Yeni Bir Eşiğe Doğru -Prof.Dr.Duran Bülbül&Melih Demirel Yazdı

Yeni Bir Eşiğe Doğru -Prof.Dr.Duran Bülbül&Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 22.08.2026 17:30
A+
A-

Türkiye ve dünya, tarihinin alışılmış dönemeçlerinden birinden geçmiyor. Önümüzde duran eşik, yalnızca bir hükümetin, bir muhalefetin ya da bir siyasi kadronun değişeceği sıradan bir dönemecin çok ötesinde. Dünya yeniden kuruluyor; güç merkezleri yer değiştiriyor, ittifakların anlamı dönüşüyor, ekonomik ve siyasi dengeler yeniden tarif ediliyor. Böylesi zamanlarda tarihin kapısı, yüksek sesle konuşanlara değil, değişimin yönünü doğru okuyabilenlere açılır.

Ne var ki Türkiye’nin iç siyasetinde hâlâ eski alışkanlıkların gölgesindeyiz. Birileri ülkenin, bölgenin ve dünyanın  büyük meselelerini konuşmak yerine birbirleriyle bitmeyen bir kayıkçı kavgasına tutuşuyor. Sonucu olmayan münakaşalar, kişisel hesaplaşmalar ve gündelik polemikler, memleketin ufkunu daraltıyor. Dünya değişirken Türkiye’de bazı profiller hâlâ birbirlerinin cümlelerinde boğuluyor. Çünkü yeni dünyaya dair söyleyecek bir fikirleri yok. Daha acısı, buna yetecek fikrî ve siyasi hazırlıkları da bulunmuyor.

Tarih, boşluğu uzun süre taşımaz…

Bugünün küçük hesaplarının içinde kaybolanlar, yarının büyük denkleminde zaten yer bulamayacaklardır. Çünkü yeni dönem, eski siyasetin ezberlerini taşıyamayacaktır. Önümüzdeki süreçte yalnızca aktörler değil, siyasetin zemini de değişecektir. Bugün dokunulmaz kabul edilen birtakım siyasi tabular yeniden yorumlanacak; dün mümkün görülmeyen bazı başlıklar yarının zorunluluğu hâline gelecektir.

Türkiye’nin önünde bölgesel gücünü daha fazla tahkim edeceği, küresel güç iddiasını daha belirgin biçimde ortaya koyacağı bir dönem bulunmaktadır. Bu iddia, hamasetten değil; ekonomik kapasiteden, devlet aklından, diplomatik ağırlıktan, savunma gücünden, teknolojiden ve her şeyden önce içerideki dayanıklılıktan beslenmek zorundadır.

 ‘’Çünkü dışarıda güçlü olmanın ilk şartı, içeride sağlam durmaktır.’’

Tam da bu nedenle, bugün Türkiye’nin en acil meselesi birbirine benzeyen siyasi tartışmaları büyütmek değil, memleketin gerçek ve elzem problemlerini çözmektir. İç tahkim, sloganlarla değil, evvela vatandaşın hayatına dokunan sonuçlarla sağlanabilir. Ekonomik sıkıntı yaşayan yurttaşa geleceğe güven verecek bir düzen kurulmadan, toplumun geniş kesimlerini kuşatan adalet duygusu yeniden tesis edilmeden ve devlet ile vatandaş arasındaki güven bağı güçlendirilmeden büyük hedeflere yürümek elbette  mümkün değildir.

Öncelik bellidir: Ekonomik meseleler çözülmelidir.

Vatandaşın alım gücü, gelir adaleti, istihdam, üretim, barınma ve hayat pahalılığı gibi meseleler siyaset üstü bir devlet meselesi olarak ele alınmalıdır. Çünkü mutfağında huzur olmayan bir toplumun zihninde büyük gelecek tasavvurları kurmak kolay değildir. İnsan önce yarınından emin olmak ister; sonra ülkesinin yarınına omuz verir.

Bunun hemen yanında, hukuk ve kamu düzeni alanında tavizsiz bir temizlik iradesi bugünlerde olduğu gibi  sürdürülmelidir. Temiz eller anlayışı, kimseye göre değişmeyen, kişiye göre eğilip bükülmeyen bir devlet ilkesine dönüşmelidir. Yolsuzluk, kayırmacılık, liyakatsizlik ve kamu gücünün kişisel çıkar için kullanılması hangi makamdan, hangi çevreden ve hangi siyasi gelenekten gelirse gelsin karşısında aynı devlet ciddiyetini bulmalıdır.

‘’Çünkü Türkiye’nin yeni çağdaki en büyük sermayesi yalnızca ekonomik veya askerî gücü olmayacaktır. Güven olacaktır.’’

İçeride güven, dışarıda itibar; içeride adalet, dışarıda kudret birbirinden ayrı değildir. Türkiye yeni bir dönemin eşiğindedir. Bu eşikte eski tartışmaların gürültüsüne teslim olmak, tarihin sesini duymamaktır. Bizim ihtiyacımız daha fazla kavga değil, daha fazla fikir; daha fazla ayrışma değil, daha güçlü bir ortak akıl; geçmişin kavgalarını yeniden üretmek değil, geleceğin Türkiye’sini kuracak bir iradedir.

Gelecek, bugünün gürültüsünü değil, yarının ihtiyacını esas alanların olacaktır. Belki de asıl mesele şudur: Türkiye’nin önünde büyük bir kapı açılırken, biz o kapının eşiğinde birbirimizle kavga ederek mi kalacağız, yoksa tarihsel sorumluluğumuzu hatırlayıp birlikte mi geçeceğiz?

İşte şimdi karar zamanıdır…

Çünkü bazı dönemler vardır; bir ülkenin kaderi, birkaç yılın siyasetine değil, birkaç neslin cesaretine emanet edilir. Ve belki de tam bugün, Pir Sultan Abdal’ın yüzyılların içinden yükselen sesi bize yeniden yol göstermektedir:

Güneşten yağmur boşanacak.

Yetsin demir çağının beyliği, yeni bir gün başlıyor demek.

Yeryüzünde korkusuz yaşamak, iki milyar kişiye bir dünya, iki milyar kişiye iki milyar ekmek…

 Yazık olur bu düş yarı kalırsa,

barış günü insan hakkı yenirse.

Köroğlu’nun sözü dinlenmelidir,

Sivas ilinin Banaz köyünden Pir Sultan Abdal dirilmelidir…”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Prof.Dr.Duran Bülbül: Öğretim Üyesi - Maliyeci - Kamu Ekonomisti - Yazar Melih Demirel: Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı