Karıncanın Kardeşi Var – Melih Demirel Yazdı

Bu memlekette bir süredir akşam olmuyor.
Güneş batıyor belki…
Sokak lambaları yanıyor…
Ama akşam olmuyor.
Çünkü genel olarak huzur problemimiz var ve hanelere huzur girmiyor.
Bir ev düşünün…
Mutfaktaki tencerede et değil, dert kaynıyor.
Salonda televizyon açık ama insanlar keyifle değil, zihnini dağıtsın diye bakıyor.
Baba susuyor.
Anne susuyor.
Çocuklar, istediği şeyi ikinci kez söylemeye utanıyor.
Öyle ki memleket artık problemlerin konuşulduğu değil, saklanıp geçiştirildiği bir ülkeye dönüşüyor.
İnsanlar, umutsuz havadan problemlerini dile bile getirmek istemiyor artık.
Bunun yerine;
“Canım istemedi” diyor.
“Sonra yerim” diyor.
“Ben tokum” diyor.
‘’Sonra alırız’’ diyor.
‘’Gerek yok şimdilik’’ diyor.
Bir millet, temel sorunlarını bile gururuyla örtmeye çalışıyorsa…
Orada yalnız ekonomi değil, birşeylerin içi de çökmüş ve boşalmış demektir.
Eskiden deriz ya hep, eskiden… Evet eskiden eskilerin dediği bu ülkede belki yokluk vardı ama umut da hep vardı…
Şimdi umut bile pahalı.
Gençlerin gözü bavul fiyatlarında.
Emeklilerin otobüs bileti.
Anneler pazar saatinin akşamını kollarken, babalar ay sonu hesabından kafasını kaldıramıyor.
Ve iktidar…
Yıllardır aynı cümleleri tekrar eden yorgun edayla;
Anadolu’da geçinememek diye bir gerçek varken, ‘’ Nereden, nereye’’ nakaratından öte birşey söyleyemiyor, söylemiyor.
Çünkü bazen mesele seçim kaybetmemek değildir, hakikati kaybetmemektir.
Sokağın sesi hükümet duvarlarını aşmıyorsa,
Bir zamanlar pikap arkasında dahi gocunmadan, Pazar Pazar halka temas edilip, şimdi halkla araya uzun duvarlar, devasa kapılar, ve ciddi bir darboğaz giriyorsa, orada seçim kazanmanın pek bir önemi yoktur, çünkü hakikat kaybedilmiştir.
Bugün Türkiye’yi yöneten anlayışın en büyük problemi ekonomidir lakin, bir de ‘’duruma alışmak’’ diye ciddi bir problemde ortada durmaktadır;
Alışmak ve alıştırmak…
Mesela;
Bir emeklinin maaşıyla kurban alamamasına alışmak…
Bir öğrencinin gelecek kaygısına alışmak…
Bir annenin peynir tarttırırken gözünün tartıdan ayrılmamasına alışmak…
Alışmak ve alışakalmak…
Fakat bu yazıda insanı daha çok yaralayan başka bir şey var:
Memlekete umut olması gerekenlerin de beka sorunu haline doğru ilerlemesi…
Ana muhalefet…
Koca bir ülkenin umutsuzluğu omzuna yüklenmişken, hala kendi koridorlarında yankılanan ayak sesleriyle meşgul. Buna siz : Körler sağırlar birbirini ağırlar’ da diyebilirsiniz.
Millet ekmek derdindeyken, onlar birbirlerinin gölgesini ölçüyor.
Oysa muhalefet dediğin şey;
Halkın kırılan yerinden konuşur.
Kürsüden değil, mutfaktan ses verir.
Rakam değil, insan anlatır.
Ama bugün insanlar dönüp muhalefete baktığında da aynı yorgunluğu görüyor. Tabi mesele sadece yorgunlukta kalsa yine iyi;
Dağınıklık, milletle olan mesafe, artık aşa aşa mesafe bırakmayan yolsuzluk, rüşvet ve irtikap iddiaları. Daha vahimi de ahlaki meseleler… Ee özel hayat millet ne ilgilendirir diyeniniz de olabilir. İlgilendirir efendim ilgilendirir, kimse kandırmasın birbirini. Burası Türkiye. Temsiliyeti olanın özeli olmaz…
Dönelim mevzuya, sesleneyim vicdan sahiplerine, partililere…
Cumhuriyet Halk Partililer…
Gerçek Cumhuriyet Halk Partililer!
Partinize sahip çıkın.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi, holding lobilerinin arka bahçesi olsun diye kurulmadı.
Müteahhitlerin gölgesinde büyüsün diye kurulmadı.
Rüşvet çarklarının sus payı olsun diye hiç kurulmadı.
O CHP ki…
Bir zamanlar köylünün nasırlı elini tutan partiydi.
Fabrika önünde bekleyen işçinin sesiydi.
Karanlıkta kalan köy okulunun lambasıydı.
O CHP ki; karıncanın kardeşiydi.
Evet…
Karıncanın kardeşi.
Bugün o karınca;
Markette ürün bırakıp kasadan dönen annedir.
Etiket değişmesin diye dua eden emeklidir.
Sabahın köründe işe gidip gece borçla dönen işçidir.
Çocuğuna meyve alamayınca suçu kendinde arayan babadır.
Karınca küçüktür…
Kimse dönüp bakmaz ona.
Ayağının altında ezilen odur.
Sesi duyulmayan odur.
Ama bu memleketi taşıyanda onlardır.
Sabah ilk ışığı onlar yakar.
Vergiyi onlar verir.
Üretimi onlar yapar.
Hayatı onlar döndürür.
Ve ne gariptir…
Bu ülkede en ağır yükü taşıyanların cebinde en hafif para vardır.
Şimdi herkes birbirine aynı soruyu sessizce soruyor:
“Bu memleket ne zaman bu kadar yoruldu?”
Cevabı basit aslında:
Alışmaktan…
Birde çok önceleri sarı öküzü yazmıştık.
O sarı öküzü vermeyecektik.
Karıncaya kardeşlik yapanlara bin selam olsun, kalın sağlıcakla…








