Cumhuriyet, Diyanet ve Kadın – Yusuf İpekli Yazdı

Cumhuriyet, Diyanet ve Kadın
Çağdaş Türkiye’nin kurucusu, başöğretmenimiz, ezeli ve ebedi önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün Türk ulusuna emanet ettiği unsurlar arasında şu üçü oldukça önemlidir.
Bunlar,
1- Cumhuriyet
2- Diyanet
3- Kadın
Atatürk, bu üç unsuru emanet ederken cumhuriyeti haklar ve özgürlükler, din ve vicdan hürriyeti, barış, akıl ve bilim, çağdaş eğitim, tabiat aşkı, dil ve tarih bilinci, yurt ve ulus sevgisi, her alanda halkçı yaklaşım, kanun önünde eşitlik, top yekün kalkınma, tam bağımsızlık ilkelerini çıkış noktası olarak görmüş ve işaret etmiştir.
Cumhuriyetin ilelebet yaşaması O‘nun en önemli ideali ve hedefiydi. Bu yüzden, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar (sürekli, devamlı, kalıcı, değişmez) kalacaktır.“demiştir.
Elbette cumhuriyet sozsuza kadar yaşayacaktır. Çünkü cumhuriyet fazilettir. Fazilet ise ahlaklı olmaktan geçer.
Peki, cumhuriyetçiyim diyenler yeteri kadar faziletli mi, ahlak sahibi mi, değil mi?
Cumhuriyetin kurum ve kuruluşlarını yönetenler, örneğin Diyanet‘in başında bulunanlarda faziletten, ahlaktan söz etmekten mümkün mü?
Değil…
Neden?
Şimdi siz Sakarya‘dan söz edip Atatürk demeyeceksiniz. 30 Ağustos diyeceksiniz Atatürk‘ün adını ağzınıza almayacaksınız. Çanakkale Zafer‘iyle övüneceksiniz Anafartalar Kahramanını yok sayacaksınız.
Sonrada çıkıp güzel ahlaktan, sevgiden, faziletten, inançtan, kul hakkından söz edeceksiniz.
Cumhuriyetten, şehitten, gaziden, zaferden dem vuracaksınız vatanın kurtarıcısı Atatürk‘ü öcü gibi görüp öcü gibi tanıtacaksınız.
Cumhuriyetin kadın hakları devrimi olduğu gerçeğini görmeyecek, kadını herhangi bir varlık olarak değerlendireceksiniz.
Kadının etek boyuna karışma cüretine kapılıp kadın tacizlerini, kadın cinayetlerini, kadına yapılan hakaretleri, kötü muameleleri etek boyunun uzunluğuna kısalığına bağlayacaksınız.
Başı açık olan kadınları, saç teli görünen kadınları, askılı kıyafet giyen kadınları deprem, sel, yangın, heyelan gibi doğal afetlerin nedeni ve sorumlusu olarak yaftalayacaksınız.
Atatürk’e saldırma gerekçelerini anlamak için müneccim olmaya falan gerek yok.
Onların derdi kadının özgürleşmesi. Medeni kanun ile kadına tanınan haklar. Miras hakkı, seçme ve seçilme hakkı, resmi nikah, tek eşlilik, kadının çalışma hayatına atılıp ekonomik özgürlüğüne kavuşmuş olmaları, kanun önünde eşitlik.
Yani aydınlanma. Yani kayıtsız koşulsuz itaatin Atatürk ve cumhuriyet sayesinde ortadan kalkmış olması.
Bu yüzden kadının evliliğine karışıyorlar. Bu yüzden kadının doğum kontrolüne karşı çıkıyorlar. Bu yüzden kadını sırf üreme aracı olarak görüyorlar. Bu yüzden kadının etek boyunu ölçmeye kalkıyorlar.
Bunu da kutsal din duygularını istismar ederek gerçekleştirmek için diyaneti kullanıyorlar. O nedenle cuma günleri verdikleri vaazde, okudukları hutbede kadınları hedef alıyorlar. Amaç kadını yeniden köle yapıp cumhuriyet öncesi karanlık pozisyonlarına itmek.
Duyunca kulaklarıma inanamadım. Kadın mirastan erkeklerin yarısı kadar yararlanmalıymış. Çünkü bu Kuran’ın emriymiş.
Bildiğim ve okuduğum kadarıyla Kuran-ı Kerim insanları iyiliğe, doğruluğa, güzelliğe yönlendiren kutsal kitaptır.
Kuran ayetlerinde akıl ve mantık dışı manalar çıkarmak olsa olsa kadını aşağılamaktır.
Bakınız son cuma hutbesinden sonra hutbe konusu olan kadına miras hakkını bulunduğum ortamda dile getirdim. Farklı inanç ve siyasi anlayışa mensup kadınlar koro halinde bu anlayışa şiddetle karşı çıktılar.
Karşı çıkış doğrusu umudumu büyüttü.
Ayrıca bu fetvayı hazırlayanların evlat sahibi o arada kız evladı sahibi olup olmadıklarını merak etmiyor değilim. Bunlar acaba eşlerinin miras payını yarı yarıya mı aldılar, kızlarını dede / baba yetimi mi çıkardılar, yoksa hukukun gereğini mi yaptılar.
Miras yüzünden aile içinde yaşanan kardeş kavgaları, katliama varan cinayetler, babanın / kardeşin kızını / bacısını üç beş kuruş para veya beş on dönüm toprak için katletmesini nasıl karşılıyorlar?
Soru çok da beni rahatsız eden bir diğer ise şu: Bağdat’tan döneceğini düşündüğüm örneğin sosyal medya paylaşımlarında yapılan hesaplamalar karşısında aklımın karıştırması…
Kadına miras hutbesi için, çok doğru diyeni mi ararsınız, alkış tutanları mı ararsınız, hak yerini bulur diyenimi mi ararsınız, başımıza çıkmışlardı diyenleri mi ararsınız, ne arasanız var.
Üstelik bu paylaşımların azımsannayacak bir kısmı kadınlara ait.
ACI…!
O zaman dönelim başa…
Cumhuriyet, Diyanet ve Kadın.
Bu kara propaganda aslında Atatürk’e, cumhuriyete, kadına layık görülen rolün dışa vurumundan başka bir şey değil. Organize hareketin talihsiz bir oyunu. Üstelik bu oyun hukuk devletinde, yasaların amil hükümüne rağmen oynayan tehlikeli bir oyun. Telafisi mümkün olmayacak, bedeli çok ağır olacak bir süreç.
O zaman cumhuriyete sahip çıkma zamanı. O zaman yeniden Atatürk’ü ve Atatürk’ü anlama ve anlatma zamanı.
O zaman demokratik kurallar içinde ayağa kalkma zamanı.
O zaman, “Ey Türk milletinin tertemiz evladı ya safını seç ya da bu çağdaş hayattan hemen bugün vazgeç…“.
YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN








