Türkiye’nin 22 Yıllık Çöküşü ve Muhalefetin Payı – Murat Selamoğlu Yazdı

Ekonomik kriz… Milyonlarca insanın geliri açlık sınırının altında. Gençler işsiz, emekliler geçinemiyor, üretici tarlasında zarar ediyor, esnaf kepenk indiriyor. Paramız her geçen gün değer kaybediyor, alım gücümüz eriyor.
Bugün Türkiye’de bir asgari ücretlinin cebindeki para, dünyada en düşük alım gücüne sahip paralardan biri. Yoksulluk artık kader değil, sistematik bir çöküşün sonucu.
22 Yılın Bilançosu
AKP’nin iktidarda olduğu 22 yıl boyunca ekonomi çökertildi, eğitim sisteminde yapboz tahtası anlayışıyla nesiller harcandı, liyakat yerine sadakat getirildi. Cumhuriyetin temel değerleri her fırsatta hedef alındı, Atatürk’ün kurduğu laik ve çağdaş devlet modeli yerle bir edilmeye çalışıldı. Hukukun üstünlüğü rafa kaldırıldı, adaletin terazisi şaşmaya başladı. Siyasi Parti Genel Başkanı, gazeteciler tutuklandı, akademisyenler susturuldu, yargı bağımsızlığına gölge düştü,Mustafa Kemalin askerleri kahraman Türk ordusundan ihraç edildi. İnsan hakları, ifade özgürlüğü, demokrasinin en temel ilkeleri birer birer törpülendi.
Bütün bu çöküşe rağmen Erdoğan ve AKP iktidarda kalmayı başardı. Nasıl oldu da ekonomik krizden, adaletsizlikten, baskı rejiminden en çok zarar gören halk, yine bu düzeni devam ettirdi? İşte kritik soru bu.
Halk Neden Erdoğan’ı Tercih Ediyor?
Öncelikle, iktidarın elinde devasa bir propaganda makinesi var. Medyanın %90’ı kontrol altında, bağımsız gazetecilik ise büyük baskı altında. Halkın büyük bir kesimi sadece iktidarın sunduğu haberlerle yönlendiriliyor. Gerçeklerden koparılmış, manipüle edilmiş, korku siyasetiyle sindirilmiş bir toplum yaratıldı.
İkinci olarak, ekonomik krize rağmen devlet yardımları bir sadaka kültürü olarak kitlelere sunuldu. İnsanlar çalışarak, üreterek değil, iktidarın verdiği yardımlarla hayatta kalmaya alıştırıldı. Seçimler, ideolojik kamplaşmanın ve korkunun gölgesinde yapıldı. “Beka sorunu” denildi, “dış güçler” denildi, “ülke elden gidiyor” denildi ve geniş kitleler bu söylemlerle bir korku sarmalına hapsedildi.
Muhalefetin Suçu Yok Mu?
Elbette var! Muhalefet 22 yıldır etkili bir alternatif sunamadı. Sürekli aynı hataları tekrarlayan, halkın nabzını tutamayan, seçim stratejisini yanlış belirleyen bir muhalefet, iktidarın işini kolaylaştırdı. Seçimden seçime sahaya inen, halkla gerçek anlamda bütünleşemeyen, kitleleri heyecanlandıramayan bir muhalefet, Erdoğan’ın en büyük şansı oldu. Muhalefet, halkın karşısına güçlü bir lider çıkaramadı, birleşemedi, iç çekişmelere hapsoldu.
Toplumun büyük kesimi, Erdoğan’a oy vermese de güçlü bir alternatif göremediği için sandığa gitmedi ya da tepkisiz kaldı. Bu da AKP’nin her seçimde daha avantajlı çıkmasını sağladı.
Ancak muhalefetin hataları sadece bununla sınırlı değil. CHP, henüz seçim kararı alınmamışken Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için ön seçim planları yapıyor. Mevcut anayasaya göre Erdoğan’ın üçüncü kez aday olamayacağı açıkça ortada olmasına rağmen, CHP bu konuyu güçlü bir şekilde gündeme getirmek yerine, önceki seçimde olduğu gibi “Biz onu sandıkta yenmek istiyoruz” diyerek anayasanın ihlalini meşru hale getiriyor. Bu durum, sadece iktidarın değil, muhalefetin de anayasal düzeni göz ardı ettiğini gösteriyor. Hukukun yok sayılması bir kez meşru hale getirildiğinde, iktidar için yeni ihlallerin önü açılmış oluyor.
Çözüm Ne?
Öncelikle, korkuyu yenecek ve halkı umutlandıracak bir muhalefet anlayışı inşa edilmeli. Sokakta, tarlada, fabrikada, üniversitede, her yerde halkla temas kuran, dertleri gerçekten dinleyen, sahici bir muhalefete ihtiyaç var. Sadece seçim dönemlerinde değil, her zaman halkın içinde olmalı, onların yaşadığı sorunları birebir paylaşmalı.
İkinci olarak, seçim kazanmanın sadece matematikle değil, duygularla ilgili olduğu unutulmamalı. Erdoğan’ın en büyük başarısı, tabanına bir dava inancı aşılamasıydı. Muhalefetin de artık güçlü bir hikâyesi olmalı. Umut veren, çözüm sunan, cesur bir siyasi hareket yaratılmalı.
Son olarak, medya üzerindeki baskılara rağmen alternatif medya kanalları güçlendirilmeli. Gerçekleri geniş kitlelere ulaştıracak yollar bulunmalı, halkın sesi olan bağımsız medya desteklenmeli.
Türkiye 22 yıldır sistematik bir çöküş yaşıyor. Ancak bu çöküşten çıkışın yolu, sadece AKP’nin politikalarına karşı çıkmaktan değil, güçlü bir alternatif yaratmaktan geçiyor. Halkın umuda, güvene ve inandırıcı bir değişim planına ihtiyacı var. O yüzden asıl soru şu: Muhalefet ne zaman gerçekten muhalefet yapmaya başlayacak?








