İmamın Kayığı – Melih Demirel Yazdı

CHP’de 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası başlatılan ve büyük iddialarla cilalanarak kamuoyuna sunulan “değişim” süreci, bugün gelinen noktada açıkça göstermektedir ki, iddia edildiği gibi bir yenilenme ya da demokratik sıçrama üretmemiştir. Aksine bu süreç, CHP’yi kendi tarihsel damarlarından koparan, kadrolarını tasfiye eden ve partiyi köksüz bir güç mücadelesine sürükleyen sert bir dönüşüm hamlesi olarak şekillenmiştir. Ve bu tür hamlelerin doğası gereği, zamanla kendi mimarlarını da sarmal içerisinde tükettiği açıktır.
Bilindiği üzere Ekrem İmamoğlu, bu sürecin yalnızca vitrindeki yüzü değil, siyasi olarak en görünür taşıyıcısı ve mimarı konumundaydı. “Değişim” sloganı, CHP’nin yüz yıllık siyasal birikimini gölgede bırakan, örgüt geleneğini ikinci plana iten ve parti içi dengeleri ciddi biçimde sarsan bir hamle olarak şekillendi.
CHP tabanı ise, ideolojik referansları zayıflatılan ve kişisel popülariteye dayalı bir siyasal hatta yönlendirilen yeni bir sürecin içine çekildi.
Siyasetin doğası gereği, kökleri zayıflatılan her yapı, zamanla kendi iç gerilimleriyle yüzleşmek zorunda kalır.
Bugün gelinen noktada Ekrem İmamoğlu’nun, bu dönüşüm sürecinden siyasal olarak zayıflayarak çıktığı yönünde güçlü bir algı oluşmuştur. Bir dönem partinin merkezinde yer alan bir figürken, bugün daha geri planda kalan, etkisi sınırlanan bir aktöre dönüştüğü görülmektedir. Bu durumu kişisel bir haksızlık olarak değil, siyasetin sert ve mekanik işleyişinin doğal bir sonucu olarak okumak daha isabetlidir.
Öte yandan, bir dönem “emanetçi” olarak değerlendirilen Özgür Özel’in, oluşan bu boşluğu siyasi bir avantaja çevirdiği anlaşılmaktadır. CHP’de çoğulcu bir yapıdan ziyade, karar alma süreçlerinin giderek daha merkezileştiği bir tablo ortaya çıkmıştır. Özel, değişim söylemini bir siyasal zemin olarak kullanarak parti yönetiminde etkisini artırmış, kadrolar ve söylem üzerinde belirleyici bir konuma yükselmiştir. Bu durum, CHP’nin kurucu siyasal geleneğiyle ciddi bir gerilim oluşturmaktadır.
Ortaya çıkan yapı ne İmamoğlu’nun kamuoyuna sunulan popülist beklentilerine, ne de Özel’in dile getirdiği demokratikleşme iddialarına tam anlamıyla karşılık gelmektedir. Görünen tablo, ilkesel derinliği zayıf, güç dengeleri üzerine kurulu bir siyasal mimaridir.
Tabiri caizse, “imamın kayığı” batmaktadır.
Ancak bu kayık yalnızca bir kişiyi değil, CHP’nin tarihsel hafızasını da suyun altına çekme riski taşımaktadır.
Bazı tutuklamalar sonrasında başlatılan miting süreçleri, ilk etapta mağduriyet ve “darbe” söylemi üzerinden şekillenmişti. Ancak kısa süre içinde bu mitinglerin siyasal yöneliminin değiştiği gözlemlendi. Meydanlar, zamanla belirli bir kişiden ziyade yeni bir liderlik algısını öne çıkaran bir vitrine dönüştü. Kullanılan dil, sloganlar ve görsel tercihler, bu algıyı güçlendiren bir hat izledi. Bugün bu mitinglerin fiilen ve siyaseten Özgür Özel’in görünürlüğünü artıran bir zemine dönüştüğü yönünde yaygın bir kanaat oluşmuştur.
Siyasette semboller çoğu zaman rastlantı değildir. Cumhurbaşkanlığı seçim ofisinden Ekrem İmamoğlu’na ait görsellerin kaldırılması da, sıradan bir detaydan ziyade, siyasi bir tercihin yansıması olarak yorumlanmaktadır. Bu tür sembolik hamleler, siyasette mesaj içerir.
Burada altı çizilmesi gereken temel mesele şudur: CHP’yi bu noktaya taşıyan anlayış, geçmişte parti içi dengeleri zorlayan hamleler yaparken, bugün kendi içinde yeni tasfiyelerle karşı karşıya kalmaktadır.
Dün yol arkadaşlarını dışlayan yöntemler, bugün aynı aktörlerin önüne çıkmıştır. Bu durum bir tesadüf değil, siyasal süreçlerin doğal sonucudur.
Ve kaçınılmaz sona geliyoruz.
Neydi o meşhur söz?
“Eden bulur.”
Geçmişe dönüp bakıldığında; kimlerin dışlandığı, kimlerin susturulduğu, kimlerin “değişim” adı altında siyaset dışına itildiği hatırlanacaktır. CHP’nin hafızası güçlüdür ve bu hafıza, er ya da geç hesabını çıkarır.
Bugün Ekrem İmamoğlu’nun siyaseten geri plana düşmesi, ne bir tesadüf ne de yalnızca kişisel bir hikâyedir. Bu, CHP’yi köklerinden uzaklaştıran siyasal anlayışın kendi iç hesaplaşmasının bir sonucudur.
Ve artık şu tespit yüksek sesle dile getirilmektedir:
Türkiye siyasetinde Ekrem İmamoğlu dönemi kapanmaktadır.
Ancak hikaye burada bitmez.
Mustafa Kemal Atatürk’ün evlatlarının da elbet söyleyecek sözü, atacak adımı vardır. Şimdilik kayıkçı kavgası misali oyalanılsın; gücü birbirinden devşirmeye çalışanlar, koltuk hesabıyla meşgul olanlar sahnede kalmaya devam etsin.
Unutulmamalıdır ki bu parti sahipsiz değildir. Günü geldiğinde CHP’nin serdengeçtileri, Cumhuriyetin gerçek taşıyıcıları konuşacaktır. Ve o gün geldiğinde ne kayık kalacaktır, ne kayıkçı.
Nokta.








