Adalet Mülkün Nesidir? – Melih Demirel Yazdı

‘’Medeniyetin ilk şartı adalettir. Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.’’
Sigmund Freud
‘’ Hak, Hukuk, Adalet’’…
Üç kelime , tek cümle. Söylemde basit eylemde zor. Özellikle son yirmi iki yılda, neden çokça dile getirdiğimizde malumunuz… Kuma gömülü kafalar, üç maymunu oynayanlar, ve adaletin bir gün herkese lazım olacağını algılayamayanlar hariç, hepimiz yaşadık, yaşıyoruz ve endişe duyuyoruz. Her hafta biriniz ikiniz, bir gün hepiniz edasıyla, amansız denizlerde alabora olmaya mahkum hukuk gemisinin talihsizleri bu hafta, Halk Tv’nin yürekli gazetecileri oldu. Barış Pehlivan, Serhan Asker, Seda Selek, Kürşad Oğuz ve Suat Toktaş… Suat Toktaş tutuklandı. Diğer dört isimde ‘’Denetimli Serbestlik’’ kervanına katıldı. Suçları ise (………) siz doldurun, merhamet gemisinin hala içlerinde umut olan, Hak, Hukuk ve Adalete inanan sevgili yolcuları…
***
Dün, Cumhuriyet Halk Partisinin 7.Genel başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu çalışma ofisinde ziyaret ettim. Genel başkanla muhabbet ederken, konu haliyle her gün bizi diğer güne göre daha da şaşırtan ‘’Hukuk’’ Olaylarıydı. 2017 yılına gittik. Adalet yürüyüşüne. Yakın tarihte yapılan en büyük sivil eyleme. Genel başkanı aktif görevindeyken eleştirdiğim çok olmuştur. Ancak mücadelesini de inkar etmek, yiğidi öldürüp, hakkını yemek olur. ‘’Adalet’’ yürüyüşü bu mücadelenin en büyük fiili gerçeklerinden biridir ki, cılızlaşan, yumuşayan, muhalefet odaklarının yarattığı günümüz sonuçları ile de kendini mumla aratır. Belki kazanılamamıştır ancak dövüşülmüştür.
2017’den bu tarafa geçen sekiz yılda ise geldiğimiz daha vahim nokta, takdiriniz ve yaşadıklarımızdır.
***
‘’Korku, insani bir duygudur. Korkun lakin korkunun esiri olmayın. Korka, korka cesaret gösterin.
Cesaret de korku gibi bulaşıcıdır. Hangisini yayacağınıza zekanız, hayalleriniz ve karakteriniz karar verir.’’ Diyordu Terkoğlu. Katılıyorum. Korku insani ve vicdanidir.
Korkuyoruz ancak kendimize münhasır değil bu korku. Bu işlerin nereye varacağından korkuyoruz. Korkuyoruz, çocuklarımızı yetiştirirken, etraflarına mecburen ördüğümüz güven duvarının yıkılıp altında kalmalarından. Korkuyoruz, düşünürü, gazetecisi, siyasisi apar topar gözaltına alınıp tutuklanırken, sokaklarda sayfa sayfa suç kaydıyla dolaşan, katilinden, tecavüzcüsünden, hırsızından, arsızından…
***
Erdal İnönü, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Turgut Özal’lar a çarşaf çarşaf siyasi hiciv yapılıp hoş karşılandığı, gazeteciliğin suç olmadığı, eski Türkiye diye birilerinin beğenmediği ama mumla aranılan günlerden, bir yazı kaleme alırken bile, kanun kitabelerine yaptırımı olur mu diye baka baka ruhsatsız avukatlara dönüştüğümüz, kelime cambazı olduğumuz günlere…
***
Kaç cezaevi daha yapılır… Kaç koğuş daha açılır… Kaç demirci daha harıl harıl çalışır, kaç milyon demir üretir de, o gri duvarlara konulup adı mahpus olur… Kaç genç daha, iş bulamayıp gardiyan olur… Kaç kelepçe daha vurulmayı bekler… Kaç savcının daha kalemi soğumaz… Kaç hakim daha karar verir… Kaç Gazeteci, Aydın, Siyasi daha sırasını bekler… Bilmiyorum…
***
Bahçede gözü kapalı ‘’Themis’’ heykeli, terazisi kırılmış… Gir içeri… gri koridorlar, cübbesi ‘’ düğmesiz’’ beyler, hanımlar. Geçince mübaşiri varırsın ‘’Kader’’ odasına. Kaldır kafanı, bak mavi gözlü devin altında ki yazıya…
– Sahi… Adalet Mülkün nesiydi?








