Adnan Binyazar’ın Kaleminden : Ağit Toplumu – Davut Köksoy Yazdı
Sevgili öğretmenim Adnan Binyazar’ın 2008 yılında aldığım “Ağıt Toplumu” kitabını bugünlerde bir daha okudum. Bu yazıyı daha önce not olarak yazmıştım. Daha geniş bir inceleme olarak yeniden yazmaya karar verdim.
Kitap başlıca dört bölümden oluşuyor. Bunlar sırasıyla: 1. Bilgi, 2. Eğitim, 3. Dağların Kovuğundan, 4. Ağıdı İçime Gömülü.
Adnan Binyazar, Türk edebiyatının en özgün düşünce ve deneme yazarlarından biridir. Onun eserlerinde yalnızca dilin inceliği değil, aynı zamanda belleğin, kültürün ve toplumun derin katmanlarına yönelen bir sorgulama da bulunur. “Ağıt Toplumu” (Cumhuriyet Kitapları 2008), Binyazar’ın bireysel deneyimle toplumsal gerçekliği birleştirdiği, Türkiye’nin kültürel ve psikolojik portresini ortaya koyduğu temel kitaplarından biridir. Yazar bu eserinde, “ağıt” kavramını yalnızca ölüme karşı yakılan bir halk şiiri türü olarak değil, bir yaşam biçimi, toplumsal ruh hâli ve kültürel kader olarak ele alır.
Binyazar, kitabın merkezine aldığı “ağıt”ı dar anlamından çıkararak geniş bir toplumsal metafora dönüştürür. Ona göre, Türkiye’de insanlar sadece bireysel acılar için değil, yaşadıkları tarih, siyaset, dil ve kimlik baskıları için de sürekli bir yas hâli içindedir. Bu nedenle “ağıt toplumu”, yalnızca ölenler için ağlayan bir halk değil, “kendine yapılan haksızlıkları, tarihsel kopuşları, bastırılmış duyguları, kaybolan kültürleri” içselleştirerek yaşayan bir toplumdur.
Binyazar’ın anlatısında dil, hem bireyin hem toplumun belleğidir. “Ağıt Toplumu”’nda yazar, özellikle Anadolu’nun sözlü kültür geleneğini, masalları, destanları, türküleri ve ağıtları bir “yaşayan tarih” olarak görür. Yazılı tarihin susturduğu halk sesleri, onun denemelerinde yeniden hayat bulur. Bu yaklaşım, kültürün sürekliliğini “yazıyla değil, sesle” sürdüren toplumlara bir saygı duruşudur. Ancak bu ses, modernleşme süreçleriyle birlikte giderek kaybolur. Dolayısıyla kitapta “ağıt”, bir kayboluşun ve unutuluşun karşısında insanın direniş biçimi olarak da anlam kazanır.
“Ağıt Toplumu”, bir yanıyla da Türkiye’nin yakın tarihine yönelen derin bir psikolojik çözümlemedir. Adnan Binyazar, toplumu bir “kolektif travma” içinde görür. Bu travmanın nedenleri, sürekli değişen politik sistemler, kimliklerin bastırılması, belleğin koparılması ve geçmişle yüzleşme cesaretinin eksikliğidir. Bu tarihsel suskunluk hâlini “ağıt söylemek”le özdeşleştirir. Ancak burada ağıt, bir pasif acı ifadesi değil; bir yüzleşme çağrısıdır.
Binyazar’ın yazarlığında otobiyografik öğeler güçlüdür. Diyarbakır doğumlu bir yazar olarak, Anadolu’nun çokkültürlü dokusunu hem duygusal hem entelektüel bir dikkatle gözlemler. “Ağıt Toplumu”’nda bu gözlemler, bireysel deneyimden evrensel bir sorgulamaya dönüşür. Bu yönüyle eser, bir yazarın kendi kökleriyle hesaplaşmasıdır.
Binyazar’ın dili sade ama anlam katmanlarıyla yüklüdür. “Ağıt Toplumu”’nda dilsel derinlik, şiirsellik ve düşünsel disiplin dikkat çeker. Her gözlem felsefî bir temele yaslanır; eleştiri ise içten bir sükûnet içinde dile getirilir.
“Ağıt Toplumu”, Türkiye’nin kültürel hafızasını anlamak isteyenler için temel bir kaynaktır. Ancak bazı eleştirmenler, Binyazar’ın duygusal yaklaşımının yer yer romantik bir nostaljiye kaydığını belirtirler. Yine de bu duygu yoğunluğu, eserin insani boyutunu güçlendirmektedir. Kitap, geçmişi idealize etmez; geleceğe dair bir uyarı niteliği taşır: Unutursak, bir kez daha ağıt yakmak zorunda kalırız.
Sonuç olarak, “Ağıt Toplumu”, Türkiye’nin kültürel ve psikolojik yapısına ayna tutan derinlikli bir deneme kitabıdır. Ağıt, Binyazar’ın dünyasında bir hüzün değil, bir direniş biçimidir. Bu nedenle kitap, hem bir kültür incelemesi hem de bir ahlaki ve estetik manifesto olarak okunmalıdır.
Kitapta çok beğendiğim kitap ve okumayla ilgili bir yazı sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Başta zorluk çıkaran iyi kitapların, sonradan insanın önüne inanılmaz dünyalar serdiğini,ne yazık ki derinliğine okumak alışkanlığından yoksun olanlar hiç bir zaman bilemeyeceklerdir.” (s.34)
“Kitabı sevmemek, insanlığın yüzyıllrca verdiği büyük emeğin ayrımında olmadan, bu emeği bir anda ayaklar altına almaktır.” (s.41)
Adnan Binyazar, her hafta Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde bizleri aydınlatmaya devam ediyor. 90’lı yaşlarına rağmen pırıl pırıl bir hafıza ile yazmaya devam öğretmenime nice sağlıklı yıllar diliyorum.