Konuş Rüstem Konuş – Melih Demirel Yazdı
Anekdot:
Şehzade Mustafa’nın idamından sonra ağlamaktan bitap düşen Sultan Süleyman’ın yanına ilişen Rüstem Paşa; ‘’Hünkarım bu kadar helak etmeyiz kendinizi’’ der. Sultan Süleyman ise karşılık olarak; ‘’konuş Rüstem konuş Ne devlet senin ne evlat’’ senin der.
Bir siyasetçinin en tehlikeli hâli kötülük değil, umutsuzluk üretmesidir. Çünkü kötülükle mücadele edilir; umutsuzluk ise sessizce yayılır, bünyeyi çürütür, direnci kırar. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşadığı tam olarak budur. Ve bu umutsuzluk artık saklanamaz hale gelmiştir: Özgür Özel.
Siyaset kanseri tam da böyle bir şeydir. Bir anda öldürmez; yayılır, metastaz yapar, bünyenin savunma reflekslerini felç eder. CHP’nin bugün içine sürüklendiği tablo, bir yenilginin değil, iktidar olma iddiasından bilinçli biçimde vazgeçişin resmidir. Özgür Özel’in genel başkanlığı, bir muhalefet hamlesi değil; bir tasfiye sürecidir. CHP’nin iddiasının, refleksinin ve toplumsal bağının tasfiyesi…
Son olarak DEM Parti eş genel başkanlarının CHP Genel Merkezi’nde ağırlanışı sırasında sergilenen performans, bu sürecin adeta noter tasdikli belgesi oldu. O kareler, bir siyasi nezaket fotoğrafı değil; bir teslimiyet vesikasıdır. CHP’nin artık iktidar olmak gibi bir derdinin kalmadığını, sadece belirli çevrelere “makbul” görünme çabasıyla hareket ettiğini gösteren ibretlik bir sahnedir.
Toplum yanarken, emekçi kan ağlarken, gençler gelecek hayalini valizlere sığdırıp yurtdışına taşırken; CHP Genel Merkezi’nde verilen mesaj şudur:
“Biz sizinle değiliz, biz başka bir denge oyunundayız.”
Özgür Özel nezdinde DEM Parti’ye yaranmak, bu ülkenin gerçekten kan ağlayan kesimlerine yaranmaktan daha kıymetlidir artık. Memleketin bilhassa gerçek gündeminden söz eden bir CHP yoktur. Onun yerine sürekli kimlik denklemleriyle, dışarıdan alkış alacak pozlarla oyalanan bir yapı vardır. Bu, muhalefet değil; siyasi konfor alanıdır.
Daha vahimi şudur: Özgür Özel, CHP’yi bir iktidar alternatifi olarak değil, bir sivil toplum vitrini gibi yönetmektedir. Oy almayı değil, onay almayı hedefleyen bir anlayış… Sandığı değil, salonu önceleyen bir siyaset… Halkın nabzını değil, sosyal medyanın yankı odalarını esas alan bir çizgi…
Kendi tabiriyle “eş genel başkan” gibi davranan Özel’in, Ortadoğu’dan ve dış siyasetten zerre anlamadığı ise artık apaçık ortada değil mi? Gerçi anlasaydı, Esad’ın devrildiği dönemde; Suriye’den tası tarağı toplayıp Rusya’ya kaçarken, kalkıp “Esad’la görüşeceğiz” gibi dünyadan tamamen kopuk bir cümleyi sarf etmezdi. Bu, stratejik bir hata değil; siyasal cehalettir.
Ortadoğu’da satranç oynanırken, Özgür Özel hala dama taşlarını dizmeye çalışıyor. Küresel dengeler yerle bir olurken, bölge yeniden şekillenirken; CHP’nin genel başkanı hala iç politika romantizmiyle dış politika konuşuyor. Sonuç? Ciddiye alınmayan, muhatap kabul edilmeyen, ağırlığı olmayan bir ana muhalefet…
Oysa CHP, bu ülkenin hafızasıdır. Devlet aklıdır. Kurucu iradedir. Ama bugün geldiği noktada, bu miras bir müze objesine dönüştürülmek üzeredir. Tozu alınan, vitrine konan, ama hayata temas etmeyen bir CHP…
Allah CHP’yi kurtarsın. Çünkü gidişat iyi değil. Özgür Özel ve benzerleri bu tempoyla devam ederse, bu parti sandıkta yarışan bir yapı olmaktan çıkıp, rehber eşliğinde gezilen bir hatıraya dönüşecektir. “Bir zamanlar iktidar hedefi olan bir partiydi, mirasçıları mirası yedi” diye anlatılan bir geçmişe…
Bu ülkenin muhalefete ihtiyacı var. Ama süslenmiş teslimiyetlere değil. Bu ülkenin CHP’ye ihtiyacı var. Ama o CHP inanın sevgili okurlarım bu CHP değil…
Ve artık açık konuşmak gerekiyor:
Sorun iktidar değil.
Sorun yenilgi değil.
Sorun niyetsizliktir.
Gerisi sadece teferruattır.
Ne demişti Kanuni?
Konuş Rüstem konuş… Ne devlet senin ne evlat…