Müesses Nizamın Kapı Kulları – Melih Demirel Yazdı

Müesses Nizamın Kapı Kulları – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 09.06.2026 17:53
A+
A-

Dünya ve bilhassa bölgemiz yeni bir kırılma döneminin eşiğindedir. Uluslararası sistemin uzun yıllardır üzerine oturduğu dengeler sarsılmakta, güç merkezleri yeniden şekillenmekte ve devletler, yaklaşan büyük hesaplaşmaların hazırlığını yapmaktadır. Böylesine kritik bir dönemde Türkiye’nin karşı karşıya olduğu mesele yalnızca ekonomik veya siyasi değildir. Asıl mesele, devletin ve milletin geleceğini ilgilendiren stratejik bir yol ayrımında bulunuyor olmamızdır.

Yakın coğrafyamızda yaşanan her gelişme, sınırlarımızın hemen ötesinde yürütülen her operasyon ve bölgemizi yeniden dizayn etmeye yönelik her girişim, Türkiye’nin merkezinde bulunduğu büyük jeopolitik mücadelenin parçalarıdır. İran’dan Suriye’ye, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya kadar uzanan geniş hatta yaşananlar takdir edersiniz ki tesadüfi değildir.

Bu sebeple Atlantik merkezli planların ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin farklı isimler ve farklı yöntemlerle yeniden tedavüle sokulmaya çalışıldığı bir dönemde, Türkiye’nin en büyük ihtiyacı güçlü bir iç cephedir.

Çünkü devletler dışarıdan gelen tehditlere karşı ancak içerideki birlikleri kadar direnebilirler. İç cephesi zayıflayan milletler, en modern ordulara ve en gelişmiş teknolojilere sahip olsalar bile uzun vadede ayakta kalamazlar. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.

Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük görevlerden biri, artık ideolojik kavgalardan medet uman siyaset anlayışını geride bırakmaktır. Yüzyılı aşan kutuplaşmaların, ezberlerin ve düşmanlıkların bu millete kazandırdığı bir şey yoktur. Sağcı-solcu, ilerici-gerici, laik-antilaik gibi kalıpların içerisine sıkıştırılmış tartışmalar, milletin enerjisini tüketmekten başka bir işe yaramamıştır.

Önümüzdeki dönem; sloganların değil aklın, öfkenin değil sağduyunun, ayrışmanın değil birleşmenin dönemi olmak zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılında bölgesel bir güç olacaksa bu; geçmişle kavga ederek değil, geçmişten ders çıkararak mümkün olacaktır.

Kuruluş değerlerini inkâr ederek değil, onları çağın ihtiyaçlarıyla buluşturarak gerçekleşecektir. Bilimi rehber edinerek, eğitimi güçlendirerek, üretimi artırarak ve millî kapasitesini geliştirerek başarılacaktır. Güçlü devlet ancak güçlü toplumla, güçlü toplum ise ortak hedefler etrafında birleşmiş sağlam bir iç cepheyle mümkündür.

Fakat tam burada birde karşımıza müesses nizamın kapı kulları çıkmaktadır.

Ahmed Arif’in dizeleri meseleyi kısaca:

“Bunlar engerekler ve çıyanlardır. Bunlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır.” Diye özetler…

Peki kimdir bunlar?

Bunlar, hala Türkiye’yi kendi tarihinden ve kendi gerçekliğinden kopararak yönetebileceklerini zannedenlerdir. Bunlar, milletin değil kendi kariyerlerinin peşinde koşanlardır. Bunlar, kişisel ikballeri uğruna memleketin geleceğini riske atmaktan çekinmeyen kifayetsiz muhterislerdir.

Türkiye’nin şartlarını, milletin karakterini ve bölgenin gerçeklerini anlamadan, iki yüz yıl öncesinin Avrupa’sında yaşanan hadiseleri ezberleyerek bu ülkeye istikamet çizmeye kalkışan, Fransız ihtilali hayali kuran aciz takımıdır.

Bir yandan meydanlarda Kuvvacı nutukları atarlar. Bir yandan bağımsızlık, egemenlik ve millî irade söylemleri kullanırlar.

Ancak diğer yandan emperyalizmin propaganda merkezlerine dönüşmüş yayın organlarına, düşünce kuruluşlarına ve uluslararası çevrelere örtülü mesajlar gönderirler, imâları:

“Bizden size iyi kapı kulu olur. Biz sizin köleliğinize talibiz.” Şeklindedir.

Onların bütün cesareti içeriye, bütün sadakatleri ise dışarıyadır.

Milletin karşısında kabadayı, yabancının karşısında ise müstahdem kesilirler.

İşte bunlar, yerli Lawrence’lardır.

Bu topraklarda doğmuş olabilirler; ancak zihnen başka başkentlerin vesayeti altındadırlar. Türk milletinin yükselişinden rahatsızlık duyar, Tam bağımsızlık adımlarından huzursuz olurlar. Devlet güçlendikçe korkar, millet kenetlendikçe telaşa kapılırlar. Çünkü onların varlığı, daima Türkiye’nin zayıfladığı dönemlerde anlam kazanmıştır.

Ancak unuttukları bir gerçek vardır:

Türk devleti geçici heveslerden, ithal projelerden ve günübirlik hesaplardan çok daha büyüktür. Binlerce yıllık devlet geleneği, nice badireleri aşarak bugüne ulaşmıştır. Tarihin her döneminde içerideki iş birlikçileri de olmuştur, dışarıdaki düşmanları da. Fakat ne içerideki kapı kulları ne de dışarıdaki efendileri Türk milletinin yürüyüşünü durduramamıştır,bugün de durduramayacaktır.

Çünkü bu millet, hangi görüşten olursa olsun, memleket söz konusu olduğunda ortak bir vicdanda buluşabilecek kudrete sahiptir. Türkiye’nin gerçek gücü de buradadır.

Evet maalesef, müesses nizamın prangaları hala ayaklarımızdadır. Tetikçileri hala aramızdadır. Kapı kulları hala efendilerine sadakat yarışındadır. Fakat onların hesap etmediği şey, binlerce yıllık Türk devlet mekanizmasının refleks kabiliyetidir.

Bu refleks hala diridir. Türk devleti geçicilerin değil, tarihin sahibidir. Tarihin hükmü ise kapı kullarıyla değil, bağımsızlık iradesi uğruna mücadele verenlerle yazılmıştır.

Aziz milletimize;

Dostlar, safları sıklaştırın. Vatan ve millet düşmanlarına karşı Kuvâyı Milliye ruhunu yeniden tesis edeceğiz. Sevri nasıl parçalayıp yırtıp attıysak, emperyalistlerin kurduğu bu oyunu da bozacağız. İşbirlikçilerden kesinlikle hesap soracağız. Korkmayın, birlikte başaracağız.

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı