Devlet aklı dedikleri – Hakan Paksoy Yazdı

Devlet aklı dedikleri – Hakan Paksoy Yazdı
Yayınlama: 25.02.2025 21:30
A+
A-

Suriye meselesinde ikinci perdeye geçildi. Birinci perdede uzun süren iç savaş vardı. Büyük yıkımlara yol açtı. 8 Aralık’ta bitti ve ertesi gün ikinci perde açıldı.

Bölgede yaşananlar bir projenin safhaları. Önce terörle Türkiye’nin üzerine geldiler. Ancak gerek devletimiz gerek Türk milleti çok sağlam bir kimliğe ve yapıya sahipti. Bir türlü aşamamışlardı. Bir yandan Türkiye’de iktidar değişti ve o sağlam kimlik ve yapı üzerine çalışıldı. Diğer yandan da Irak ve Suriye üzerinde uğraşıldı.

Irak’ta çabuk başardılar. Irak Arap Cumhuriyeti, Arap Kürt federasyonu hâline geldi. Suriye ise direndi. Ancak 14 yıl süren iç savaştan sonra o da dayanamadı. Şimdi hâlâ uluslararası terör listesinde olan bir örgüt tarafından yeni devlet kuruluyor(!)

Suriye konusunu, Türkiye’deki yaşadığımız bölücü terör meselesinden dolayısıyla yeni açılım sürecinden ve Irak’ın ikiye bölünmesinden ayrı değerlendirmek eksik olur. Hepsi de birbiriyle ilişkili.

Devlet aklı, ilgili kurumlar tarafından mutfakta hazırlanan bilgilerin davranışları, stratejileri ya da politikaları belirlemesidir. Bu yaklaşımdan hareketle Konuyu, kurumları tartışmadan, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemiyle ilişkilendirmeden anlamaya çalışacağız. Arkasından da bu işin mutfağına bakacağız. Sanırım karşımıza ilginç̧ görüntüler çıkacak.

Önce bugünü anlamak için çok kısa şekilde geçmişe bakalım. Bakalım ki Türk halkına “Devlet aklı” dediklerinin kökü nerelerde?

Devlet (!) aklı (!), “bölücü başı Meclis’e gelsin!”

Değerli gazeteci yazar Gürbüz Evren, eski “açılım” süreçlerinin ilkinde, iki yazısında, iki ABD’linin raporlarından bahsediyor. Birisi David Phillips’in Ekim 2007’de açıklanan “PKK’nın Silahsızlandırılması” başlıklı. Rapordan birkaç madde:

  • PKK sorunu silahla çözülemez. PKK’nın barıştan yana bir tavır takınması durumunda, örgüt üyeleri için af ilan edilmelidir.
  • PKK sorununun çözümü için ‘demokratikleşme’ süreci gereklidir.
  • Demokratikleşme süreci için ‘Sivil Anayasa’ teklifi önemli bir adımdır. Ayrıca, siyasi ve kültürel reformlar uygulanmalıdır.
  • … Türkiye Barzani ile doğrudan ilişki kurmalıdır.
  • … Kürtler, denize kıyısı olmayan bir Kürdistan’da yaşamaktansa Türkiye ile Avrupa Birliği’ne katılmak ister.

Diğer rapor Türk kamuoyunun yakından tanıdığı Henri Barkey. Hani şu, 15 Temmuz ihanet gecesinde Büyükada’da toplantı yapan Amerikalı. Raporunun başlığı “Kürdistan’da çatışmayı önlemek”. Eski ABD Başkanı Obama için hazırlanmış. Ondan da birkaç madde:

  • Kürt sorunu ABD açısından yaşamsal olan birçok konuyla bağlantılıdır.
  • Türkiye ve Bölgesel Kürt Yönetimi’nin iş birliği yapmalarına yardımcı olmak ABD’nin başarısı için önemlidir.
  • PKK’ya silah bıraktırmak ciddi bir planlamayı ve Iraklı Kürtler, Türkler ve Amerikan Yönetimi arasında eşgüdümü gerektirir.
  • İlk adım, Türkiye ve Bölgesel Kürt Yönetimi arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesidir. İkinci adımda, Türkler af kanunu çıkarmalıdırlar. Üçüncü adım ise, Bölgesel Kürt Yönetimi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin, PKK’dan kopanlara gelecekleriyle ilgili garantileri sağlamasıdır.
  • Washington, Türkiyeli Kürtlerin silahlı mücadeleyi terk etmeleri için Iraklı Kürt liderlerin yardımına da başvurabilir, çünkü… 
  • Türkiye’de, Bölgesel Kürt Yönetimi ve Kürtlerle ilişkilerin iyileştirilmesine karşı çıkan muhalefet, ulusalcılar ve asker arasında önemli bir yere sahiptir.

(Artık yok değil mi? Ulusalcılar da kendine milliyetçi diyenler de ve asker (görünen) de muhalefet etmiyor artık. HP)

Suriye meselesindeki devlet aklı(!)

Bu konu ilk olarak 22 Ocak 2025 tarihli Millî Güvenlik Kurulu açıklamasında dikkatimi çekti. Dördüncü maddesinde “Suriye’deki yeni yönetimin; … toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin sağlanması ile ülkedeki tüm etnik, dinî ve mezhebî grupların temel hak ve hürriyetlerinin güvence altına alınması hususundaki iradesine … tam destek verileceği bir kez daha teyit edilmiştir.” diyordu.

Bu madde Suriye için söylenmekle birlikte Türkiye’nin içindeki yeni açılım süreciyle doğrudan ilişkili. Bundan önceki yazımdan sonra araştırmaya devam ettim. Karşıma Millî İstihbarat Akademisi’nin ve başkanının X paylaşımı çıktı. “Başkan Prof. Dr. Talha Köse tarafından kaleme alınan ’Suriye’de Barış ve İstikrarın Sağlanması için Yol Haritası’ başlıklı analizimiz yayınlandı” diyordu.

Raporun girişinde “kapsayıcı bir toplumsal uzlaşı” aranması gerektiğini yazıyor. Sonrasında “yeni ve kuşatıcı bir Suriyeli kimliği inşa etmek; bilgece stratejiler, sabırlı ve sağduyulu politikalar” gerektirdiğini belirtiyor. Nasıl bir uzlaşma ve yeni Suriyeli Kimliği olduğu da sonuna doğru ortaya çıkıyor.

Suriye’deki çok dinli, çok mezhepli ve çok siyasi gruplu yapı anlatıldıktan sonra “farklı kimlikler ve toplumsal kesimler arasında yeni toplumsal mutabakat ve ortak kimlik oluşturmak bir gereksinimdir.” tespiti yapılıyor. Sona doğru da, “Kapsayıcı yönetim ilkesi benimsenirken ülkedeki etnik-mezhepsel kimliklerin daha fazla ayrıştırılmamasına ve bu ayrımın kurumsallaştırılmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir … hiçbir bireyin ya da grubun sistemin dışına itilerek marjinalleştirilmediğibir sistem öneriyor.

MGK’nin açıklamasındaki düşüncelerle örtüşen bir rapor. İnternette ilk aramada hemen karşımıza çıkıyor.

Kökler

Karşımıza Talha Köse’nin başka makaleleri de çıkıyor. Bunlardan birisi de “Çözüm Sürecinin Yükseliş ve Düşüşü”. 2017 Haziran’ında yayımlanmış.

Makale çok dikkat çekici. Mesela Kürt Ulusal Hareketi diye isimlendiriyor. Bölücübaşına “KUH’nin lideri” diyor.

KUH’nin yan kuruluşu Demokratik Bölgeler Partisi, Türkiye toplumu, seferberlik kapasitesi artan KUH, [Türk H.P.] Hükümet ve KUH arasında değişen güçler dengesi, KUH’nin siyasi kanadı HDP, silahlı kanadı PKK gibi isimlendirme ve kavramlaştırma dikkati çekenlerden sadece birkaçı.

Makaleden üç küçük seçki:

“İlk kez resmi aktörler Kürt Sorunu’nun yalnızca bir terörizm veya şiddet meselesi olmadığını ve güvenlik yaklaşımlı tedbirlerden ziyade diğer yaklaşımların uygulanması gereğini kabul ettiler.”

Tarafların birisi bölücü unsurlar, bu belli. Diğerinin de bu süreci götüren AKP ve siyasi kadrosu olduğu anlaşılıyor. Ve bugün yapılanların “terörle müzakere değil, devlet aklı (!)” söylemini açıklıyor. AKP Genel Başkanı’nın AKP kongresindeki konuşmasındaki bölücü unsurlara hitaben söylediği, “Ya silah ya sivil siyaset” ifadesine de bu açıdan bakmak gerekiyor.

“Ağustos 2015’te KCK Türkiye’nin 12 bölgesinde ‘özyönetim’ ilan etti. KCK’nın etkili propagandası ve kamu diplomasisi başarılı seferberlik çalışması etkili oldu.”

“Üçüncü bir tarafın gözetim organı olarak varlığı sürecin şeffaflığını artırabilirdi”

Bu cümlelerin sahibi Prof. Dr. Talha Köse, doktorasını ABD George Mason Üniversitesi Çatışma Analizi ve Çözümü Enstitüsü’nden almış.

George Mason, ABD’nin Kurucu Babalarından. Üniversitenin de ABD’nin müesses nizamıyla yoğun bir ilişkisinin olduğu internette açıkça görünüyor.

Suriye’nin siyasi geçiş sürecinde önemli bir rol üstlenecek olan Ulusal Diyalog Konferansı’nın yedi kişilik hazırlık komitesinin üyesi Hind Kabava da George Mason Üniversitesi’nden. Dünya Dinleri Merkezi’nde Dinlerarası Barış İnşası Direktörü olan Kabava Suriye asıllı bir Kanada vatandaşı.

Bölgedeki akıllar hep birbiriyle kesişiyor. Ve gayri millîlik problemi görünüyor. Bu da Türkiye ve Türk milletini çok önemli ve sıkıntılı günler beklediği anlamına geliyor.

Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı