Güle güle Kara Murat…

Güle güle Kara Murat…
Yayınlama: 28.06.2022 20:47
A+
A-

Bir şeyler, bir olay, bir haber gözlerinizin önünde aniden beliriverir. Televizyonu veya sosyal medya hesaplarınızdan bir sayfayı açtığımızda, hani o “son dakika” dedikleri türden.

O kocaman madeni İki buçuk liraya gidip de, tek gösterim olan sinema filmleri günlerinden bugünlere kadar gelen bir kahramanın, hani o çocukluğumuzun kahramanlarından biri olan, Kara Murat’ın yaşama veda ettiği haberi, bugün bizleri üzüntüye boğuyor.

Hatırlıyorum.
Kara Murat filmlerinin afişi en az iki hafta öncesinden mahalledeki sinema girişine asılır ve ben de sinemanın önünden her  geçtiğimde hep aynı sabırsızlık ile o filmin başlama gününü iple çekiyor, afişleri bakakalıyordum..

Anadol marka kamyonet üzerindeki hoparlörden “bu aksam, bu akşam Malkoçoğlu bu akşam!” diye yapılan anonsları hatırlıyorum. Fatihin fedaisi Kara Murat, Malkoçoğlu, Battal Gazi ve benzerleri.  Çocuk yaşlarımızda, o filmlerim etkisinde kalarak tahtadan kılıçlar, kargıdan atlar yaparak “kahpe Bizans’ın” üzerine yürüdüğümüz o yıllar. Uçurmamız, telden arabamız, kağıttan gemilerimiz hep o küçük ellerimizin birer emeği. Tozlu topraklı sokaklar ve kahramanlarımız, Tarkan, Köroğlu ve Camoka…

Bizans’ın güzel prensesi Elenora da, hemen hemen her hikayenin bir parçası idi ve Kara Murat her defasında benzer ve unutulmaz bir replikle vedalaşırdı onunla.
“Hoşçakal düşman beldenin yaman güzeli…”

Melodramlar, Komiser Kemal’ler, öğretmen Murat’lar ve daha niceleri. Kırk yıla, dört yüz film.
Dile kolay…Aslında bakılınca, Yeşilçam bizlere ne çok şeyler öğretti. Yaşamımıza, anılarımıza, gündelik hayatlarımıza değer katan bir çok şey… Her birinin sadece birer film kahramanından öteye, birer baba, birer anne, ağabey, dayı, yeğen, kız kardeş olduğu gerçekliği hayat öykülerimizin birer parçası değildir de nedir?

Hangimiz Hababam sınıfının Güdük Necmi’si, hangimiz  Damat Ferit’i olmadık ki zaman zaman? Ona keza, beraberinde tiyatromuz var. Cibali Karakolunun komiser babasını, Nejat Uygur ağabeyimizi kim özlemez?
Ne demişti Nejat baba?
“Hayat gelip geçiyor, ağlamakla gülmekle. Zaten komiklik yapıyorum ben, böylesine bir dünyaya gelmekle..”
Doğru söze ne denir?

Bizim kuşak hala Adile annenin kuzucukları, öyle değil mi? Ya “ben mi büyüğüm yoksa sen mi? Ben büyüğüm, ben!” diyen fabrika işçisi Yaşar usta.

Türk ulusunun evlatları olarak, Yeşilçam’ın  her bir yıldız ismini sonsuzluğa uğurlarken, derin bir üzüntüyü paylaşıyoruz şüphesiz  Sanki, çocukluğumuza, sanki gençliğimize dair anılarımız onlarla birlikte biraz daha solup bir kaç yaprak daha döküyor.

Cüneyt ağabeyin mavi mavi bakan gözleri ve şu sözü unutulmasın.

“Evet, benim kahramanım Türk halkıdır. Çünkü arif bir halktır. En zor şartlar altında mucizeler yaratır, yaşar. Açlık sınırı altında ile yaşar! Asgari ücretle bile yaşar. Borç batağında yaşar. Soygun, talan, yalandan nefret eder. İnsanın içini temizler, adam eder. Yüreğiyle anlar, zorlukları yener. Tarih boyunca köle olmamıştır. Her türlü hürriyetsizlikten nefret eder. Ruhu bağımsızdır…”

Diğer yıldızlarımız gibi kahramanımız Malkoçoğlu’nu da bugün sonsuzluk aleminde yerini aldı. Hani derler ya fani dünya işte, bu fani dünyadan onu da uğurlayacağımız günler bu günler imiş.

Ruhu şad, mekanı cennet, Türk töresine göre de “toprağı bol olsun”.

O Yeşilçam’ın dalları arasından, bir yaprak daha  dökülüyor Cüneyt ağabeyim.
Atatürk ve tüm sevdiklerimize selam söyle.
Rahmetle…
Atatürk ile kalın.
Selam ile… 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: