Milli Eğitim Bakanı Bak-an Değil Gören Olmalı – Yusuf İpekli Yazdı

Yusuf İpekli, Türkiye’de eğitim sisteminin geldiği noktayı sert sözlerle eleştirerek, Milli Eğitim Bakanlığı’nın çocukların güvenliği ve geleceği konusunda yetersiz kaldığını savundu.
Ülkenin en büyük ordusu eğitimin başında bulunan milli eğitim bakanı neye bakmalı, neleri görmeli?
Hiç kuşkusuz bu soruya onlarca yanıt verilebilir.
Çocuğa bakıp mutluluğu, veliye bakıp başarıyı, sürece bakıp sonucu, okula bakıp öğretmeni, öğretmene bakıp iyi insanı, iyi insana bakıp toplumun hassasiyetini, toplumun hassasiyetine bakıp laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türkiye Cumhuriyeti’ne bakıp Atatürk’ü görmeli diyeniniz öyle sanıyorum az değil.
Çuvalın alt ibiğinden tutup lafı evelemeden gevelemeden söyleyeyim o zaman…
Bizim bakan bunların hiç birine bakmıyor ki gerçeği görsün.
Bizim bak-an sadece tarikatlara bakıp cemaatleri görüyor. O, sadece dindar ve kindar nesil için işine bakıp ateist ve deist nesil görüyor.
O bak-an okulların temizliğine bakmadığı için temizlik meselesi milli eğitim bakanlığı ile maliye bakanlığı arasında pazarlık konusu.
Bizim bak-an çocukların beslenmesine bakmadığı için okul zilinin çocukların karnında çaldığını görmüyor.
Milli eğitim bakanı okulların güvenliğine hiç bakmıyor. Çünkü kısmi de olsa kimi okulların güvenlik kulübesinde oturan güvenlik görevlilerinin güvenlik görevlisine ihtiyacı var.
O güvenlik görevlileri bir hafta on günlük güya eğitimden sonra mış gibi yapılan sınavdan yeterli puanı alıp para ile aldığı sertifika sonucu üniformasını giyerek iktidarın il, ilçe başkanının referansı ile gelip bir okulun kapısına oturuyor.
Güvenlik görevlilerinin ezici çoğunluğunun ne işi ile ilgili eğitimi var ne bu işi yapacak fiziki gücü var ne de görevini yapacak formasyona sahip.
O güvenlik görevlilerinin işi ne biliyor musunuz?
Okula iyi niyetle gelenleri telefonla kurduğu irtibat sonucu ilgili kişiyle yönlendirmek.
Sonra!
Sonra veliyle dedikodu yapıyor, hizmetliyle müdürü çekiştiriyor, öğrenciyle öğretmeni karalıyor.
Fiili bu durum sadece mevcut milli eğitim bakanı döneminde yaşanan olaylar olmamakla birlikte o bak-an sayesinde zirve yapmış durumda.
Çünkü bu bak-an yukarıdan torpilli olup on beş yıldır bakanlığı yöneten kişi.
Bakınız başında Şanlı ve Kahraman yazan iki ilimizin okullarında yaşanan vahşet bir kere daha milli eğitim bakanını gündemin tam ortasına oturttu.
Herkes güvenlik uzmanı oldu, ağzı olan konuşuyor.
Kimine göre suçlu aile. Kimine göre sosyal medya. Kiminin sanığı oyunlar. Kimi güvenlik görevlisi eksikliğini tukaka ilan etti. Kimi krizi fırsata çevirme peşinde. Kimi diyor ki yaz boz tahtasına çevrilen eğitim. Kimi liyakatsiz atama diyor, kimi öğretmen suçlu öğretmen diyor.
Bunların hiç biri tek başına suçlu değil, olayların tek nedeni hiç değil.
Sadece mevcut milli eğitim bakanı da tek başına suçlu değil.
O halde yastayız 23 Nisan’da kutlama yapmayalım diyen de eğitim bir büyük ordudur, savaşta ordu cepheyi terk etmez, iş bırakma düşmana fırsat verir, bizi de sokağa çıkma zorunda bırakmayın, diye tehdit savuran da suçlu.
Çünkü ağızdan çıkan her söz toplumun sinir uçlarına dokunmakla kalmıyor at izini it izine karıştırıyor.
Ne olayların çocuklar üzerinden bıraktığı travmayı hesap eden var. Ne velide oluşan kaygıyı ortadan kaldıracak önlemleri düşünen. Ha unutmadan bir önemli merak daha: “Bakalım malum olaylar sonucu kaç çocuk daha okulu terk edip sokakta tehlike saçmaya başlayacak?“
Peki buraya nasıl geldik?
Felsefe, mantık, sosyoloji derslerini ya kaldırdık ya da içini boşaltıp din felsefesi, din sosyoloji haline getirdik.
Biyoloji, biyoloji olmaktan çıktı.
Resim iş görsel sanatlar oldu. Yeteri kadar beden eğitimi, müzik dersi yok. Okullarda rehberlik saati yok biliyor musunuz? Okullarda din görevlisi için ders saati var ama rehberlik yapacak ders saati yok.
Okul öncesi eğitim alan çocuk oranı iki elin parmağı kadar bile değil.
Bir seferinde orta öğretimdeki okul türlerini yazayım dedim, içinden çıkana kadar anam ağladı.
Pedagojik veriler analiz edilmeden bir gece yarısı pat diye dayatılan 4+4+4 pek mi masum peki?
Bunlar var ya bunlar burnunun ucunu göremeyecek kadar bakar kör olmuşlar.
Çekya gibi bir demirperde ülkesi bile akran zorbalığını çözmüş. Orada okul müdürü ile görüşmek için randevu zorunlu. Hani bizde en sorunlu okul türü olarak bilinen meslek liseleri Çekya’da şakır şakır üretim yapıyor üretim.
Lafa gelince neymiş Almanya bizi kıskanıyor.
Şimdi bak-an ama görmeyen milli eğitim bakanı diyorsunuz ki, Osmanlının Maarif Nazarı olan Emrullah Efendi, “Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim.” sözünü galiba benim için söylemiş.
O, o sözü kimin için söylemiş bilmiyorum ama sizin yapacağınız milli eğitimi milli olmaktan çıkarmak değil bugünden tezi yok istifa etmektedir.
Bunu yaparsanız inan olsun sevapların en büyüğünü işlersiniz. Umudum yok ya belki yerinize gelen azıcık web sitenizde yazan tarihi tespitleri ve doğruları okuyup hayata geçmesi için çaba sarf eder. Siz de özelde okuyan çocuğunuzu elinden tutar okuluna götürür getirirsiniz.
YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN








