Millet İradesine İhanet Edenler Kimler? – Hatice Topçu Yazdı

Türk siyasi tarihinde bu denli transferlerin olduğu bir dönem yok diye düşünüyorum. Tarih sahnesinde parti kapatmalara tanıklık ettik. Bir partiden ayrılıp yeni parti kuranlara tanıklık ettik. Milletvekili transferlerine tanıklık ettik. Yine “imar yolsuzluğu”, “ihale usulsüzlüğü” gibi hukuki operasyonlara tanıklık ettik. Ama yerel yönetimlere kayyum ataması, büyükşehir belediye başkanlıklarının istifalarına son yıllarda tanıklık etmekteyiz. Ha bir de seçildiği partiden istifa edip iktidar partisine transfer olanlar var!..
2016 sonrası yerel yönetimler tarihinde en tartışmalı operasyonel süreçleri yaşandı, yaşanıyor. Kayyum atamalarından söz ediyorum.
Nereden çıktı bu uygulama?
15 Temmuz 2016 sonrası OHAL koşullarında çıktı. Nasıl mı?
Şöyle, 1 Eylül 2016 tarihinde 29818 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK), Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılmış ve birçok farklı alanda köklü değişiklikler öngörmüştür. Bu KHK’nın getirdiği düzenlemelerden biri de Belediyelere Kayyum atamasıdır. Yine KHK kapsamında şirketlere kayyum ataması da düzenlenmiştir.
Özetle OHAL kapsamında çıkarılan bu KHK ile merkezi yönetimin yerel yönetimlere doğrudan müdahale yetkisi doğmuştur.
Gelelim büyükşehirlerde istifa konusuna. Bunun tarihide 2017 yılıdır. Türk siyasi tarihinde alışılmışın dışında bir operasyon tarzı geliştirilmiştir. Bu operasyon tarzı yargısal değil siyasidir. Anımsayalım Ankara, İstanbul, Bursa belediye başkanları AKP tarafından istifa ettirilmişti. Bu uygulama parti içi hiyerarşinin seçimle gelene müdahalesi şeklinde değerlendirilmiş ve kamuoyunda çokça tartışılmıştı.
Yolsuzluk ve usulsüzlük operasyonları hukuksal bir uygulama olup en somut örneği 1990 yılı İSKİ soruşturmasıdır. Son süreçlerde ise Beşiktaş, Şişli, Ataşehir gibi Belediyelere İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin raporları doğrultusunda görevden uzaklaştırmalar yapılmıştır.
Bütün bu olaylar, milli irade ve seçme seçilme hakkını tartışmaya açmıştır. Merkezi idarenin yerel yönetim üzerinde baskısını artırmıştır.
Özetlemek gerekirse başlangıçta idari yolsuzlukları engellemek amaçlı başlayan yerel operasyonlar, süreçte -2016 sonrası- “milli güvenlik” ve “terörle mücadele” eksenli düzenlemeler ile yukarıda belirttiğimiz üzere merkezileştirilmiştir.
Ne demiştik bir başka operasyonel konuda seçildiği partiden iktidar partisine veya başka bir partiye geçenler konusudur.
Burada partisinden istifa edenler milli iradeye ihanet etmekle suçlanıyor, doğrudur. Bir siyasi parti ile halkın karşısına çıkıp oy istiyorsanız ve halk size oy veriyorsa, sadece siz olduğunuz için değil, aday olduğunuz parti tercihi içinde oy veriyor demektir. Yerel yönetimlerde adayı önceleyen seçmen olmakla birlikte genellikle Türk seçmeni parti odaklı oy kullanmaktadır. Dolayısıyla seçildikten sonra partisinden istifa edenlerin milli irade gaspı yaptıkları doğrudur. Ancak partisi ile aidiyet bağı kuramamış, sadece seçilmeyi amaçlamış, bunun için türlü yollara başvurmuş ve listelere girmeyi başarmış, sonra da onay mercii olarak görülen halkın sandığa giderek onaylamasıyla seçilmiş bu isimleri listelerine koyanlara ne demeli?
Partisinden ayrılıp başka partiye geçti diye türlü hakaretler edilen bu isimler gerçekten de kendi ideolojilerini temsil ediyorlar mıydı, ya da listeleri yapanlar partilerinin kuruluş ilkeleri doğrultusunda bir değerlendirme yaptılar mı?
“Tencere dibin kara, seninki benden kara!”
Sosyal medya hesaplarında transfer olanlara yönelik hakaretlerin bini bir para. Ancak demokraside partilerin görevi halkı dışarda tutarak seçilecek isimleri belirlemek midir, halka ben listeleri oluşturdum, sandığa tıpış tıpış git ve adaylarımı onayla demek midir?
Partisinden istifa edip başka bir partiye geçerek irade gaspı yapanlar affedilemez. Ancak onları listelere koyanlar çıksınlar listelere o isimleri neden koyduklarını açıklasınlar lütfen, açıklasınlar…
Bir kerecik sorumluluk üstlenip “cambaza bak!” demeden, “çuvaldızı kendilerine batırsınlar…” Öz eleştirilerini yapsınlar ve demokrasiyi listeleri oluştururken başlatsınlar. İşte o zaman %35 kararsız seçmen olmayacak, bütün seçmenler kararlarını görül rahatlığıyla vereceklerdir. Aksi bırakın kararsız olmayı, seçmen sandığa bile gitmeyecek!
Çünkü kayyumlar, istifa ettirmeler, operasyonlar, transferler….
Sandığa gitmenin bir anlamı kaldı mı?
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:








