NATO Kafa – Suay Karaman Yazdı

7 Temmuz Salı ve 8 Temmuz Çarşamba günleri ülkemizin ev sahipliğinde Ankara’da 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesi gerçekleşecek. Hem bölgenin hem de ülkemizin kaderini belirleyecek bu zirve öncesinde Türkiye’ye yapılan övgülerin ardından neler çıkacağını göreceğiz. Zaten ABD başkanının, Tayyip Erdoğan’ı sevindirecek hediye paketleriyle geleceğini söylemesi, birçok soru işaretini ortaya çıkarmaktadır.
Zirvede görüşülecek konular içinde savunma sanayi, yeni güvenlik stratejileri, askeri harcamaların arttırılması, Ukrayna’nın desteklenmesi ve Kıbrıs sorunu öne çıkmaktadır. NATO içinde bulunan ülkelerden Yunanistan’ın bizim Ege adalarımızı işgal etmesi gündeme gelmemektedir. Ülkemizin bölünmesi için çalışan PKK terör örgütüne NATO ülkeleri destek vermektedir. Birçok NATO üyesi ülke parlamentolarında sözde Ermeni soykırımı hakkında yasa çıkarmıştır. Kıbrıs’tan Türk askerinin çekilmesini ve Kıbrıs Türkleri ile Rumların tek devlet haline gelmesi savunulmaktadır. Özellikle ABD, ülkemize silah ambargosu uygulamaktadır.
NATO’nun, dolayısıyla ABD’nin istekleri bitmez; Karadeniz’in bekçiliğini yaparken, aynı zamanda Adana’da kurulacak çokuluslu kolordu karargâhında asker konuşlandıracak ve Ortadoğu’nun bekçiliğini yapacağız. Bunun yanında ortak savunma bütçesine katkımız %2’den %5’e çıkarılacaktır, üstelik bu bütçenin nasıl kullanılacağına da NATO karar verecektir. Her türlü olumsuzluk açık açık ortadayken, ABD emperyalizminin küresel kontrol gücü olan NATO’ya güvenmek, aymazlık, sapkınlık ve hatta ihanettir.
Emperyalizme karşı savaşarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da daha NATO zirvesi başlamadan yapılan hazırlıklar ve uygulanan olağanüstü güvenlik önlemleri, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan bir baskı düzenine dönüştürülmüştür. Demokratik haklar sınırlandırıldı, kamusal alan daraltıldı, bazı yollar kapatıldı ve kamu çalışanlarına idari izin verildi. NATO zirvesini protesto edebileceği olasılığına karşı birçok insanın evi basıldı ve birçok insan tutuklandı. Gazetecilerin sorabileceği sorulardan korkulduğu için, eleştirel medyanın zirveyi izlemesi engellendi. Bu süre içinde her türlü toplantı ve gösteri yasaklandı.
Türkiye’nin demokratik ve özgür bir dünyanın temsilcisi olmayan NATO’da kalmasının, ülkemize bir yararı yoktur. Türkiye’ye karşı yapılan maddi ve siyasi tüm olumsuzlukların NATO ülkelerinden geldiği bellidir. Günü geldiğinde, şartlar olgunlaştığında, siyasi, askeri ve ekonomik açıdan belli bir güce ulaştığında ülkemizin bu emperyalist örgütten çıkması gerekir.
Dünyanın silahlanmaya değil, barışa gereksinim duyduğu bir dönemde NATO toplantısı ile dünyanın geleceği ipotek altına alınmaya çalışılmaktadır emperyalist ABD’nin isteğiyle. Bizde ise muhalefet partileri toplantının amacından çok, alınan önlemlerle ilgilendiler. Zirve için alınan önlemleri ve tutuklananları eleştiren Özgür Özel, “Ankara’ya değil, Erdoğan’a yakışan şeyler oluyor. Yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, Meclis’i, kamu kurumlarını, sokakları kapatan bir acayip OHAL var” dedi. Özünde doğru ama zirvenin amacı ve getireceği sonuçlar üzerinde durmak gerekir. NATO ve AB’ye bağlılık sözünde bulunanlar için, amacın değil, söylemin ya da gösterişin önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Yeni parti kurmak için özel bir gün bekleyen Özgür Özel ve onu destekleyenler için “işte o kafa, işte o mermer” anlamına gelen Yunancada “ná’to kefalí, ná’to mármaro” diye bir deyim vardır. Bu deyim “nato kafa, nato mermer” olarak dilimize geçmiştir. Anlamı; bazılarının mermer gibi kafaları vardır ve içine bir şey sokabilmek olanaksızdır. Bazı kişilerin duyarsız, anlayışsız, söz anlamaz ya da kısaca ‘taş kafalı’ olduğunu anlatmak için de kullanılır. Kuvayı Milliye’den, Müdafaa-i Hukuk’dan, Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan, Halk Fırkası’ndan doğan ülkemizin kurtuluş ve kuruluşuna öncülük etmiş, yüz yıllık bir çınar olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni bırakmaya çalışanlar ve yeni parti kurmaya hazırlananlar için bu deyim yeterince açıklayıcıdır.
Azim ve Karar








