Yeni İktidar: Kararsızlar Partisi – Melih Demirel Yazdı

Yeni İktidar: Kararsızlar Partisi – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 28.01.2026 17:25
A+
A-

Türkiye’de bugün sandığa gitse, pusulada en kalabalık hanenin adı artık: Kararsızlar Partisi.
Ne logosu var, ne genel başkanı, ne de bir örgütü… Ama sayısı var. Hem de az buz değil.

Bir anket firmasının bu ay 26 ilde yaptığı ve kamuoyuyla paylaştığı son çalışmaya göre, “kararsızım” diyenlerle “sandığa gitmem” diyenlerin toplam oranı yüzde 33,4. Bu veri tek başına bir anomali değil. Son aylarda kamuoyuna yansıyan neredeyse tüm araştırmalarda bu oran yüzde 30 ile 40 arasında gidip geliyor.

Bu ne demek biliyor musunuz?

Bu, Türkiye’de artık siyasetin umut üretmediği, aksine umut tükettiği anlamına geliyor. Sandığa küsen, karar veremeyen, “bunlardan bir şey olmaz” noktasına gelmiş milyonlar, bir tercihsizliğin değil; bir güvensizliğin fotoğrafıdır. Ve bu fotoğraf, ne yazık ki her geçen gün daha da kararıyor.

Güven Dibe Vurduysa, Sorumlu Kim?

Bu tablonun birinci sorumlusu elbette iktidardır.

Yıllardır anlatılan “istikrar”, “büyüme”, “yerli ve milli ekonomi” masalları, vatandaşın mutfağında duvara tosladı. Ekonomi politikaları artık iktidarı sadece yıpratmıyor, sallıyor. Hayat pahalılığı soyut bir kavram değil; elle tutulur, gözle görülür, cüzdanla hissedilir bir gerçekliktir. Bugün memlekette salatalık, yani bildiğimiz Anadolu tabiriyle ;  hıyar, 150 TL olmuşsa; bir kilo sebze lüks kategorisine girmişse, burada artık kimsenin ikbali, kimsenin koltuğu, kimsenin parti içi hesabı önemli değildir. Bir ülkede reva görünen ücret ayın bırakın  ortasını daha ceplere girmeden  eriyorsa, emeklinin pazar yolundan ayağı kesiliyorsa, gençler “nasıl yaşarım” evresini de geçip, “nasıl kaçarım” noktasına geldiyse, artık ekonomi dediğimiz bu dert, can çekişmiyordur, cenaze pozisyonunu almıştır. Ama hikâye burada bitmiyor. Çünkü toplumun umudu yalnızca iktidarın gitmesiyle yeşermiyor. Yerine ne geleceği de önemli.

Peki Ya Muhalefet?

Tam bu noktada sorulması gereken soru şu:

Hadi iktidar bu iş için gelecek vaat edemiyor … Peki ya muhalefet?

İşte asıl kırılma burada yaşanıyor. Ana muhalefet partisi CHP, uzun süredir seçmenin değil, kendi iç gündeminin peşinde. Bir yanda bitmeyen güç savaşları, diğer yanda koltuk kaygıları… Vatandaşa sıra bir türlü gelmiyor. Gelemiyor. CHP bugün, İmamoğlu’nun etrafında savrulan, kendi rotasını kaybetmiş bir görüntü veriyor. Ne net bir ekonomik program var, ne sokakta hissedilen bir sahiplenme, ne de “ben buradayım” diyen bir siyasal refleks.

Muhalefet, sorumluluğu sandığa hapsederek kaçıyor. Oysa sorumluluk, sadece “seçim günü gelince oy isteyelim” demek değildir. Sorumluluk; bugün, şimdi, burada, vatandaşın hakkını savunmak, ezilenin yanında durmak, sesi kısılana mikrofon olmaktır.

Ama muhalefetin dili hep aynı:

“Biz gelince hallederiz.”

“Şu an bir şey yapamayız.”

Bu, siyasetin dili değildir; bu, bekleme odasının dilidir.

Tabela Partileri, Dernek Siyaseti ve Umutsuzluğun Çoğalması

Bugün Türkiye’de resmî kayıtlara göre 200’e yakın siyasi parti bulunmaktadır. Kulağa ilk bakışta çoğulculuk gibi gelen bu tablo, gerçekte siyasetin zenginliğini değil, yoksulluğunu göstermektedir. Çünkü bu partilerin ezici çoğunluğu, toplumda karşılığı olan, sahaya çıkan, derdi olan yapılar değildir; birer tabela partisidir. Ne bir ideolojik derinlikleri vardır ne de geniş kitlelere temas edebilen bir siyasal dilleri. İsimleri vardır ama hikayeleri yoktur. Programları vardır ama toplumsal karşılıkları yoktur.

Daha da vahimi şudur: Her yeni kurulan parti, sanılanın aksine umut üretmemekte; mevcut umutsuzluğu daha da büyütmektedir. Vatandaş, her köşe başında açılan yeni bir parti tabelasını gördüğünde “çözüm geliyor” demiyor; “demek ki bunlar da bir araya gelemiyor” diye düşünüyor. Bu parçalanmışlık hali, yeni kararsızlar üretmenin en kestirme yoludur. Çünkü siyaset, derli toplu bir seçenek sunamadığında, seçmen tercihten değil, tercihsizlikten yana savrulur.

Bu yapıların büyük bir kısmı, siyasi parti olmanın gerektirdiği sorumlulukla değil, adeta bir dernek mantığıyla kurulmaktadır. Ülkeyi yönetme iddiası olmayan, iktidara talip olmayan, toplumsal bedel ödemeyi göze almayan bu azınlık yapılar; siyasal mücadele alanını genişletmek yerine sulandırmaktadır. Sonuçta olan şudur: Güçlü bir alternatif doğmadığı gibi, mevcut muhalefete duyulan güvensizlik de katlanarak artmaktadır. Kararsızlar Partisi işte tam da bu zeminde büyümekte, bu dağınıklıktan, bu ciddiyetsizlikten beslenmektedir.

 İktidar Olmak Gibi Bir Dert Var mı?

Daha da acısı şu: Bu zihniyetle yönetilen bir ana muhalefetin iktidar olma ihtimali yoktur. Zaten CHP’nin bugün iktidar olmak gibi bir derdi de yoktur. İktidar olmayı isteyen bir yapı, risk alır, sorumluluk alır ve İstikametini kendini aklama zorunluluğu olan kimselere değil,  HALKA yöneltir.

CHP ise konfor alanını terk etmiyor. Muhalefette kalmanın güvenli gölgesini, iktidarın sert rüzgârına tercih ediyor. Elbette seçmende  bunu görüyor, bakmayın siz Özgür Özel’in; geldik, geliyoruz, birinci partiyiz masallarına. Seçmen aptal değil. Güvenmediği hiç bir yapıya oy vermez. Vermez, vermiyor, vermeyecek. Ve bu CHP’ye seçmen gü-ven-mi-yor. Haliyle;  sorunlarımızı siz çözersiniz, bizi bu cendereden siz çıkartırsınız  deme iradesi göstermiyor.

Bu Hava Kime Yarar?

Net olayım. Seçim sathına girildiğinde, bu kararsızlık ve umutsuzluk iklimi iktidarın işine yarar. Daha önce gördük. Sandığa küsenler, “nasıl olsa bir şey değişmez” diyenler, fiilen mevcut durumu tahkim eder. Kararsızlar Partisi büyüdükçe, iktidar kaybetmez; muhalefet kaybeder.

Bugün Türkiye’nin yeni iktidarı budur işte:

Adı konmamış, tabelası asılmamış ama milyonları arkasına almış Kararsızlar Partisi. Bu parti, bir tepkinin değil; bir çaresizliğin ürünüdür. Ve siyaset bu çaresizliği görmezden geldikçe, bu parti daha da büyüyecektir.

Son Söz

Bir kilo salatalığın 150 TL olduğu bir ülkede, kimse bize sabır masalı anlatmasın. Siyaset, vatandaşın hayatına değmiyorsa; vatandaş da siyasetin kapısını kapatır. Bugün olan tam olarak budur. Kararsızlar konuşmuyor olabilir. Ama sandık günü geldiğinde, en yüksek sesi onlar çıkarır. Ve o gün, kimsenin bir  bahanesi kalmaz.

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı