Güvenli açlık – Yusuf İpekli Yazdı

Şu günlerde kim ne düşünürse düşünsün, kim ne söylerse söylesin, kim kendini nasıl kandırırsa kandırsın insanımızın iki önemli sorunu var.
1. Açlık
2. Güvenlik
Bunu bir anlamda “GÜVENLİ AÇLIK” diye tanımlamak mümkün.
Açalım.
İnsan var olduğu günden bu yana iki değişmez ihtiyacıyla mücadele etmiştir.
Açlık ve Güvenlik.
Diğer ihtiyaçlar “aç ayı oynamaz” misali bu iki unsurun arkasından gelir.
Milletin gündemi besbelli iken bakın memlekette neler yaşanıyor neler?
Diyelim ki, hasta oldunuz. Herhangi bir devlet hastanesine başvurdunuz.
Tıklım tıklım ortamda, sıra bulup muhataba ulaşabilirseniz ilk soru şu olur: “Neyiniz var?”
Kalbim çarpınıyor. Midem bulanıyor. Başım dönüyor. Halsizim. Ağzım kuruyor. İştahım kapalı.
Peki, önce akciğer filmi. Kan tahlili. Oksijen takalım, serum bağlayalım. Ama siz mutlaka tam teşekküllü başka bir bölüme gidin. Çünkü bizim burada şikayetlerinizi giderecek alet edevat yok.
Para kazanma konusunda bir biriyle yarışan üniversite hastaneleri pahalı, özel hastane daha da pahalı.
Sonuç: “Paran varsa yaşa, paran yoksa paran kadar yaşa.”
***
Trafikte seyir halindesiniz. Hiç suçunuz olmadığı halde biri geldi aracınıza bodoslama vurdu.
Kaza raporu diyor ki, suçunuz yok. Karşı taraf sekizde sekiz suçlu.
Dolayısıyla hasarsızlık bozulduğu için aracınız üzerinden değer kaybı hakkı oluştu, değil mi? Bu kaybı kim karşılayacak? Karşı tarafın sigortası.
Tüm evraklar tamam. Üstelik avukatınız aracılığıyla sigorta şirketine başvurdunuz. Biliyoruz ki, sigortanın hemen veya makul bir süre içinde ödeme yapması gerekiyor.
Sigorta şirketi ödeme yapmıyor. Avukatınız bastırıyor ama sonuç sıfır.
Neden?
Şirket diyor ki, haklısınız. Ödeme yapacağız da, ne zaman belli değil. Ama müvekkilim mağdur. O zaman dava açın.
Açalım da, bir sigorta davası iki üç yılda sonuçlanıyor. İstinaf filan derken alacağınız para pula dönüyor.
Neymiş efendim; mahkemelerde iş yükü fazlaymış. Daha öncelikli dosyalar varmış. Acalen ne imiş…
Yahu memlekette çürümedik bir yer kalmadı, nereye el atsak elimize yapışıyor.
O zaman; “Yan ağla, dön ağla…”
***
Ülke yangın yeri değil mi? Vergiler can yakıyor. Bir paket sigaranın yüzde seksen altısı, bir litre benzinin yüzde altmış sekizi vergi. İşçinin, memurun, emeklinin maaşından kesilen verginin haddi hesabı yok. Giderin vergisi, verginin KDV’si, verginin vergisinin KDV’si…
Altmış yaş ve üstünde olanlar iyi bilir.
12 Eylül faşist askeri darbesinden önce sokaklar, caddeler gece gündüz demeden cesetlerle dolardı. Kardeş kardeşi çeker vururdu. Can güvenliği sıfırdı.
Haydi onu anladık. Bugünkü şeriat sevicilerinin önünü açtılar.
Ya günümüzdeki kadın cinayetlerine, trafik canavarlarına, aile içi facialara, mafya hesaplaşmalarına, psikopat katliamlarına, elini kolunu sallaya sallaya sokaklarda gezerken adam öldüren, kadına tecavüz eden, polis bile vurabilecek noktaya gelen suç makinelerine, modern dolandırıcılara, beyin yıkayan dizilere, şiddeti özendiren sanal oyunlara ne demeli?
Olsun, bizim dünya lideri başkanımız var. Halk bunları bilmez, çünkü halkın ufku dar…
Hem biliyor musun, bugün Nobel Ekonomi Ödülü alan bilim insanı Daron Acemoğlu ne diyor: “Seçkin bir grubun gücü ele geçirip kaynakları sömürdüğü ülkeler fakirleşir.”
Kime ne?
O’nda iki önemli gündem mevcut.
1. Anayasanın değiştirilerek devletin çağ dışı zihniyete büründürülmesi. Bu yolla reise ömür boyu başkanlık yolunu açmak. Yetmez kendinden sonra işaret edeceği kişinin başkan olmasını sağlamak.
2. İsrail ülkemize saldıracak diyerek korku yayıp siyasi menfaat temin etme. Bu yolla başkanlık süresini olabildiğince uzatma.
Sonra Köfteci Yusuf, domuz eti, kabine de değişiklik. DEM’e el, toprak susuz, dağlar kel.
Eee, ya güvenli açlık?
Onu asla mesele etmemek lazım.
Çünkü, ne diyor Diyanet İşlerinin başında dua bilmeden oturan muhterem: “Yoksulluk kaderdir. Vallahi kaderin en güzeli. Sakın isyan etmeyin. Hamdedin ki, cennetteki yeriniz garanti olsun. Hem cennette huriler, bin bir çeşit nevaleden oluşan sofralar sizi bekliyor.”
Tam da güvenli açlık değil mi?
Üstelik NAS sayesinde!
- YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN








