TÜMÖD Genel Başkanı Tolga Yarman’dan dikkat çeken açıklama : “Ormanlar Yanarken Sessizlik İhanettir”

Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Başkanı Prof. Dr. Tolga Yarman, Türkiye’nin dört bir yanında süren orman yangınlarıyla ilgili yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada yangınlara karşı alınmayan önlemler eleştirilirken, hükümetin sorumluluktan kaçtığı vurgulandı.
Yarman, yangınlarla mücadelede yetersiz kalındığını belirterek, ilgili bakanın “takdir-i ilahi” şeklindeki açıklamasını ağır şekilde eleştirdi. Bu ifadeyi, “tedbirsizliğin vebalini Yaradan’a yüklemek” olarak niteleyen Yarman, bu yaklaşımın kabul edilemez olduğunu söyledi.
“Sadece 6 günde 350’den fazla yangın çıktı”
Açıklamada dikkat çeken bir diğer nokta, yangınların sayısıydı. “Dile kolay, sadece altı günde 350’den fazla orman yangını çıkmıştır ya da çıkarılmıştır” diyen Yarman, yangınların faili meçhul kalmasına ve sosyal medyada yer alan görüntülere rağmen kimsenin yakalanmamasına tepki gösterdi.
“Terör örgütü ihtimali konuşuluyor ama siyasiler suskun”
Toplumda yangınların sabotaj olabileceği yönünde yaygın bir kanaat bulunduğunu vurgulayan Yarman, “Korkarız ki açılım uğruna siyasiler sessizliklerini korumaktadırlar” dedi. Yangınlarla eş zamanlı olarak artan maden ruhsatları da kamuoyunda şüpheyle karşılanıyor.
Öneriler ve bilimsel çözüm çağrısı
Yarman açıklamasında çözüm yollarına da değinerek, insansız hava araçlarıyla izleme, keçi otlatma gibi doğal yöntemler, plaka tanıma sistemleri, bulut tohumlama gibi öneriler sundu. Ayrıca yangın bölgelerindeki üniversitelerin bu konuda bilimsel araştırmalar yaparak sürece katılması gerektiğini vurguladı.
“Bu sadece teknik değil, vicdani bir meseledir”
Yangınların yalnızca teknik bir sorun olmadığını, vicdani bir sorumluluk olduğunu belirten Yarman, “Toprağımızı, suyumuzu, havamızı korumak zorundayız. Gelecek kuşaklara bırakacağımız zenginlikler, bugün göstereceğimiz duyarlılıkta gizlidir” dedi.
TÜMÖD Genel Başkanı Yarman’ın açıklaması, iktidarın orman politikalarına ve çevresel ihmallere karşı ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.
AÇIKLAMA ŞÖYLE:
Her yıl yaz aylarında olduğu gibi, ne yazık ki, bu yıl da ülkemizin ormanları, dört bir yanda, yer yer tüm ufuk çizgisini, gece gündüz, alevler ve dumanlarla tutmuş olarak, cayır cayır yanmaktadır.
İktidar yangınlara hemen hep yeterli hazırlığı sağlamaksızın yakalanmaktadır. Yangın söndürme uçaklarımız maalesef eksik kalıyor. İçimiz büsbütün yanıyor. Hele Göreneğimiz’le taban tabana zıt bir çizgide olarak, ilgili bakanın, süreç için “takdir-i ilahi” yakıştırmasını yaftalaması, söylemekten üzüntü duyuyoruz ki, tedbirsizliğin vebalini -sorumluları, gerçekleştirmedikleri zorunlu eylemlerden münezzeh tutarak- hâşâ Yaradan’a boca etmek, anlamına geliyor olup, hiçbir biçimde kabul edilebilir değildir.
Önceki yıllarda da görüldüğü şekliyle yanan orman alanları, yeniden ağaçlandırılmak yerine, bunların üzerlerine yasaya aykırı olarak, konutlar ve oteller yapılmaktadır.
Dile kolay sadece 6 günde 350’den fazla orman yangını çıkmıştır ya da çıkarılmıştır. Bu yangınların failleri, bugün itibariyle, bulunamamıştır. Yangınların bir kısmının hava koşullarına bağlı olarak çıkmış olabileceği anlaşılır olmakla beraber, yangın çıkartanların sosyal medyada görüntüleri yayınlanmaktadır, ancak yakalanan kimse yoktur.
Toplumda yangınların, özellikle terör örgütü kundaklaması olduğu hakkında yaygın bir kanı vardır. Nedir ki, korkarız, açılım uğruna siyasiler, sessizliklerini korumaktadırlar. Aynı bağlamda, toplumun önemli bir çoğunluğu, ormanlık alanlarda verilen maden ruhsatlarının sayısındaki artışı ve bu alanlardaki yangınların “rastlantı” olup olmadığını sorgulamaktadır.
Bu önemli konu tüm yurttaşlarımızı, demokratik kitle örgütlerini, siyasi partileri ilgilendirdiği gibi, özellikle yangın bölgelerindeki üniversitelerimizin de dikkat alanına girmelidir. Yangın bölgelerindeki üniversitelerimiz, yangınlar hakkında özgün araştırma ve inceleme yaparak, olayı bütün yönleriyle ve önleyici somut önerilerle ortaya koymalıdırlar.
Bu noktada sorun yalnızca yangınla mücadele değildir. Aynı zamanda ve daha da öncelikli olarak yangını önlemek üzere önlemler geliştirmektir.
Örneğin:
• Isıl kameralarla donatılmış insansız hava araçları, ormanlarımızı bilhassa yaz aylarında, sürekli izleyerek, erken uyarı sağlayabilir.
• Orman altı temizliğinde keçi otlatma gibi doğal yöntemler, düşük maliyetli ve sürdürülebilir çözüm oluşturur.
• Kamera ve plaka tanılama sistemleri ile orman yollarına giriş çıkışlar izlenebilir; söz konusu önlem hem caydırıcılık sağlar hem şüpheli girişleri belirler.
• Atmosfer koşulları uygunsa, bulutlara yapılacak tohumlama (yağmur bombası) ile riskli bölgelerde nem seviyesini arttırabilecektir.
• Her şeyden önemlisi, gönüllü ekiplerle, toplumun sürece etkin olarak katılımı sağlanmalıdır. Yerel halk, eğitimli ve bilinçli olduğu sürece ormanını, dolayısıyla geleceğini koruyabilir.
Bu çağrı, yalnızca iktidar odaklarına değildir, hepimizedir. Orman yangınlarıyla mücadele, sadece teknik bir sorun değildir; asıl vicdani bir meseledir. Gelecek kuşaklara bırakacağımız doğal zenginlikler, bugün göstereceğimiz duyarlılıkta saklıdır.
Konuyu, orman toprağımızdan, daha geniş açıdan, daha uzun erimli bir bakış ile, ülkemizin tüm topraklarının yangın ve benzeri tehlikelerden korunması ve geliştirilmesine getirdiğimizde, şu hususların dikkate alınmasında büyük yarar görüyoruz:
1. Ormanlarımız, vatan toprağımızın yeşil örtüsünün sadece bir kısmıdır. Yanan ve yananla birlikte tahrip olan toprağımızın ve bizlerin yaşamının temelinde olan, yeşil örtümüzdür. O kadar ki, yeşil örtümüz, orman, maki ve fundalık, tarım üretim sahaları, özellikle bağ-bahçe ve mer’ a ile, bunların, bize ve doğanın diğer canlılarına sağladığı yaşam alanımızdır. Orman yandığında, ağaç dikimi ile oluşturulan alan aynı yüzölçümünde olsa da, ağaçlanan alan, kısa sürede ve sadece dikim ile, orman olamamaktadır. Ağaçlandırma ile ormanlarımıza destek verirken, yanmış orman ve maki-fundalık alanlarımız her ne şekilde olursa olsun, orman alanı dışına çıkarılmamalıdır.
2. Topraklarımızın su kaybı, iklim değişikliği dolayısıyla hızlanmaktadır. İklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkelerden biridir ülkemiz ve yeşil örüntünün özellikle ormanlarımızın, giderek yeşil örtümüzün kaybı, nemlenme ve su tutmayı da etkileyerek, kuraklaşmayı hızlandırmakta; böyle olunca, akarsu, göller ve yeraltında milyonlarca yılda oluşmuş su depoları olan aküferlerden haddinden fazla su çekilmektedir. Bu çerçevede gelişen kuraklaşma ve yerine uygun olmayan Devlet Su İşleri projeleri ve Hidrolik Elektrik Santral projeleri ile, hidrolojik havzaların olumsuz etkilenmesi, özellikle büyük yüzey, küçük derinlikli su ortamlarının yok olması zemininin hazırlanmasının önüne geçilmelidir.
3. Ülkesel Mekansal Strateji Planı’nın, iklim değişikliği faktörleri değerlendirilmesi yapılarak; yerleşmeler ve özellikle sanayi ve madencilik gibi sektörler yer seçimi ve teknoloji kullanımında ülkemizin, tarım gibi üretken ve orman gibi yaşamı destekleyen tüm yeşil dokusunu koruyarak, giderek geliştirerek kullanan bir anlayışla tamamlanması ve bir an önce yürürlüğe alınması, daha fazla gecikmeden, başarılmalıdır.
Ülkemize çok yazık oluyor; ormanlarımız dahil, tüm yeşil örtüsü ile toprağımızı, suyumuzu, havamızı, korumak zorundayız. TÜMÖD olarak konuyu izlemeyi elbette sürdüreceğimizin bilinmesini isteriz.
TÜMÖD Yönetim Kurulu adına
Prof. Dr. Tolga YARMAN
Genel Başkan








