2023’te Kılıçdaroğlu Kazansaydı? – Melih Demirel Yazdı

2023’te Kılıçdaroğlu Kazansaydı? – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 17.12.2025 16:41
A+
A-

Artlarına aldıkları ezber orkestrası eşliğinde abalıya bol bol vurulduğu şu günlerde, yaşanmışlıkları hatırlatıp, zihin tazelemekte bir amme hizmetidir, zannımca…

2023 seçimlerine aylar kala, henüz millet kararını vermemişken, henüz oy pusulaları basılmamışken, bir yerlerde ekranlar açıldı. Zoom uygulamalarında yüzler belirdi. Cümleler seçimi kazanmaya değil, seçimden sonrasına dairdi. Daha doğrusu, bir ihtimalin üstüne inşa edilen bir tasarım konuşuluyordu…

Nihayetinde;

Seçim kaybedildi.

Ve ne olduysa ondan sonra oldu.

Bir gecede “sonuç” değil, “sebep” tartışılmaya başlandı. Bir gecede “neden kaybettik” değil, “nasıl değiştiririz” sorusu dolaşıma sokuldu. Sanki her şey hazırdı. Sanki düğmeye basılması bekleniyordu. Sanki bu bir refleks değil, prova edilmiş bir sahneydi.

Bugün adına “değişim” denilen dönüşümün, seçimden önce altyapısının döşenmiş olması tesadüf müydü gerçekten?

Peki şu soruyu sormadan geçebilir miyiz:

Daha seçim arefesinde genel başkanını devre dışı bırakmanın hesabını yapanlar, seçim kazanılsaydı ne yapacaktı?

Cevap rahatsız edici ama açık.

O gün Cumhurbaşkanlığı Köşkünün koridorlarında dolaşacaklardı.

O gün “en yakın”, “en güvenilir”, “en vazgeçilmez” olacaklardı.

Bugün sırtını dönenler, yarın devletin anahtarlarını birlikte tutacaklardı.

Demek ki mesele seçim değilmiş.

Demek ki mesele kaybetmek değilmiş.

Demek ki mesele, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazansa da istenmeyen adam olmasıymış.

Bu organizasyon silsilesi buna dalalet değil midir?

Asıl korkutucu ihtimali burada düşünmek gerekiyor.

Ya o seçim kazanılsaydı?

Bugün parti içinde yaşanan krizlerin, hiziplerin, kulislerin, bitmeyen meşruiyet tartışmalarının; yarın devletin zirvesinde yaşandığını düşünün. Cumhurbaşkanının etrafının adım adım boşaltıldığını, yetkilerinin törpülendiğini, itibarının içeriden aşındırıldığını düşünün. Aynı hırs, aynı acele, aynı ikbal tutkusu bu kez ülkeyi yönetirken patlak verseydi…

İşte asıl felaket senaryosu buydu.

“Sırtımda hançerlerle seçime girdim” cümlesi, bir serzeniş değil; bir otopsi raporudur. Ve bugün ortaya saçılan her detay, bu raporun ne kadar doğru tutulduğunu gösteriyor. Buna rağmen on üç yıl boyunca bu yapıyı ayakta tutabilmiş olmak, hafife alınacak bir beceri değildir. Bugün herkesin birbirine girdiği yerde, dün bir denge vardı. O denge şimdi yok. Ve yokluğu, varlığından daha çok şey anlatıyor.

Değişim mi?

Elbette şarttır.

Ama her değişim temiz değildir.

Her değişim ilerleme değildir.

Ahlaktan kopmuş bir değişim, yalnızca el değiştirmedir.

Devrimcilik; dün başka, bugün başka konuşmak değildir. Devrimcilik; her kapıyı çalıp, her masaya oturup, rüzgâr nereden eserse oraya savrulmak değildir. Maskeyle yapılan devrim, eninde sonunda maskeyi düşürür. Ve geriye yalnızca niyet kalır.

Bugün yaşanan tam olarak budur.

Birileri sahnede bağırıyor.

Birileri spot ışıkları altında konuşuyor.

Birileri “yeni” diyor ama eski alışkanlıklarını yanında taşıyor.

Ve yurttaşa bir oyun izletiliyor.

Abalıya vuruluyor.

Yavuz olan parlatılıyor.

Haklı yorgun düşürülüyor.

Ama unutulan bir şey var:

Bu ülkede seyirci sandığınız insanlar, oyunun dekorunu da, oyuncusunu da, yönetmenini de iyi tanır. Bu da insanımızın kusuru olsun hadi; ‘’ Sadece biraz zaman alır…’’

2023’te Kılıçdaroğlu kazansaydı, bugün yaşananlar bir parti krizi olarak kalmayacaktı.

Devlet krizi olacaktı.

İşte bütün mesele budur.

Perde hâlâ açık.

Ama birilerini üzecektir; seyirci sanırım uyanıyor.

Dipnot: (Yazıdan bağımsız) Bozacı ve Şıracının emanet koltuk kavgasını yakında en önden izlemeye hazır mıyız?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı