Niçin ve nasıl bir Cumhurbaşkanı?

21.06.2022 22:25
Okuma Süresi: 9 dakika
A+
A-

Türk kamuoyu cumhurbaşkanı adayının kim olacağına kilitlenmiş durumda. Haklı da. Devletimizi kim yönetecek sorusu kadar önemli bir konu olamaz ebette. Ancak ehemmiyet arz eden soru, bu sistemle devam edilebilir mi?

Niçin ve nasıl bir Cumhurbaşkanı?

Türkiye gitgide daha da ısınacak bir döneme giriyor. Sıcaklık her geçen gün baskısını artıracak görünüyor. Önümüzdeki bir yılda sıcaktan bunalmaktan hayatımızı kaybetmez veya komaya girmezsek artık bize karada ölüm yok demektir.

Bahsettiğim sıcaklık artışının dünyayı tehdit eden küresel ısınmayla ilgisi yok. Kafamız rahat olsa onu da düşünüp tartışacağız ama bizimki Türkiye’nin üzerindeki siyasi ısınma. Biz bu ısınmaya 3 Kasım 2002’de başladık Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine (CHS) geçişle de iyice hızlandık.

İlk başlarda etkileri fazla hissedilmedi. Ancak günbegün büyüyen meselelerle birlikte, tek bir kişinin omuzlarının kaldıramadığı bir sisteme geçildiğinde açıkça gördük. Dünyanın beşten büyük olduğunu söylerken, Türkiye’nin birden büyük olduğunu unutmuştuk.

Beş yıllığına seçilen Cumhurbaşkanının görev süresi bitmeye yaklaştıkça artan bunaltıcı baskı kendini iyice hissettirmeye başladı.

Peki, Türkiye bu yükün altından nasıl kalkabilir? Bu soruya cevap ararken önce tam olarak ne ile karşı karşıyayız, onu anlamamamız gerekiyor. Bunun için de önce yakın geçmişi ve havaları hızla ısıtmaya başlayan değişikliklere bakmakta fayda var.

Kısa bir hafıza tazeleme

CHS ile yürütme yetkisi tek başına cumhurbaşkanına verildi. Anayasa’dan hükümet ve bakanlar kurulu kavramı çıkarıldı. Artık Türkiye bir kuruldan oluşan hükümet tarafından değil, sadece Cumhurbaşkanı tarafından yönetilmektedir.

Yürütme yetkisi dışında Cumhurbaşkanlığına bağlı kurullar (Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu gibi 9 kurul) oluşturuldu.

Diyanet İşleri başkanlığı, Millî Güvenlik Kurulu, İletişim Başkanlığı gibi bazı kurum ve kurullar Cumhurbaşkanlığına bağlandı. Ancak Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile hepsi de yeniden yapılandırıldı. Varlık Fonu gibi yenileri kuruldu.

Başlangıçta Genelkurmay Başkanlığı Cumhurbaşkanlığına bağlıyken, çok geçmeden Millî Savunma Bakanlığına aktarıldı. Çok geniş uzmanlık ve büyük tecrübe isteyen görevler yeni kurulan bu kuruluşlara verildi. Mesela üzerinde fırtınalar koparılan psikolojik harekât görevi İletişim Başkanlığı’na verildi.

Cumhurbaşkanlığının işlerini yönetmek üzere, idari ve malî özerkliğe sahip dört ofis (Yatırım ve Finans ofisleri gibi) kuruldu.

Her Cumhurbaşkanlığı seçiminde büyükelçiler, valiler, rektörler, başkanlar, bazı kurulların üyeleri gibi bine yakın makam istifa etmiş sayılarak yeni Cumhurbaşkanı tarafından atanması kuralı getirildi.

Velhasıl yeniden yapılanan ve devletin işleyişinde bütün yetkilerin tek makamda toplandığı bir sistem söz konusu. Aynı zamanda her dönem sonrasında neredeyse yeniden yapılanan bir sistemden bahsediyoruz. Ancak yeni birisi Cumhurbaşkanı olduğunda, neredeyse kelimesi fazladan kullanılmış oluyor. Yani her defasında devlet yeniden kuruluyor.

Aslında yeni sistem için bu hatırlatmalar çok az gibi görünebilir ancak yeni seçilecek Cumhurbaşkanının yetkilerin genişliğini ortaya koyabilmek açısından yeterlidir.

Türkiye’nin önceliği

Türk kamuoyu cumhurbaşkanı adayının kim olacağına kilitlenmiş durumda. Haklı da. Devletimizi kim yönetecek sorusu kadar önemli bir konu olamaz ebette. Ancak ehemmiyet arz eden soru, bu sistemle devam edilebilir mi?

24 Haziran 2018’den bu yana yaşadıklarımız bu sistemle büyük sıkıntılar yaşandığını ve devam edilemeyeceğini gösteriyor.

Dünyanın içinde bulunduğu siyasi şartların da etkisiyle bozulan ekonomi, tek kişinin ısrarla ve sadece kendisinin dinî inancı doğrultusunda aldığı kararlarla yer ile yeksan olmuş vaziyette. Kendi inancında ısrar devam ediyor. Toplumun büyük bir kısmı, üzerinden asfalt silindiri geçmiş gibi. Her gün silindirin çapı büyüyerek asfaltı ezmeye de devam ediyor. Tarımda yaşananlar gıda krizine yol açmakta.

Ancak ezilenler dışındakiler gayet rahatlar çünkü krize ellerindeki nakitle girdiler. Alınan tedbirler de fakirden alıp onlara biraz daha verecek şekilde düzenlendi.

Kamu için personel alımında getirilen mülakat ile adil yönetim kavramı ortadan kaldırıldı. Gençler çaresizlik ve ümitsizlik içerisindeler.

Yeni çıkacak sosyal medya yasasıyla toplum üzerindeki baskının daha da ağırlaşacağı görülüyor. Anayasa Mahkemesi Başkanı, temel hak ve özgürlük ihlâllerinin önlenmesi kapsamında ihdas edilen bireysel başvuru hakkı için sadece 2022 Ocak ayında 12 bine yakın başvuru olduğunu söylüyor ve tamamlıyor: “Temel hak ve özgürlüklerin ihlalini gidermek öncelikle kamu makamlarının ve derece mahkemelerinin görevidir.” Avrupa’da, 47 ülkeden AİHM’e yapılan başvurulardan daha fazla AYM’ye bireysel başvuru yapıldığını belirtiyor. Bu, toplumun ve adaletin düşürüldüğü seviyenin önemli bir göstergesi de.

Sığınmacılar, Irak ve Suriye meseleleri, Yunanistan’ın şimdiye kadar göz yumulan yayılmacı politikaları, teröristlerin devlet kurma hedefleri, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin yol açtığı büyük problemler, Kıbrıs ve Akdeniz’in doğusundaki sıkıntılar, Ege adalarımız, NATO, ABD, Rusya, AB ile Orta doğu ve komşularımızla ilişkilerimiz… bütün bunlar yeni seçilecek Cumhurbaşkanının önünde ilk bulacağı dosyalar.

Ne olacak şimdi?

Bu şartlardaki Türkiye seçimlere doğru yol alıyor. Dolayısıyla vereceği karar sadece yeni bir cumhurbaşkanı seçmek değil. Türk Milleti vereceği kararla ya bütün yetkileri bir kişinin kullanmasına rıza göstererek CHS’ye devam edecek ya da yeniden parlamenter sisteme geçecek süreci başlatacak.

Başlatacak, çünkü seçim yapılır yapılmaz sistem değişemeyecek. Bir geçiş dönemi yönetimi gerekiyor. İşte bu seçimin düğüm noktası da burası. Bütün problemleri ve sistemin içinde bulunduğu hâli bu süreç yönetimi için ortaya koymaya çalıştım. Bu kadar dar bir alanda yazılanlar bile problemin devasa boyutlarda olduğunu göstermeye yetiyor.

Ve en önemlisi de hayat bir yandan devam ediyor. Devlet de bu hayatın uyum ve dengesini hem kurmakla hem de sürdürmekle görevli aygıtı. Uyum ve denge bozulmuş da olsa, dağılmasına izin vermeden toparlanması gerekiyor. Yani bir yandan mevcut yasa ve yetkiler çerçevesinde devleti yönetilecek, diğer yandan Cumhurbaşkanında toparlanmış yetkiler yeniden TBMM’ye devredilecek.

İşte bu aşamada nasıl bir cumhurbaşkanlığı sorusu devreye giriyor. Bu sorunun bendeki cevabı emin insan olmak var ya, tam da öyle birisi. Türk Milletinin geleceğinin emanet edilebileceği bir kişi. Çünkü CHS’nin verdiği yetkileri kullanılırken yönetim sistemi değişikliğinin önü sonuna kadar açık tutulmalıdır. Bu dönemin atlatılmasını sağlayacak siyasi kişilerin Türk tarihine altın harflerle geçeceği hiç unutulmamalıdır.

Bu emin isim, yeni sisteme geçişten sonra da kendi süresini tamamlayana kadar Cumhurbaşkanlığına devam etmelidir. Böyle bir şey de onun hakkı olacaktır. Sonrasını ise Türk Milleti değerlendirir. Aksi takdirde kördüğüm hâline gelecek sorunların çözümü mümkün olmayacaktır. Emperyalistler bunu ellerini ovuşturarak beklemektedirler.

Milli Düşünce Merkezi Genel Başkanı
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.