Siverek ve Kahramanmaraş’taki Dehşet Tesadüf mü? Prof.Dr. Neslihan İnal Uyardı: “Çocuklar İhmal Ediliyor”

Türkiye’yi 24 saat içinde sarsan iki okul saldırısı, çocukları şiddete sürükleyen derin krizi yeniden gündeme taşıdı. Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği başkanı ,Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Prof. Dr. Neslihan İnal aylar öncesinden uyarmıştı.
Türkiye, sadece 24 saat arayla eğitim yuvalarından gelen kan dondurucu şiddet haberleriyle sarsıldı. 14 Nisan 2026 tarihinde Şanlıurfa Siverek’te bir okulda yaşanan dehşetin şoku atlatılamamışken, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’tan çok daha ağır sonuçları olan yeni bir saldırı haberi düştü ajanslara. Öğrencilerin ve öğretmenlerin en güvenli sığınağı olması gereken okulların birer suç mahalline dönüşmesi, yıllardır halının altına süpürülen o yakıcı soruyu yeniden ülkenin tam kalbine sapladı: Çocukları kim, nasıl bu hale getiriyor?
Bu sorunun en çıplak ve sarsıcı yanıtı, aslında aylar öncesinden Medya Siyaset TV ekranlarında, Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Selamoğlu’nun sunduğu Asıl Mesele programında verilmişti. Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Başkanı, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Prof. Dr. Neslihan İnal, o yayında Siverek ve Kahramanmaraş’ta patlayan şiddet sarmalının anatomisini tek tek deşifre etmişti.
Siverek ve Kahramanmaraş’taki Şiddet Bir Gecede mi Doğdu?
Çocukların suça sürüklenmesi asla anlık bir cinnet haliyle veya sadece genetikle açıklanamaz. Prof. Dr. İnal’ın analizine göre, suça eğilimin temelinde yatan en devasa faktör çevresel etkenler ve ihmal edilmişliktir.
Özellikle yoksulluğun bu süreçteki rolü tartışılmaz bir gerçektir. Prof. Dr. İnal’ın Avrupa’daki meslektaşlarıyla yaptığı çalışmalara dayanarak verdiği şu bilgi, şiddetin ekonomik boyutunu özetliyor: “Fakirleşme ile birlikte çocuk ve ergenlerde depresyon ve suça eğilim doğru orantılı olarak artıyor.”
Toplumun her katmanında çocukların fiziksel ve duygusal olarak kaderine terk edildiğini belirten İnal’ın “İhmal, en az istismar kadar tehlikelidir ve toplumumuzda çok daha yaygındır” tespiti, okullara şiddeti kuşanarak giden çocukların aslında devasa bir sistemsel boşluğun ürünü olduğunu kanıtlıyor.
Şiddet Aile İçinde mi Öğrenilip Normalleşiyor?
Suç, sokakta başlamadan çok önce evin duvarları arasında öğreniliyor. Eğer bir çocuk aile içinde şiddete tanık oluyor, sınırları ihlal ediliyorsa, şiddeti temel bir iletişim dili olarak benimsiyor.
Prof. Dr. Neslihan İnal bu tehlikeyi şu net sözlerle ifade ediyor: “Aile içinde şiddet içeriğine çok fazla tanık olan çocuk bunu normalize eder. Zanneder ki şiddet normal bir davranış.” Küçük yaşlarda hayvanlara, kendi arkadaşlarına eziyet edip bundan zerre vicdan azabı duymayan, karşısındakinin acısıyla empati kuramayan çocuk; aslında ailenin değerler eğitimindeki devasa çöküşünün yürüyen bir kanıtıdır.
Ticarethaneye Dönen Okullar Zorbalığı Neden Halının Altına Süpürüyor?
Okullar, çocukları suçtan koruyacak, ruh sağlığını destekleyecek en önemli yapı taşı olmalıyken, bugün okulların birçoğu bu işlevini yitirmiş durumda. Prof. Dr. İnal, özel eğitim kurumlarındaki ticari kaygılara çok sert bir şekilde dikkat çekiyor: “Okulların çoğu ticari kurumlar haline geldi. ‘Aman ebeveynleri rahatsız etmeyelim’ diye durumu idare edip akran zorbalığını örtbas ediyorlar.”
Okul, zorbalığı gizlediğinde mağduru ezerken, zorbayı ise dolaylı yoldan suça teşvik ediyor. Şiddet uygulayan çocuğa sınırlarının gösterilmemesi ve rehabilitasyon sürecinin başlatılmaması, o çocuğun gelecekte Siverek’teki veya Kahramanmaraş’taki gibi olayların faili olmasının önünü açıyor.
Cezaevleri Çözüm mü, Yoksa Yeni Bir “Suç Akademisi” mi?
Sistemin tıkandığını gösteren en can alıcı nokta ise çocuk adalet sisteminin sadece “cezalandırma” odaklı olması. Suça sürüklenen çocukları hapsetmek bir çözüm sağlamadığı gibi, onları toplum için çok daha tehlikeli hale getiriyor.
Prof. Dr. Neslihan İnal ‘ın Şakran Çocuk Cezaevi ziyaretine dair aktardığı izlenimler durumun vahametini gözler önüne seriyor: “Bu çocuklar cezaevini kışın girdikleri, sıcak bir sığınak olarak görüyor. Cezaevinde bir araya geldiklerinde birbirlerini suç konusunda eğitiyorlar.” Daha da korkuncu, çocukların bulaştığı “sentetik maddeler”, beyinlerinde geriye dönüşsüz hücre ölümlerine yol açarak onları kurtarılması imkansız bir ruhsal yıkıma sürüklüyor. Ceza sistemi çocuğu topluma kazandırmıyor; aksine suçluyu profesyonelleştirip o kısır döngünün içinde eritiyor.
Kayıp Bir Neslin Ardından: Uçurumdan Dönüş Mümkün mü?
14-15 Nisan olayları; sadece “üniversiteye giriş” odaklı, çocukların yeteneklerini ve ruhsal ihtiyaçlarını yok sayan eğitim sisteminin, aile yapısının ve sosyal politikaların eşzamanlı çöküşünün siren sesleridir. Enerjisini atamayan, spor ve meslek eğitiminden uzak kalan, sadece ekranlara ve test kitaplarına mahkum edilen çocuklar öfkelerini birbirlerinden çıkarıyor.
Gençlerimizin Türkiye’ye olan aidiyetlerini kaybetmeleri ve geleceği yurt dışında aramaları, toplum olarak kendimizle yüzleşmemiz gerektiğini gösteren en büyük kanıttır. Prof. Dr. Neslihan İnal ‘ın o çarpıcı uyarısı hepimizin kulağına küpe olmalı: “Bir şeyi bir yerde yanlış yapıyoruz, kendi çocuklarımızın ülkelerine aidiyetlerini kaybetmeleri bizi üzmeli ve ebeveynler olarak kendimize dönüp bakmalıyız.”
Eğer bugün bu bilimsel uyarılara kulak tıkanır ve köklü reformlar yapılmazsa; yarın okullarımızda çalan her zil, ne yazık ki yeni bir trajedinin habercisi olmaya devam edecektir.
İŞTE O YAYININ TAMAMI:








