Üretmeden tüketen, tükenir – Nafiz Şahin Yazdı

Birinci sınıfta ekonomi dersi almıştım, ben de bir nevi ekonomistim.
Mademki ekonomistim, bu cevherimle ışık saçayım.
Dolar ve euro peş peşe rekorlar kırmış, yükseliyorlarmış…
Damdan düşerken gördüğün pencerelerin yükseldiğini zannetmek gibi…
Onlar yükselmiyor, sen düşüyorsun.
Suç dolar ve eurada değil…
Farz edelim ki dolar ve euro diye bir para yok, ekonomi düzelecek mi?
Hatta Lidyalılar dünya yüzüne gelmemiş, gelse de parayı icat etmemiş, değiş tokuş ekonomisi sürüyor.
Ne üretiyorsun; ne vereceksin, ne alacaksın?
Neyi değiştireceksin, neyi tokuşturacaksın?
Değiştirmek için, değiştirecek bir şeyler üretmelisin.
Tarıma dayalı üretiyorsan; minicik bir cep telefonu almak için bir kamyon hıyar vereceksin, Bir dolar karşılığındaki demet demet lira misali…
10 yıllık buğdayını vereceksin, traktör alacaksın.
Canın otomobil çekerse tarlayı da satacaksın…
Yani bir şey üretmiyorsan ya da üretimin tüketimine yetmiyorsa, toprağına birileri konar. Kendi toprağında söz hakkın kalmaz.
Toprağa sahip olan, o toprakta yaşayan insana da sahip olur… Kendi çiftliğinde maraba, kendi ülkende köle olursun!
İllaki bir şeyler üreteceksin… Üretimin yoksa söz hakkın da yok! Üretim yoksa garibim dolara, euroya da laf etmeye hakkın yok!
Üretmiyorsan; ne paranın düşüşünü engelleyebilirsin ne de dünyada sözünü dinletebilirsin.
Üretim; domatesi, hıyarı bahçende; üzümü bağında; arpa, buğdayı tarlanda yetiştirmektir.. Telefonu, televizyonu, arabayı imal etmek, teknolojiyi geliştirmektir. Bunlar için emek sarf etmektir.
Tüketim; domatesi, hıyarı, üzümü, arpayı, buğdayı yemek; telefonu, televizyonu, arabayı kullanmak; bunları satın almaktır.
Üretim ve tüketim bir dengedir.
Tüketebilmek içi üretmek gerek…
Aslolan üretimdir; üretmezsen, tüketemezsin!
Üretim güçtür, üreten güçlüdür.
Marks isminde aksakallı bir dede rüyama girip anlatmıştı. Üretim, toplumsal ilişkileri, yönetim biçimini bile belirlermiş.
Üretmeden tüketmek isteyen ya üretenden çalacak ya da kuvvetini kullanıp el koyacak veya öbür dünyada huriler, bu dünyada refah vaat ederek üreteni kandıracak
Kandıracak ama kandırmak için kandırılmaya elverişli cahil ya da salak bulacak. Yönetme gücü elindeyse cahil bırakacak, salaklaştıracak…
Üretmeden tüketen, tükenir.
Önce dededen, babadan kalanları ardından toprağını, suyunu, ağacını satar; sahte refah yakalar. Onlar da tükenince özgürlüğünü satar.
Üretim yoksa özgürlüğün kaybı yakındır.
Üretmeyen toplumu zengin ve güçlü olduğuna ikna etmek mümkün mü? Toplumu cahil bırakmışsan mümkün…
‘’Ahh ahh! Bizden önce toplu iğne bile yoktu… Bizden önce dağlardan buz taşırlardı. Hemen buzdolabı icat ediverdik’’ türü bir şeyler sallamak gerek…
Muhalifleri tutuklayarak, yeni gündemler yaratarak aç insanın mide gurultusunu duyamayacağı kadar gürültü çıkartmak gerek.
Don bile alamayana, koca koca binaları, köprüleri, sarayları, uçakları göstererek ‘’Bak bunlar senin’’ demek gerek…
Dünyadaki herkesten daha güçlü olduğunu söylemek gerek…
Bakın Kuzey Kore’ye; halk aç sefil ama kendisini dünyanın en zengini sanıyor.
Memleketim öyle mi? Gözünü sevdiğim memleketimde her gün yeni üretim tesisleri açılıyor.
Tek tek açmaya zaman yetmiyor; biriktiriliyor, seçim öncesi toplu açılıyor.
Memleketim teknoloji üretiyor, geliştiriyor, dünyaya satıyor.
Neden gülüyorsunuz? İnanmıyor musunuz?
Bir hafta yandaş medyayı takip edin bana hak vereceksiniz; siz de inanacaksınız.








