31 Mart 2024: Tarihî dönemeç – Hakan Paksoy Yazdı

31 Mart 2024: Tarihî dönemeç – Hakan Paksoy Yazdı
Yayınlama: 02.04.2024 21:30
A+
A-

Bir seçim daha geçirdik. Seçimin sonuçları itibarıyla tarihî bir dönemeçten geçtik. Devletin bütün gücü iktidar ve ortakları tarafından kullanıldı. Televizyonlar iktidara çalıştı. Türk siyasetinde görülmemiş bir şekilde asker üniformasıyla, vali ve kaymakamlar da sahadaydı.

Bütün bu orantısız ve haksızlıklarla dolu sürece rağmen iktidar, kaybetti.

Türk Milleti tehlikeli gidişe dur dedi. Daha 10 ay önce kıl payı fazla verilen oyla tercihini tersine kullanmıştı. Bu sefer Meclis’te kullanamadığı denetim yetkisini yerel yönetimler aracılığıyla kullanmayı tercih etti.

Seçim sonuçlarını değerlendirirken, partilerin aldığı oy oranlarının on ay önceki genel seçim sonuçlarıyla karşılaştırılması aranın yakınlığı itibarıyla mümkün görünüyor. En azından fikir verecektir.

2023 Genel Seçimleri

AKP              : %36,30

MHP            : %10,30

YRP              : %2,90

CHP             : %25,80

İyi Parti       : %9,90

Yeniden Sol Parti (DEM Parti): %9

2024 Yerel Seçimleri

AKP              : %35,49

MHP            : %4,99

CHP             : %37,77

İyi Parti       : %3,76

YRP              : %6,19

DEM Parti : %5,70

(Partilerin tamamı her seçim bölgesinde seçime girmemiş olsa bile, eldeki veriler bu kısa süre içinde anlamlı bir değerlendirmeyi mümkün kılmaktadır.)

CHP’de 11,97 puanlık bir artış görülüyor. Bu artışı sağlayabilecek partilerdeki azalmanın oranı DEM’de %3,30, İyi Parti’de %6,14, MHP’de %5,31. İyi Parti ve MHP’nin toplamı %11,45’tir.

DEM Partisi’ndeki azalmanın tamamının CHP’ye gittiği düşünülse bile %8,15 oranındaki artışın, İyi Partili ve MHP’li seçmenden geldiği kuvvetle muhtemeldir. Ancak bölücü siyasetçiler arasında AKP’ye destek isteyen güçlü isimler de olmuştur. Dolayısıyla DEM oylarının bir kısmının AKP’ye gitmiş olduğunu düşünmek hiç de yanlış olmaz. Hatta CHP’ye verilenden daha fazlası bile olabilir.

Bu düşüncelerle CHP’deki artışın %10’a yakınının milliyetçi seçmenin oyları olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu seçmeni başka partilere yönlendiren hususların başında, partilerindeki yönetim tercihleri gelmektedir. Bu seçmenin CHP’ye yönelmesi de daha güçlü başka bir alternatif olmamasındandır. Bunun yanında Mansur Yavaş’ın CHP’de olması da alternatifsizlik kadar etkin bir faktördür.

Elbette bu seçmenler arasında da kızan emekliler vardır. Elbette ağır ekonomik bunalımın altında ezilmektedirler. Fakat Türk milliyetçisi için daha önemlisi Türk Milleti’ne yaşatılan büyük iç ve dış sorunlardır. Türkiye, dış politikada her geçen gün biraz daha savrulan ülke görünümündedir.

Meydanlarda olanlar

Öncelikle bu oylar CHP’de emanettir. Bunu Özgür Özel de söylemektedir. Gelen oylar CHP’nin kendi oylarının yaklaşık üçte biri kadardır. Sadece bu seçim için verilmiştir. Belki içinden eser sayıda kalacak seçmen olabilir. Ancak kanaatim o ki tamamına yakını sadece bu dönem için verilmiştir. Özellikle CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’nun “Zafer konuşmaları” bu düşünceyi, şimdiden,  teyit etmektedir.

