Hiç vazgeçilmeyen “açılım” ve makamların meşruiyeti

15.11.2022 21:30
Okuma Süresi: 10 dakika
A+
A-
Hiç vazgeçilmeyen “açılım” ve makamların meşruiyeti

Türk milliyetçiliğinin kıymetli yolbaşçılarından, Ağabeyim, İskender Öksüz son yazısına “Bugünü düşünüp yazmaktan sıkılmaya başladım. Onun için bazen geleceğe, bazen geçmişe kaçmak istiyorum” diye başlamış. Ben de okumaya, “Ben de sıkılıyorum ama kendi hâlimize bırakmıyorlar ağabey” diyerek devam etmiştim. Problem de ipin ucunu tutanlarda. Ama bizler de varız tabi. Hem bizim bütün türkülerimiz Türk Milleti üzerine. Nefesimiz yettikçe söylemeye devam edeceğiz.

(Hadi biz yaştakiler neyse de gençler bu işlerden çok sıkıldılar artık. Bunalmış vaziyetteler. Hayatla ilişkileri bozuldu. Dinle imanla ilişkileri bozuldu. Birbirleriyle ilişkileri bozuldu. Velhasıl işimiz zor ama kesinlikle imkânsız değil.)

Başka bir kıymetli isim, Emekli Albay Hasan Atilla Uğur da son kitabı “Sorgu Odasında Apo”nun başında önemli bir uyarıda bulunuyor:

“Gerçek tarihin yerini algı operasyonlarına dayalı birtakım yönlendirmeler alır, bu da toplumları yıkıma götürür”. Bu cümle yirmi yıldır yaşadıklarımızı anlatıyor. Bugün yaşadıklarımız da böyle. Ve Türk Milleti bir yere doğru götürülmeye çalışılıyor.

İnsanoğlu hep hakikati aramış. Biz de bugün, aslında aldatılarak yönlendirilen Türk Milletinin gerçekte nereye götürüldüğünü anlamaya çalışmaktayız. Çalışmak derken de biraz temkinli davranıyoruz. Aslında gidiş ayan beyan ortada.

Ortalık Türk kimliğiyle tartışan, kavga eden, Türk’e düşmanlık edenden geçilmiyor. Hatta “Türk’üm diyen kâfirdir” diye dindışı ilan edecekler de var. Türklük bir baskı altında.Ülke yöneticileri de baskı kuranların içinde. Bütün bunlardan Türk kimliğine karşı önleyici mücâdele stratejisi uygulandığı görülüyor.

Türkiye ne kadar Türk?

Liberali, küreselcisi, Marksist’i, siyasal İslamcısı… Hepsinin de ortak hasmı Türk kimliği. Kimliğin kavrayıcılığına yani egemenliğine karşılar. Kavradığı etnik kimliklerin de eşit egemen kimlik olmasını istiyorlar.

Peki, Türk kimliğini inkâr etmek, onunla siyasi mücadeleye girmek fikir hürriyeti midir? Aynı soruyu değişik şekilde soralım. Türk egemenliğine ortak olmayı talep etmek özgürlük müdür?

Elbette bu soruların cevabı,“Hayır, düşünce ya da fikir hürriyeti değildir” olacaktır. Anayasa ve yasalar buna izin vermez. Sosyoloji de izin vermez. Nitekim, 2014 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde, Açık Toplum Vakfı’nın desteğiyle yapılan araştırma bunu açıkça ortaya koyuyor.

Araştırmanın Başlığı,Türkiye’de Kimlikler, Kürt Sorunu ve Çözüm Süreci Algılar ve Tutumlar. Tek bir sayfası bile bize yetiyor.

Türkçe ana dilimdir; Türkçe dışında bir anadilim yoktur: %86,

Türkçe ana dillerimden biridir; Türkçe dışında ikinci bir ana dilim daha vardır: %8,

Türkçe ana dilim değildir; Türkçe dışında bir dil ana dilimdir: %6

Bu araştırma adına çözüm süreci denilen PKK açılımı sürerken yapılmış. En yoğun algı yönetimi altında araştırılmış. Ama sonuç ortada.Bu kadar homojen bir toplum dünyada az olmalıdır. Bugün durum 2014’ten daha kötü ise sorumluluk Cumhuriyet’in değil dönem yöneticilerinindir.

Yirmi yılda yüz yıllık yıkım

Evet, daha önce açılım sonuçlandırılamadı. Türk Milleti buna izin vermedi. Sadece hendeklerdeki terörle mücâdelede 1000’e yakın şehit çok daha fazla gazimiz var. 15 Temmuz ihaneti yaşandı. Güneyimizde temelinde terörizm olan iki devletten birisi resmen diğeri fiilen kuruldu. Fiilen olan Suriye’deki yapılanma.Uluslar arası tanınmaya doğru yol alıyor. Bu iki yapı ve PKK arasındaki kavga da sürüyor. Ve Türkiye’yi yönetenler bu süreçte yeni PKK açılımı peşindeler.

Son iki yazıda işlediğimiz, Yeni millî mutabakat ve demokratik cumhuriyet kimliği oluşturma çağrısı ile HDP’nin verdiği “Cumhuriyetin demokratikleşmesi tarihsel bir çözüm önerisidir.cevabı tam da budur

Bir soru daha var. Çok da yaman bir soru. Cumhurbaşkanı ve siyasi partiler egemenlik paylaşımı anlamına gelebilecek açıklamalar veya faaliyetler yapabilirler mi? Bu bir özgürlük müdür?

Egemenlik ya da hâkimiyet, bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkin dayattığı yasallaşmış bir üst iradeyi ifade ediyor. Bu tanımı Vikipedi’den aldım. Bölünme ve/veya paylaşma kabul etmez. Devredilemez de. Aynı zamanda kılıç hakkıdır.

Dolayısıyla Anayasa ve yasalar da siyasilerin böyle bir davranışına izin vermez. Tabi, uyulursa. Türkiye’nin fiilî durumu hukukileştirmek için başkanlık sistemine geçtiği akıllardadır.

Daha da önemlisi Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Ve bu sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin etmekle görevlidir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın, sınırlı bir süre içinkendisine bu görevi veren milletin kimliğini değiştirme çalışması, seçilme meşruiyetini de ortadan kaldıracağı tartışmalarını da beraberinde getirir.

Açılım’ın sağladığı imtiyazlar

Bütün bunlar yeni bir PKK açılımını göstermektedir. Bu hafta içindeki yaşadıklarımız düşüncelerimizi doğrular niteliktedir.

Cumhurbaşkanı’nın, “Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı‘dakine verecek.” dediği Selahaddin Demirtaş’ın imtiyazlı tutukluluk hâli bunlardan birisidir. Geçmişte kumpas davalarında ve bugün de cezaevinde ölümün kıyısında hastalıklarla boğuşan kahraman Türk subaylarından esirgenen Demirtaş’a verilmiştir. Demirtaş, hasta olan babasına özel jetle götürülüp tekrar cezaevine getirilmiştir. İnsanidir denebilir. Ancak geçmişte oğlunun ya da ana veya babasının cenazesine izin verilmeyenlerle ilgili bilgiler de arşivlerdedir.

Aynı Demirtaş’ın; İstanbul İstiklâl caddesindeki kalleş, hain ve alçak saldırıyı “sivilleri hedef alan her saldırı hukuken, siyaseten, ahlâken ve vicdanen terördür” diyerek tanımlaması da manidardır. Askerimize, polisimize, jandarmamıza yapılan saldırıları meşrulaştıran bir cümledir. Ama ondan da ötesi PKK’ya ince bir ayar verilmektedir.“Açılım varken ne yapıyorsunuz?” demektedir.

Türkiye’de, yirmi yıldır hatalarla (!) dolu bir yönetim sergilenmektedir. Hedefi olan bu hataların (!) yüzünden devamlı yeni fiilî durumlar yaşanmaktadır. Türk halkı da bu fiilî durumların tehdidiyle, teklif görünümlü dayatmalara mecbur bırakılmaktadır. Bugün de böyle bir sürece daha girildiği görülüyor.

İçinde bulunduğumuz durumu iki fotoğraf çok net anlatmaktadır. Birisinde, TBMM’de bütçe görüşülürken HDP milletvekili “Kürt illeri” demekte, diğerinde Türkiye Arapları Derneği diye sözde bir kuruluşun genel başkanı olduğu söylenen kişi anamuhalefet partisine girmektedir. “Kürt ili” söylemi hem yanlıştır hem de yasadışı. Bir etnik unsurun adıyla ve onun menfaatleri için kurulan dernek de yasalarımıza aykırıdır. Millî birliğimize düşmanlık edilmektedir. Yasalar bu kadar açıktan çiğnenirken herkes, özellikle yöneticiler, kafasını başka tarafa çevirmektedir.

Türkiye bir bütündür. 85 milyon eşit, hür ve Türk’tür. Bunun aksi söylem ve davranışların yasalarda karşılığı vardır. Yasalar da uygulanmak içindir.

Milli Düşünce Merkezi Genel Başkanı
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.