen düştüğünü inkar etmekle kalmayıp yüreğimin ortasına iki ağızlı kamayı şakkadak* vurdu.

Kapandı gözlerim.

Başkasını bilmiyorum ama şiire koştum ben de, okudum, düşündüm ve dedim ki…

“Sana kızıyorum öğretmenim.

Elimde değil,

Kızıyorum işte!

Bana Dünya’nın nasıl döndüğünü öğrettin öğretmenim,

İçinde dönen dolapları öğretmedin.

Pamuğu öğrettin,

Tohumu, yaprağı ve çiçeğini.

Ya onları toplayan nasırlı ellerini yoksulların!

Öğretmenim,

Madenleri öğrettin,

Bizde ve dünyada nasıl çıkarıldığını öğrettin.

Teşekkür ederim.

Kimin çıkardığını, oradan aslan payını kimin aldığını,

İşbirlikçilerini, vatan hainlerini neden öğretmedin?

Sivrisineği, tahtakurusunu,

Tenimde kanımı emen hayvanları öğrettin.

Kendimi korumaya çalışıyorum,

Ve sana teşekkür ediyorum.

Bizde insanlar da kan emermiş,

Vampirden, keneden beter!

Evet öğretmenim,

Kanımızı emen, bizi iliklerimize kadar soyan,

Emperyalizmi diyorum,

Neden öğretmedin, neden?

İşte bu yüzden sana kızıyorum öğretmenim.

Elimde değil!”**

Aldandım…

Bazen balıklar gibi yemle, bazen saf olduğum için yem-inle…

Olsun!

En azından sırt üstü yatmıyorum.

Önümde kocaman bir formül var.

Ya çözerim o formülü olurum şampiyon. Ya da iman tahtasına bir sumsuk*** atarım derler ki yine piyon, yine piyon…

Açıklama

———

* Şakkadak: (Zarf) ansızın.

** TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) veya TÖB-DER’nin (Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) bir binasındaki panoya asılmış, şairi  bilinmeyen bir şiir.

*** Sumsuk: (Yöresel) yumruk

1964 yılında Ankara Kalecik doğdu. Sınıf öğretmeni, Türkçe bölümü mezunu, halen özel eğitim öğretmeni. Edebiyatla ilgileniyor. Eserleri 1.Çığlığa çağrı (Şiir) 2.Sensiz akşamların yorgun geceleri (Şiir) 3.Gökyüzüne kafa tutan sağanak (Şiir) 4.Okulumuz Avrupa'da (Gezi Yazıları) 5.Benekli Çocuk Şiirleri) 6.Bir Garip Gönül Hikayesi (Şiir) 7.Oba (Roman)