‘O-kul’ – Yusuf İpekli Yazdı

‘O-kul’ – Yusuf İpekli Yazdı
Yayınlama: 08.11.2025 19:27
A+
A-

Okul mu, o kul mu?

Dünyanın her yerinde genel geçer tercih okul ama bizim MEBiçin o kul.

Çünkü MEB yıllardan beri eğitim meselesine ‘o kul’ penceresinden bakmayı temel ilke kabul eder oldu.

Bunu elbette bilimden hızla uzaklaşarak gerçekleştirdi. Bilimden hızla uzaklaşmakla kalmayıp daha büyük bir hızla aklı ve bilimi bir kıyıya koyup hurafeye yaklaştı, yaslandı. Topluma çağ dışı anlayışla korku salıp çocukları okuldan soğutarak o kul noktasına getirdi. Buna malesef mülakat ile atanan salla başı al maaşı diyen öğretmenler çanak tuttu. Üstelik bütün bunları milyarlarca liralık bütçeyi tarikat ve cemaatlere aktararak yaptılar, yapıyorlar. Hem de cumhuriyetin bir eğitim devrimi olduğunu umursamadan…

Örnek mi?

ÇEDES, Türkiye yüzyılı maarif modeli… Dahası sınıfa getirilerek altı yedi yaşındaki çocuklara gösterilen ta-but-lar

İşte, bu modeller okul yoluyla kul yetiştirmek için var. Çünkü kul itaat eder. Sormaz, sorgulamaz. Eleştirmez. Tartışmaz. Okumaz. Kul çabuk kanar, rahat yönlendirilir, yönetilir. Şükürcüdür. Sebepten çok sonuca bakar. Lidere, başkana, yöneticiye göbek bağı ile bağlıdır. Tabiri caizse ağzı vardır dili yoktur.

MEB okula o kul penceresinden bakmasa bilimi, bilimin genel geçer verilerini bir kıyıya koyup korku üzerinde yürür müydü?

Bakın ne diyor bilge kişilik, büyük düşünür Hacı Bektaş-ı Veli: “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.”

Yine başöğretmenimiz, ezeli ve ebedi önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Bir gün bilimle çelişirsem, bilimin yanında olun!“, “Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir…” diyerek hepimize hakikat yolunu göstermedi mi?

Şimdi bundan yıllar önce, mevcut iktidar henüz işbaşında değilken okulların en önemli mekanı neresiydi? Fen laboratuvarları. İlk ve ortaokullarda fen, liselerde fizik, kimya, biyoloji dersleri nerede işlenirdi, fen laboratuvarlarında.

Okullarda özel olarak yetiştirilmiş laboratuvar öğretmenleri vardı. Bu öğretmenler deney yapardı, deney yaptırarak öğrenmenin kalıcı hale gelmesini sağlardı. Gözlem yapar, gözlem yaptırır öğrenciyi tanır, ona göre strateji geliştirirdi.

Biliyor musunuz, bir keresinde kimya hocamız suyu hidrojen ve oksijene ayrıştırmıştı. Hayret ettik. Sonucu asla unutmam. Biz de sınıfta tuzu sudan ayırmış, süt şişesine haşlanmış yumurtayı sapasağlam indirip, sapasağlam geri çıkarınca işte demiştik bunun adı hava basıncıdır. Suyu laboratuvarlarda kaynatır, ışıktaki renkleri sınıfta uygulamalı öğretirdik. Kimi elementleri dokunarak belletirdik.

Okul laboratuvarlarının en önemli hazinesi fen dolaplarının olduğu alandı. Bu alanda mikroskop başta olmak üzere deney tüpleri, kablolar, mıknatıslar, civa, pil, ısıtıcı gibi çok değerli aparatlar vardı. Bu malzemeleri il milli eğitim müdürlüğünün donatım bölümünden çok kolay temin eder okullarımızda gözümüz gibi bakardık. Öğrencilere deney defteri tuttururduk. Çocuklar deney ile ilgili yaşadıklarını, elde ettiği sonuçları özenle yazardı. Bu defter sınıf seviyesine göre ilkokulda beş, ortaokul ve lisede üçer yıl yürürdü. Bu sayede çocuk kendi gelişimini yine kendi adım adım fark ederek gereken sonucu çıkarırdı.

Sadece bu mu? Hayır hayır sosyal bilgiler, tarih gibi derslere göğsündeki madalyasıyla bir gazi davet eder konuyu canlı tanıktan dinlerken tüylerimiz diken diken olurdu. Sınıfa doktor, hemşire, eczacı, yazar, şair, çiftçi, mühendis, suçu, elektrikçi bile çağırdığımız olurdu.

Doğru bugün de sınıflara konuk geliyor mu, evet de, ya gelenler!

Anladım!

Angaryaymış, ne gerek var ki, şimdi kimine göre a- kıllı kimine göre ak-ıllıtahtalar sayesinde istediğimiz her bilgi ayağımıza kadar geliyor. Biri diğerinden değerli videolar (!) bir kaç saniyede sınıfta.

Bakınız bu a-kıllı tahtalar var ya bu ak-ıllı tahtalar bireyi robotlaştırdı. İzle, sus, inan… Alın size ak-ıllı veya a-kıllı tahtaların işlevi.

Oysa ne yazardı laboratuvarların giriş kapısında, “Duyarsam unuturum, görürsem hatırlayabilirim, yaparsam bilirim.”.

Ve yöntem, yaparak yaşayarak öğrenme

Doğru bizim MEB de benzer bir yaklaşım sergiliyor biliyor musunuz?

Bu yaklaşımın adı yaparak yaşayarak öğren-me

Sonuç, ey yatağa aç giren çocuk yaparak yaşayarak öğren-me; ey ücretli, sözleşmeli, norm fazlası, laik eğitimden oldukça uzak durup Atatürk’ün, “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister!” sözünü umursadan kendini çağ dışı uygulamaların insafına bırakarak gününü gün eden öğretmenim öğretme ki, okul o kulu yetiştirsin.

YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN 

1964 yılında Ankara Kalecik doğdu. Sınıf öğretmeni, Türkçe bölümü mezunu, halen özel eğitim öğretmeni. Edebiyatla ilgileniyor. Eserleri 1.Çığlığa çağrı (Şiir) 2.Sensiz akşamların yorgun geceleri (Şiir) 3.Gökyüzüne kafa tutan sağanak (Şiir) 4.Okulumuz Avrupa'da (Gezi Yazıları) 5.Benekli Çocuk Şiirleri) 6.Bir Garip Gönül Hikayesi (Şiir) 7.Oba (Roman)