Gerek Özgür Özel gerekse İmamoğlu’nun konuşmalarında Türk adı hiç geçmedi. Ya Türkiye dediler veya ismi söylenmeden “millet” dediler. Özgür Özel ”Farklılıklar zenginliğimizdir” dedikten sonra, “milliyetçi demokrat, muhafazakâr demokrat, Kürt demokrat…” diyerek etnisiteye de vurgu yaptı.

İstanbul’da Saraçhane’de konuşan Ekrem İmamoğlu da konuşmasına, “Bu şehrin dillerine hayırlı olsun” diye başlamış ve “Bu şehrin her ferdine, her inancına, Alevi’sine, Caferi’sine, Şafi’sine, bütün mezheplerine… bu şehrin Kürtlerine, Çerkez’ine, bu şehrin her etnik kökenden insanına, inançlarına, Hristiyan’ına, Musevi’sine, Ermeni’sine, Süryani’sine hayırlı olsun” diye devam etmiştir. Hâlbuki İstanbul Türk şehri, dili Türkçe, İstanbul halkı da Türk Milleti’nin onurlu birer üyesidirler.

Her iki konuşmadaki farklılıklara ve etnik kimliğe yapılan vurgular, CHP’nin millet anlayışını ortaya koymaktadır. Hâlbuki Türk Milleti bir ve bütündür. Bugünkü CHP’nin bu anlayışının, Atatürk’ün kurduğu CHP’den farklılığı bariz ortadadır.

İnançların etnisitelerle karıştırılması bir yana, Lozan Antlaşması’yla belirlenmiş azınlıklarımızın  da konuşmanın içinde sayılmasının garabeti kendini göstermektedir. Onlar bizim vatandaşımızdırlar ve azınlık hakları dışında zaten eşit haklara sahiptirler.

Bu kadar ayrılıkçı cümleler ya bilgisizlikle ya da özellikle tercih edilen bir politika için kullanılabilir. Her ikisi de Türkiye ve Türk Milleti için 22 yıldır süren ve Türkiye’nin başına çok büyük işler açan AKP politikaları kadar tehlikelidir.

Meydanlarda olmayanlar da var

Meydanlarda olmayan Türk devlet geleneğiydi. Seçim boyunca ortalıkta görünmüyordu, kaybolmuştu. Hoş uzun zamandır yoktu fakat seçim boyunca hiç görünmedi. Bakan adı verilmiş sekreterler esnaf ziyaretindeydi.

Kaybolanın sadece Türk devlet felsefesi olmadığı seçim gecesi ortaya çıktı. Egemenliğin sahibinin ismi de kaybolmuştu. Türk Milleti hiç duyulmadı. Sanırsınız ki seçim yapan millet yeni doğmuş da ona daha bir isim verilememişti. Seçim sonuçlarının heyecanı içinde hiç fark edilmedi.

Yirmi iki yıllık siyasi yolculuk Türk Milleti’ni bugünkü ağır şartlara getirmiştir. Buradan çıkışın yolu, toplumda yaratılmış suni farklılıkların üzerinden konuşmak değildir. Böyle konuşmalar toplumdaki yarılmaları derinleştirir. CHP yönetimi bu oyların emanet olduğunu unutmamalıdır. Aksi takdirde oy verenlerin “Ya bir yol bulacağı ya da bir yol yapacakları” yaratılışlarındaki özelliklerindendir. Önümüzdeki iki yıl içinde bir erken seçim ihtimâli de çok güçlüdür.

Bütün bunları CHP içindeki yedieminler de düşünmelidirler. Yediemin, “Birkaç kişi arasında ihtilâflı olan bir malın ihtilâfın halline kadar emânet olarak bırakıldığı kimse, güvenilir kimse.” demektir. Onlar Türk Milleti adına bu görevi yerine getirmektedirler.

Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı