Memleket Halleri | Cem Ayaz Yazdı

Memleket Halleri | Cem Ayaz Yazdı
Yayınlama: 17.04.2023 23:28
A+
A-

Ne güzel günlerdi…

Ecevitçiler vardı, ak güvercinciler. Demirelçiler, kıratçı yani. Hocacılar bir de. Erbakancılar. Kurtçular vardı, Türkeşçiler. Siyah beyaz televizyonlar evlerde tek tük. Olmayan, olana giderdi akşam ajansı için. Çogu evde de radyo ve pikap. Mustafa Sağyaşar, Zeki Müren,  Özay Gönlüm, Bedia Akartürk, Nuri Sesigüzel, Lale Belkıs,İlhan İrem.
Ajda Pekkan mı?
O, o gün de vardı, bugün de var. 🙂

Dondurmacılar sokaktan geçer, kalaycılar bağırış, çığırış. Eskiciler ise hep aynı eskici. Yılbaşı akşamları tombala. Birinci, ikinci, üçüncü çinko ve tombala!

Beş lira dahi büyük ikramiyeydi o oyunda. Cüneyt Arkın, Malkoçoğlu ya da Kara Murat’tı sinemalarda. Büyük demirden ikibuçuk liraya bir bilet kalanı bir gazoz, bir de gevrek.

Orta halli hayatların, orta halli eğlenceleri. Çoğumuz istanbulu filmlerde görmüştük. Boğaz köprüsü nasıl geçilirdi acaba?

Topaç çevirdiniz mi hiç? Ya telden araba? Uçurtmamızı dahi kendimiz yapardık.

Bazen, mahalleye gurbetçiler gelirdi. Almancı deniyordu onlara. İlk metalden kapıları açılan küçük arabaları onların çocuklarında görmüştüm. İçimdeki ses “keşke benim de olsa” derdi her defasında. Arabalar, Murat 124, Şavrole, Anadol. Kamyonlar, Magirus Deutz, Ford veya BMC.

Seyyar satıcılar hiç eksik olmazdı sokaklardan, bir de bohçacılar. Boğçacıların belleri iki büklüm. Her kapının ihtiyacını bilir ona göre çalarlardı kapıları.

Bazen, o bekçi amcaların güven veren düdüğü kulağımdadır gece olunca. Ekmek, ekmek gibi kokar, çay ise daha lipton olmamıştı o devirde. Halis mulis Rize idi anlayacağınız. Ramazan pidesinin kokusu bir sokak öteden duyulurdu ve sokaklarda tepsi üzerinde pide satan çocuklar.

Şimdi anlatıyoruz inanmıyorlar. Arefe gecesinde yeni ayakkabısını başucuna koyupta uyuyan zamanların çocuklarıydık biz. Bayram harçlıklarımız hep o beyaz mendillerin içinde. Kolonya ve şeker bir de.

Bırakın selamı, Ecevitçiler, Demirelcilerin kahvesinin önünden dahi geçmezlerdi neredeyse. Erbakancılar mı? Selamun aleyküm, ve aleyküm selam. Onlara göre, içinden içinden ya koministi ya anarşisti herkes. Din, min hak getire. Çözüm ağır sanayi hamlesi ile milli görüşte.

Sağcı, solcu abiler vardı ve hep birbirilerini kırıyordu. Acı günler. Bir ara asker abiler sokağa indi İlkokuldayım. Sınıfta stajer öğretmenler var. Bıyıklar devrimci, paçalar bol, kemerler dar. Öğretmen Polyanna’yı okutuyor. Sıra okuttuğu bölüm hakkında sorulara gelmişti. Elimi kaldırıp ve söz istemiştim. O tarihlerde öğretmen de öğrenci de bambaşkaydı desem, yaşıtlarım bana hak verecektir. Bir bakışından çekinirdik ya hani? Günler o günler.

Söz almıstım. Stajer öğretmen, kendi öğretmenim ve bütün sınıfın gözü bende.

Gür bir sesle:
“Bu Polyanna bana göre tuhaf bir kız öğretmenim. Her şeyden mutlu oluyor. Normal değil, normal değil vs.vs…” Sınıftakiler, stajer öğretmen ve öğretmenim bana gülümsemişlerdi, hatırlıyorum.

Ders zili çaldı. Zil bugünkü gibi değil. Sarı pirinçten içinde topuzu olan elde sallayarak ses çıkaran bir alet. Hademe abi koridorda  bir oraya bir buraya.

O tenefüs arası, stajer öğretmen abi yanıma gelmişti.
“Dinledim seni, olayı güzel yakalamışsın. Sana bir kaç marş vereceğim, onları ezberle.”

Ertesi gün elime bir kağıt tutuşturdu. İçinde şiir gibi sözler vardı. Göz ucuyla kağıda bakmıştım.

“Ey devrimci, ey devrimci zafer günü yaklaştı” falan yazıyordu. Galiba bizim stajer öğretmen kominist gibi bir şeydi.

Mahallede büyükler konuşurken duymuştum. Faşistler ve koministler varmış. Kendi zaferleri uğruna devamlı kavga ederlermiş. Çocuk aklım işte. Bu abiler neden kavga eder ki? O onu, öteki berikini kurşunlar.
Acaba neden?

Neyse işte…
Abiler biribirilerini öldürüp dururken meğer “şartlar olgunlaşıyormuş” ne haber? Her mahalleden, her sokağın bir ötesinden acıdan acı haberler. Ağlayan babalar, gözü yaşlı anneler.

Bir 12 Eylül sabahı şartların olgunlaşmasının zirvesiydi bilader. “Kenan Paşa çok yaşa dönemi” Bıçak gibi kesildi o ölümler. Sokakta rap rap rap askerler. Koministler bir kodese, faşistler diğerine, benzer hikayeler.

Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş’e hop zorunlu ikametler. Yasaklar, işkenceler, hapisler. Çocuk aklım ermiyor tabi. En büyük asker, bizim asker. Hikaye benzer. Yeni anayasa. Yüzde doksan küsürla “evet” bilader.

O gün neyse bugün de o. Adını soyadını dahi yazamayan benim yüce halkım sandık başında bi-haber.

Ortam sakin. Ne kominist ne de faşist kalmıştı bilader.Ha neredeler mi? Çocuğum ben ve aklım o herşeye gülüp geçen Polyanna delisinde, daha fazla bilememki abiler.

Özallar, kalkan yasaklar, sonrası yine kıratçılar, Ecevitçiler. Daha sonrası, Çillerciler, Mesutçular, Baykalcılar günümüze kadar gelip de, bugünler ve yarınlarımızın içine edenler.

Anlayacağınız;
Ne dondurmanın, ne bohçacının, ne tek gösterim sinemanın, ne siyah beyaz televizyolardaki Dallasın, Bonanzanın tadı kaldı günümüzde. Ne koministin ne de faşistin tadı kalmadığı gibi. Bir tadları da yoktu hani, bu topraklara ait olmayan ideolojiler.

Çok aklım ermiyordu ama sadece okulun ön bahçesindeki o heykelin önüne geçip geçip “Ey büyük Atatürk bu abiler neden hep kavga ediyor” sorusunu gün aşırı sorduğumu hatırlıyorum. O da sanki bana gülümser haller ile “bir gün büyüyecek ve anlayacaksın” der gibi bakıyordu. Çocuğum ya? Bana öyle geliyordu sanırım.

Masal gibi değil mi?
Siz bu yazıyı okuduğunuz şu ana kadar aradan epey zaman geçti. Ne bohçacısı kaldı ne kalaycısı. Dondurma dahi İsrailin, Mehmet amcanın değil. Koministler faşistler ad değiştirdi. Takkeliler mi? Ilımlı, uyumlu islamcı oldular, BOP kıblelerinde. CHP oklarına bir kaç ok daha ekledi sessizce. Yedi, sekiz, dokuz ok olmuştur neredeyse. Onlar halkçı değil sosyal demokrat artık.

Taraftarları “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” teknik direktörü “yerel yönetimlere özerklik şartını biz getireceğiz, biz!” derdinde.
Diğerleri mi?
PKK gravat taktı, türevleri yeşillendi, takkeliler hala saltanatını koruma derdinde.

Cumhuriyet, asker masker toz duman. Saray çalar onlar oynar, Yunan Türk adalarında mangal partilerinde.

Yeşilçam budanalı da çok oldu hani. Holivud filmleri en gözde şimdilerde.

Bakkallar süper markete, kasaplar şarküteriye, küçük esnaf AVM lere yem halinde.

TRT’de ne düzgün cümle, ne güzel Türkçe. Saldım çayıra, mevlam kayıra hallerinde.

Tayyipçiler, Kemalciler vs.vs.
Hikaye benzeş, sonuç değişmez toplum   birbirini gırtlaklıyacak halde.
Evlerde altı kızarmış kadayıflar hak getireyken, ejder meyveli sımotiler sarayın  davetlerinde.

Memlekette çok şey değişti derler ya hani?

Yok azizim yok!
Yalandan, talandan, vurgundan başka değişmeyen bir şey yok baktığında. Ezen ve ezilen, sömürülen ve sömüren hep olduğu yerde.

Ne Tanju Okanlar, ne Ersen ve Dadaşlar, ne Alagöz kardeşlerden eser kalmadı. Tadsız ve tuzsuz bir dönem.
Ajda hanım mı?
O hala sahnede. 🙂

Atatürk ile kalın.
Selam ile…